anne bebek dostu, çalışan annenin yemek kitabı

Mutfakta Kısa Yollar..

Evde zamanı az olan çalışan bir ebeveyn misiniz? Sağlıklı yemeyi seviyorsunuz ama mutfakta saatler geçirmek hoşunuza gitmiyor mu? Mutfakla aranız iyi değil ama dışarıda yemekten de sıkıldınız mı?

İşte size mutfakta kısacık zamanda hem sağlıklı, hem kolay hem de leziz yemekler yapmanız için 7 pratik öneri.

Öneri mi dedim ön hazırlık demek istedim. 🙂

1-Dondurulmuş doğranmış soğan & sebze

Her yemeğin olmazsa olmazı soğan, yemek hazırlığında en çok vaktimizi alan işlerden biridir. Ben haftalık hatta bazen 10 günlük soğan ihtiyacım için bir gün belirliyorum. Soğanları rondodan geçirip birer porsiyonluk paketleyip buzluğa koyuyorum. Burada püf noktası soğanları rondoda çok suyu çıkmayacak şekilde kıymak ve paketleri (çabuk çözünmeleri için) biraz yassılaştırmak.

Sebzeleri de yıkayıp, kesilmiş ve porsiyonlanmış dondururabilirsiniz veya marketten dondurulmuş ayıklanmış sebzelerden temin edebilirsiniz.

2.  Dondurulmuş haşlanmış baklagiller

Nohut, kuru fasulye, mercimek, hatta buğday toplu bir haşlama, ardından bir porsiyonlama ve dondurma operasyonu ile acil durum dostu. İsterseniz ızgara et’in yanına salata yapın, isterseniz daha önce dondurduğunuz soğanlarla buluşturup harika bir Türk yemeğine imza atın.

3. Düdüklü tencere

Bir düdüklü tencereniz yoksa mutlaka bir tane edinin derim. İster yemek pişirin, ister baklagillerinizi haşlayın, isterseniz buharda pişirin, buhar basıncının gücü, gücünüze güç, zamanınıza zaman katar.

4. Tarhana, Erişte

Tarhana ve erişte ile harikalar yaratmak için içinizdeki sanatçıyı serbest bırakın. Kıymalı veya peynirli fırında erişte, hatta erişteli tarhana çorbası 🙂 kombinasyonlar hayal gücünüzle sınırlı. Tarhananın içine her seferinde farklı baharatlar koyarım, bazen şehriyelisini yaparım. Bu hazır gıda emperyalizmine dayanan kahraman ikilidir, geçmişin bilgi ve tecrübesini geleceğe taşırlar. Benim gibi yapmayı bilmeseniz de mutlaka evde bulundurun derim.

5. Dondurulmuş kavrulmuş kıyma/et

Soğanı hazırladık, sebzeyi hazırladık. Dondurucu da bekliyorlar. Bir de etimizi, kıymamızı kavurup dondurursak bu iş bitmiştir.

6. Tabii ki konserve

Yazın tazeliğini kış’a taşımanın en pratik en sağlıklı yolu konserve. İstediğiniz sebzeleri, ister sade olarak isterseniz farklı ikililerle konserve yapabilirsiniz. (Tamam yapamıyorsanız yaptırsanız da olur :))

7. ve günü kurtaran dondurulmuş hamur işleri

Türk mutfağının olmazsa olmazları hamur işleri. Sarılmış, kızartılmaya hazır sigara böreği, mantı buzluğun olmazsa olmazları. Ben bazen poğaçaları da bolca yapıp ikişer üçer paketleyip derin dondurucuya koyuyorum. Oğlumla, evden çıkarken çantama bir paket atıyorum, nerede, ne zaman acıkacağımız belli olmaz.

Bunlar benim en sık kullandığım mutfaktaki kısa yollarım. Bunlardan başka eminim sizlerin de uyguladığı pratik onlarca yöntem daha vardır. Siz de bu yazının altında paylaşmak isterseniz, beraberce listeyi genişletebiliriz.

NOT: 15-20 dakikada yemek pişirebilmek için öncesinde tabii biraz emek pardon ön hazırlık gerekiyor..

Advertisements
anne bebek dostu, çalışan annenin yemek kitabı

Günü Kurtaran Kahraman Mercimek Salatası

Çalışan annelere günü kurtaran, hem sağlıklı hem pratik hem de nefis bir salata. Hazırlama süresi 10 dakika.

Baklagilleri haşlayıp, belli porsiyonlara bölerek buzdolabında derin dondurucuda saklıyorum. Zamanım olmadığında ya da o gün hiç de yemek yapacak enerjide değilsem, haşlanmış baklagilleri buzluktan çıkarıp nefis bir salata yapıyorum. Yanına isterseniz ızgara somon, kırmızı et veya tavuk ile harika besleyici ve pratik bir akşam yemeği yaratmak mümkün.

Dün akşam menümüzde mercimek salatası vardı. Mercimeği de dün haşladım. 15-20 dakikada haşlanıyor. Biraz diri kalınca salatada daha güzel oluyor.

Malzemeler:

1 su bardağı kadar haşlanmış mercimek

1 adet orta boy domates (1cm kadar küp şeklinde doğranmış)

2 adet salatalık (1cm kadar küp şeklinde doğranmış)

Bir tutam maydanoz (ince kıyılmış)

1/2 adet renkli biber (1cm kadar küp şeklinde doğranmış)

1/2 adet kırmızı soğan

1-2 adet taze soğan

sosu için

tuz

karabiber

balsamik sirke (sirke sevmiyorsanız limon veya nar ekşisi ile de deneyebilirsiniz)

zeytin yağı

Hazırlanışı:

Tüm malzemeleri bir kasede karıştırıyoruz. Sos malzemelerini de ayrı bir kasede karıştırıp birleştiriyoruz….

Afiyet olsun.

anne bebek dostu, annebebekdostu tatil

Bir göçmen annenin ilk tatili

Çok değil. Göçüp gideli 4 ay oldu. Yeni hayata uyum sürecinde en çok ihtiyacım olan şey “insan” oldu. Sevdiğim, bildiğim, tanıdığım, güvendiğim insanlar, bir telefonla kahve içeceğim dostlar… Özledim hepsini.

Is hayatıma başladığımdan beri ilk kez “3 hafta” tatil yapma fırsatı buldum. Taze bir göçmen olarak ilk tatilimiz için düştük memleket yollarına. Yanımıza az eşya, çokça özlem aldık.

Uçaktan iner inmez memleketin inlediğini, ağladığını duydum sandım. Bu hüzne o kadar alışmıştı ki memleketimin kulakları, benden başka kimse dinlemiyordu.. Sonra anladım ki kimse, hiç kimseyi dinlemiyordu. Dinlemek denilen şey, susmak ve konuşma sırasının gelmesini beklemek olmuştu.

Vakit nasıl geçti, 3 hafta nasıl bitti anlamadım. 3 gün orada, 5 gün burada, biraz aile, biraz dostlar bölüştük zamanı, bitiverdi.

3 haftanın sonunda büyük bir duygusal enkaz ile donuyorum evime; 3 boşanma, 1 kararsız gelecek, 1 göç daha, 2 ailenin kollarından çekiştirdiği bir çocuk, bir kaç empati yoksunu ilişki ve bir avuç mutsuz insan…

Her bir kalbi tek tek sarmalamak, kucaklamak istedim. Her bir yaranın içini bolca şefkat ile doldurup dikmek, kapatmak istedim. Her bir yalnızlığa hıçkırarak ağlamak istedim. Hiç birini yapmadım. Yapamadım.

anne bebek dostu, çalışan annenin yemek kitabı

Kıtır ekmekli harikalar

Şimdi size “kıtır ekmeğin” karmaşık tarifini vereceğim 🙂 demeyeceğim.

Uzun zamandır yapmadığım için ne kadar harika olduklarını unuttuğum kıtır ekmekleri, geçen gün arkadaşım Ayşe’de görünce, tekrar unutmayayım diye şuraya not bırakayım istedim.

Nasıl yapıldıklarını ve çorbalarda ne harika olduklarını tüm anneler bilir. Ayrıca salatalarda da harika olurlar. Ben bir kase yoğurdun üstünde de bayılıyorum kendilerine. Hatta bazen bir kase kıtırın eşlik ettiği içeceğimin keyfini sürüyorum. 2,5 yaşındaki oğlum da kıtır kıtır yemeye bayıldı.

Hazırlanışı:

Bol miktarda bayat ekmek. (Ekşi mayalı ve odun fırınında pişen ekmeklerden daha bir leziz oluyorlar, benden söylemesi) Küp küp doğrayarak tepsiye koyuyoruz.

Üzerine bolca zeytin yağı gezdirip, istediğimiz baharatlardan serpiyoruz. (Karabiber ilk tercihim ve biraz çiprika (çıprisa, sater otu, çuprika)

200 derece fırında 10-15 dakika vee afiyet olsun.

anne bebek dostu, çocuk gelişimi

anne olmak çok kolay

Aslında anne olmak çok kolay…

Başlangıcı hepimiz biliyoruz, ardından 38-40 hafta karnımızda taşıyoruz, sonra bir kaç saat doğum sancısı çekiyoruz veee anne oluyoruz. Belki sosyal hayatımız etkileniyor, belki uykularımız az ve düzensiz oluyor. Artık kendimizden çok düşündüğümüz biri daha oluyor hayatımızda. Ve bunların hiçbiri bize zor gelmiyor.

Zor olan, iki kişi yaşamaya zar zor ikna olduğumuz (bazen olmadığımız) evimize farklı ihtiyaçları, beklentileri ve farklı kişiliği olan yeni bireyleri kabul etmek ve evimizi gerçek anlamda onlarla paylaşmak. Tabiki hepimizin bir yaşam tarzı ve buna uygun ev düzeni var. Tabiki çocuklarımız da bu düzenin bir parçası. Ancak evimizin bu küçük bireylerinin ihtiyaç ve tarzlarına da saygı duymak zorundayız. Lavaboya uzanamıyorsa bir tabure koymak bizi de onu da çok rahatlatır. Çocuğumuza bir oda vermişsek, hoşumuza gitmese de kendi alanında, kendi düzenine saygı duymalıyız.

Zor olan, yorgun, üzgün veya öfkeli olduğumuzda, kendi duygularımızın farkına vararak, ailemize karşı sabırlı ve hoşgörülü olabilmek.

Zor olan, örnek olmak. Çocuklarımız için hep daha iyisini istiyoruz ve bunun için çabalıyoruz. Ve sonuç için hep endişeliyiz. Bunun için endişelenecek kadar ilgili bir anneyseniz merak etmeyin “en kötü bizim gibi olacaklar”. Bir ata sözümüz bile var armut dibine düşermiş. Çocuklar onlara ne söylediğimizle, ne aldığımızla, ne sağladığımızla değil bizim nasıl olduğumuz ve çocuklarımıza ne hissettirdiğimiz ile şekillenirler. Eğer sizin kitaplığınızda hiç kitabınız yoksa ve okumuyorsanız, çocuğunuza istediğiniz kadar kitap alın, istediğiniz kadar oku diye ısrar edin, büyük ihtimalle okuyan biri olmayacaktır.

Zor olan, kendi ihtiyaçlarımızın bile farkında olmadan, kendi ihtiyaçlarımızı bile karşılayamadan başka birinin ihtiyaçlarının karşılanmasının sorumluluğunu taşımak.

Zor olan, insan olduğumuzu, hata yapabileceğimizi, mükemmel olmadığımızı ve mükemmel olmak zorunda olmadığımızı kabul etmek.

Zor olan, dinlemek. Karşımızdakinin ağzından çıkan sözlerinin arkasındakini dinlemek. Beden dili ne diyor? Ses tonu ne söylüyor? Gözleri neler hayal ediyor? Neler hissediyor, duygusu ne? Gerçekte neye ihtiyacı var?

Zor olan kendi hayatlarımızdan bir şeyler feda etmeden, küçücük yüreklere dokunabilmek. Fedakarlık yapmadan onlara koşulsuz sevgimizi verebilmek…

anne bebek dostu, çalışan annenin yemek kitabı, sağlık

anne yapımı çocuk dostu dondurma tarifi

Sıcaak, çok sıcak bir yaz (2018). Londra bile son yılların en sıcak günlerini geçiriyor. Haftalardır tek damla yağmur yağmıyordu.

Sizin evinizde de dondurma delisi bir (veya daha çok) çocuk varsa  ve siz de benim gibi şekerden kaçınan bir anneyseniz tam size göre bir tarifim var. Üstelik hem sağlıklı hem de çok kolay. Biz neredeyse her gün, dondurma yaparak mutfakta birlikte keyifli dakikalar geçiriyoruz.

IMG_3882

Malzemeler;

100-150 gr dondurulmuş meyve.

İstediğiniz meyveleri, kendiniz de dondurabilirsiniz ona da zamanınız yoksa dondurulmuş meyveleri süpermarketlerde bulmak mümkün. Meyveleri kendiniz donduracaksanız yaklaşık 1cm büyüklüğünde doğradığınız meyveleri topak olmayacak şekilde tek tek dondurmanız daha iyi olur. Böylece mutfak robotunun bıçaklarına zarar vermemiş olursunuz.

IMG_3883.JPG

2 çorba kaşığı yoğurt. (süzme olursa kıvamı daha iyi oluyor)

Hazırlanışı;

Dilediğimiz dondurulmuş meyveyi mutfak robotuna koyarak püre kıvamına gelinceye kadar parçalıyoruz, ardından yoğurdu ekleyip bir 30 saniye daha karıştırıyoruz.

Sonra servis kasesine alıp, afiyetle yiyoruz..

Not: Babalar için yoğurt ile birlikte bir miktar toz şeker veya pudra şekeri ilave edilebilir.

Benim tercihim kırmızı meyveler; çilek, yaban mersini, ahududu ve böğürtlen. Hem tadı hem kıvamı harika oluyor.

Bu tarifi yaz bitmeden mutlaka deneyin derim.

Afiyet olsun..

anne bebek dostu

Çalışan Anneden Tam Zamanlı Anneliğe Geçiş Travması

Dakikalar önce içimi çeke çeke, hüngür hüngür ağladım. Gözümün yaşı kurumadan, duygularım, günlük aktivitelere savrulup yok olmadan yazmak istedim. Yazarak içimdekilerin hepsini çıkarmak ve rahatlamak istedim.

Çocukluğumda ve gençliğimde hep çok meşguldüm, spor yapıyor, dergi çıkarıyor, okula gidiyor, sivil toplum kuruluşlarında (evet benim çocukluğumda sivil toplum örgütleri vardı) gönüllü çalışıyordum. İş hayatımda hep çok daha yoğun ve daha fazla meşguldüm. Hafta içi işe, hafta sonu kurslara gidiyordum.

Anne oldum. Durdum…

Bu durma bana iyi geldi. “Durmak” diye bir şeyin var olduğunu öğrendim. İçimde oldukça yaratıcı, üretken ve girişken biri varmış, onu tanıdım, sevdim. Ne yazık ki bu durma çok uzun sürmedi, minik bebeğim 6 aylıkken işe döndüm. Bebeğimin bana ihtiyacı vardı, benim de ona ve onunla geçirdiğim zamana. Gizli bir suçluluk duygusu sardı, sarmaladı beni. Birlikte daha çok vakit geçirmeliydik, ikimiz de ayrılığa hazır değildik ancak o günlerde elimden bir şey gelmedi.

Bundan yaklaşık 3 ay önce eşim ve artık 2,5 yaşındaki oğlumla beraber, İstanbul’daki evimizi, işlerimizi, arabalarımızı, motosikletimizi, ailemizi, eşimizi, dostumuzu, Türkçe’yi, beyaz peyniri, güneşli yaz günlerini, kısacası “bir hayat” bırakarak Londra’ya taşındık. (Neden taşındık ayrı bir yazı konusu olsun).

Ben yine durdum. İlk haftalar yerleşme, anlama, destek olmalarla çok keyifli ve hareketli geçti. Sonrasında uzun bir tatildeymişiz gibi yavaş ve rahat geçti. Tüm günü ailemle geçirmek harikaydı. Evde olmak güzeldi. Günler geçtikçe birbirimize daha çok alıştık ve bağlandık. Sonra bir gün tatil bitti, eşim işe başladı. Oğlum birden bire bana bağımlı oldu. Tek başına uyuyamaz, gece kalkıp ağlayarak yatağıma gelir oldu. (Doğduğundan beri odasında tek başına uyuyan çocuk nasıl bu hale gelebilirdi?) Kreşe başlamasına karar verdik. Böylece sosyal ihtiyaçları daha doyurucu  karşılanacak, dile ve kültüre hızlı adapte olacaktı ve ben de çalışabilecek, üretebilecektim. Günlerimiz beraber kreş aramakla ve parklarda piknik yapmakla ve beraber gittiğimiz oyun gruplarında geçti. Kulağa mükemmel geliyor değil mi? Kreşe gitmek için can attığını, çok sosyal ve kendi ihtiyaçlarını kendi karşılayabilen bağımsız bir çocuk olduğunu belirtmek isterim. Bulunduğumuz bölgede kreşlerin uzun bir bekleme listesi var, o yüzden 2 ay geçmesine rağmen bir kreşe yerleştiremedik. (“Londra’da kreş bulmak” da ayrı bir macera olduğundan onu da ayrıca yazacağım)

Bu süreçte ben yavaş yavaş tükenmeye başladım. Hayatım, yemek yapmak, ev işleri ve oğlumla ilgilenmek üçgenine sıkışmıştı. Dahası kendi kişisel ve sosyal ihtiyaçlarımı karşılayamıyordum. Ve çalışamıyordum. Bugüne kadar hiç sesimi yükseltmemiş bir anne olan ben sık sık kendimi sesimi yükseltirken bulmaya başladım. Herşey karşı sabrım gitgide azalıyordu.

Şuna gönülden inanıyorum ki sakin ve mutlu çocuklara sahip olmanın yolu “mutlu bir anne” olmaktan geçiyor.

Sonunda geçen hafta yarım gün çalışan ve üstelik evimize yakın bir kreş bulduk. İlk birkaç gün birlikte gittik, ikimiz de çok mutluyduk. Ta ki onu dışarıda bekleyeceğimi söylediğim ana kadar. Ben odadan çıkmadan çılgınca ağlamaya başlıyor ve dakikalarca sakinleşmiyordu. Konuşmayı denedim, işe yaramadı. Herkes alışacağını söylüyordu. Ama öyle olmadı. Bugün kreşin müdürü galiba hazır değil en iyisi eylülde tekrar getirin dediğinde çöktüm. Oğlumu aldım, kreşten çıktım, en yakın banka oturdum ve hüngür hüngür ağladım. Kendim için ağladım. Yavaş yavaş yok oluyormuşum gibi hissettim. Fiziksel ve duygusal ihtiyaçları karşılanmayan bir anne nasıl mutlu çocuklar yetiştirebilirdi…..

Bir yanım evde oğlumla olmaktan çok mutlu, diğer yanım çalışmalısın üretmelisin diyor. Şunu biliyorum ki tam zamanlı hatta fazla zamanlı bir anne olarak, çocuğuma ayırdığım sınırlı zamanın altında ezilerek vicdan azabı çekmek istemiyorum. İkisinin arası mutlu bir annelik mümkün biliyorum.. Arıyorum..

Geçiş dönemi öncesinde de biliyordum;  bu, yaşanması gereken bir süreç. Bunları yaşamak beni daha dayanıklı ve güçlü yapacak ve hepsi geçecek. Oğlum alışacak, ben alışacağım. Kendimize yeni bir konfor alanı inşa edeceğiz ve bugünlere dönüp baktığımızda yeni duygularla hatırlayacağız… Yine de bugün yaşadıklarımın bugünkü etkisini azaltmaya yetmiyor hiçbiri. Bu dönemi de aynen yaşanması gereken bu şekilde tecrübe edecegiz..

Sevgiler,

annebebekdostu

 

anne bebek dostu, sağlık

Ingiltere Sağlık Sistemi vs Türk Sağlık Sistemi (göçmen annenin günlüğü)

bright-cardiac-cardiology-433267.jpgHayatımızın yepyeni dönemi, Londra günlerimizin henüz çiçeği burnunda 5. haftasını yaşıyoruz. Yoğun, yorucu olduğu kadar heyecan dolu taşınma maceramızı kaleme alamadan sağlık sistemi ile giriş yapmak istedim.

Taşınma süreci hepimizi, en çok da 2 yaşındaki Meriç’i çok yordu. Yaklaşık 6-7 haftadır öksürüyor. Öksürmeye başladıktan bir süre sonra İstanbul’da özel bir hastaneye götürdük. Oğlumu muayene eden sevecen doktor ciğerlerinde bir şey olmadığını boğazından kültür alarak ihtiyaca göre antibiyotik verebileceğini söyledikten 3 dakika sonra elime içinde antibiyotik de olan kalabalık bir reçete tutuşturdu. Antibiyotiği aldım ancak vermedim, diğer öksürük şuruplarını da istemeyerek verdim. Küçücük bir çocuk için oldukça fazla değil miydi bu ilaçlar? Çevremdekiler beni kınayadursun ilaçları vermeyi reddettim. Öksürük devam etti. 1 hafta sonra Londra’ya geleceğimiz ve burada bir sağlık sistemine henüz kaydolmadığımız için tekrar -bu kez Edirne’de- özel bir hastaneye götürdük. Burada Meriç’i muayene eden doktor da ciğerlerinde bir şey olmadığını ve diğer ilaçları da bırakmamı söyledi. Öksürük ise şiddetle devam etti. Bense çocuğuma ilaç vermediğim için mutlu, öksürüğünü engelleyemediğim için de çaresiz hissettim. Günler ve haftalar geçti. Öksürük geçmedi.

İngiltere’ye gelmeden önce, herkes İngiltere’deki sağlık sistemini öyle kötüledi ki gelirken bir bavul da ilaç getirdik. Bu arada biz artık Londra’da yaşamaya başladık. Geldikten bir kaç hafta sonra GP* yani aile hekimi kaydı için başvurduk ve Meriç için bir randevu istedik. 10 gün sonraya randevu alabildik.

Geçmeyen, bitmeyen öksürük yetmezmiş gibi bir sabah yüksek ateş başladı. Ateş düşürücü şuruplarla, ılık duşla 40 dereceden 38.5 dereceye indirebiliyorduk. Saatler geçti durum değişmedi. GP’mizi aradık, durumu anlattık. Evde yapılabilecek herşeyi yapmışsınız diyerek en yakın hastaneye gitmemizi tavsiye etti. Akşam 20:30’da hastanedeydik.

Hızlıca bir kayıt işleminden sonra çocuk acil bölümüne yönlendirildik. İstanbul’daki lüks otel hizmeti sunan özel hastaneleri saymazsak, bu çocuk acil servisi bir özel hastane servisi gibiydi; çocuklar için oyuncaklar ve kitaplar, bekleyenler için su ve meyve suyu ikramı vb. Bekleme salonuna alındıktan 10 dakika sonra bir hemşire bizimle ilgilendi, ateşini, nabzını kontrol etti, bizi dinledi ve bir ateş düşürücü şurup vererek doktorun bizi 45 dakika içinde göreceğini söyledi. Beklerken ekranlardaki bir uyarı dikkat çekiciydi “Hastanemizin bu servisinde bir doktoru görmek için ortalama bekleme süresi 2-3 saattir” Neyse ki çok panik bir anne değilim sanırım bu uyarı biraz tedirgin etmekle birlikte sakince 45 dk-1 saat bekledik ve doktoru gördük. Haftalarca süren öksürük ve 15 saattir seyreden 40 derece ateş doktoru endişelendirmiş gibi görünmedi. Daha çok, biraz yüksek nabzı ile ilgilendi.

Toplamda 5 saat kadar hastanede kaldık. İdrar tahlili ve röntgen çekildi. Doktorlar aralıklarla bizimle ilgilendi, hemşireler ilgili ve güler yüzlüydü. Hastane tertemiz ve düzenliydi. Sonuç olarak bakteriyel bir enfeksiyon olmadığı tespit edildiği için antibiyotiksiz bir şekilde hastaneden ayrıldık. “6 saatte bir ibuprofen verin, ateş, vücudun viral enfeksiyonla başa çıkması için bir savunma mekanizmasıdır, geçmiş olsun” diyerek hastaneden uğurlandık.

Çok bekledik doğru, saatler sonunda geçmiş olsun diyerek zaten verdiğim ilaçlara devam etme tavsiyesi ile uğurlandık. Bunlar beni rahatsız etmedi, gerekli görülen tetkikler yapıldı, ilaçla ayrılmadığımız için de ayrıca memnunum. İstanbul’da ne zaman doktora gitmek zorunda kalsak, hiçbir tetkik yapılmadan antibiyotikli reçetelerle eve dönmek benim için oldukça stresli oluyordu. Uzun lafın kısası ben bu hastane deneyiminden memnuniyetle ayrıldım.

Hastaneden çıktığımızda gece 1 civarıydı. Taksi çağırdık, caddede taksiyi beklerken yağmur yağmaya başladı. Birden caddeye ara sokaktan lüks bir araba çıktı, bizi geçtikten sonra fark etti, ileride durdu, arabadan inen adam bizi evimize bırakmayı teklif etti. Taksi beklediğimizi söyleyerek teşekkür ettik. “Yağmur yağıyor ve çocuğunuz var, ben sizi evinize götürebilirim, üstelik ücretsiz” dedi. Tekrar teşekkür ederek taksimizin gelmek üzere olduğunu söyledik. Bu teklif bana insanlığa olan inancımı hatırlattı, çok duygulandım. Buradan tekrar o beyefendiye teşekkür etmek istedim….

GP tecrübemizi de ayrıca yazacağım…

Sevgiler, sağlıklı günler,

annebebekdostu

*İngiltere’de oturum hakkı olan her birey bir GP’den sağlık hizmeti alma hakkına ve hastanelerin acil servislerinden yararlanma hakkına sahiptir. Eğer süreli oturum hakkınız varsa, süresiz oturum alana kadar hastane hizmetlerine ücret ödemeniz gerekebilir. (NHS -National Health Centre–  web sitesinde bölgenizdeki tüm GP klinikleri görebilir, doktorlar ve klinikler hakkındaki değerlendirmeleri okuyabilir, yorumları inceleyebilir ve böylece hangi kliniği seçeceğinize karar verebilirsiniz.

anne bebek dostu, çocuk gelişimi

Çocuğunuz ağladığında ne yapıyorsunuz?

willowtree

Çocuklar ağladığında aklımıza ilk gelen ağlamasını durdurmak oluyor. Bunun için de herbirimizin farklı stratejileri/yönlemleri olmakla birlikte en yaygın olarak gözlemlediklerim; o an için ebeveynin sabrı varsa çocuğunu kucağına alıyor ve dikkatini başka bir yöne kanalize etmeye çalışıyor. Aaa  arabalara, kuşlara bak vb. veya o an yeterince sabırlı değilse kızarak çocuğun ağlamasını sonlandırmaya çalışıyor.Her iki durumda da yapılan çocuğun o an içinde bulunduğu duygu durumunu yok saymak ve duygusunu ifade etmesine engel olmak oluyor.

Çocuğumla benzer durumlar yaşadığımda ben şöyle davranmayı seçiyorum; onu kucağıma alıyorum, genelde hiç konuşmadan ağlamasına izin veriyorum. Bazen de “istediğin kadar ağlayabilirsin, istersen kucağıma gelebilirsin” diyorum.

Sakinleştiği zaman onu neyin üzdüğü konusunda konuşmak isteyip istemediğini sorabiliriz. Tabii onu anlatırken yargılamadan ve yorum yapmadan can kulağı ile dinlemek koşulu ile.

Böylece çocuğumuza duygularını tanıması ve onları yaşaması için alan açmış, fırsat tanımış oluruz. Ayrıca her koşulda ebeveyninin yanında olduğunu ve onu dinlediğini bilmek çocuğumuza güven verir.

Her seferinde aynı şekilde uyguladığınızda ve kararlı davrandığınızda bir kaç dakika içinde sakinleşmesini garantileyen bu yöntem denemeye değer.

NOT: Çocuğunuz,  sizin ona vermek istemediğiniz birşeyi almak için ağlıyorsa, bir süre ağladıktan sonra istediği şeyi vermeniz, bir sonraki sefer daha şiddetli ve uzun süre ağlamasına sebep olacaktır. Dikkat! 🙂

Sevgiler,

annebebekdostu

*Burada yazdıklarım, okuduklarım, araştırdıklarım, izlediklerim, gözlemlediklerim ve benim tecrübelerim ile sınırlıdır..

anne bebek dostu, çocuk gelişimi, kitaplık

Korktum, Kızdım, Mutlu Oldum

7B2C41CB-4DE9-4AA3-8909-2172E148641F

2-4 Yaş arasındaki çocukları, farklı duygularla tanıştıran bu kitabı, ben de en az 2 yaşındaki oğlum kadar sevdim.

Hangi olaylar onları mutlu eder, hangi durumlarda öfkelenirler, ne zaman ağlarlar? “Korktum, Kızdım, Mutlu Oldum” çocukların farklı duyguları tanımalarına olanak sağladığı gibi duygular arası geçişler de yaşadıklarına, yüz ifadelerinin ve beden dillerinin nasıl değiştiğine de dikkat çekiyor.

Duygularımızı yok saymak veya bastırmak yerine, onların farkına varırsak ve o duyguda bizde ne gibi değişimler meydana geliyor anlarsak duygularımızı yani kendimizi yani ilişkilerimizi daha iyi yönetebiliriz. Duygularımızı tanımayı, anlamayı ve yönetmeyi ne kadar erken öğrenirsek, hayat erken yaşlardan itibaren o kadar kolay olur.

Hayatla ilgili çok güçlü bir inancim var; hiçbirzaman herhangi bir şey için geç değildir. O yüzden bu kitabı çocuklarımızla okurken kendimiz için de çok iyi bir şey yapmış olacağız. 🙂

Keyifli okumalar…

annebebekdostu

NOT: Kitabı, Adore oyuncakçılarda bulabilirsiniz.