çalışan annenin yemek kitabı

babadostu tarçınlı pancake

Hep annedostu, hep bebekdostu mu olacak? Bu sefer “baba” için girildi mutfağa. Bir iş seyahati için uzak diyarlara gidecek olan eşimle güzel bir kahvaltı edelim sonra da tatlıyla taçlandıralım dedim. 5 dakikalık tariflerden pancake bu gibi durumlarda hayat kurtarır.

İşte babadostu pancake…..

Malzemeler:

1 adet yumurta (bu sefer tamamı)

1/2 su bardağı süt (yine keçi sütü tercih ettim)

2 çorba kaşığı toz şeker

1 çorba kaşığı irmik

1 tutam tarçın

1 çay kaşığı karbonat

aldığı kadar un (organik tam tahıllı buğday unu tercih ettim)

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırıp boza veya birazcık daha yoğun bir karışım elde ediyoruz. Yağsız krep tavasına kaşık yardımıyla döküp göz göz oluncaya ve altı tavadan kolayca ayrılıncaya kadar pişirip diğer tarafını çevirip kısa bir süre daha pişiriyoruz.

Sonra da afiyetle yenmek üzere bal, marmelat veya çikolata ile süsleyerek babamıza servis ediyoruz.

Bal, dedemin arılarından nefis ÜSTÜN BAL….

Afiyet olsun….

 

Advertisements
sağlık

hamilelikte karpal tünel sendromu

4 aylık hamileyken gittiğim bir yurt dışı iş seyahatinde, bir sabah, sağ elimin 2 parmağında yoğun bir uyuşma ve his kaybı ile uyandım. Elimi, kolumu hareket ettirmem de işe yaramadı. Öğle saatlerine kadar uyuşukluk azalarak devam etti. Sonraki günlerde iki elimde, serçe parmaklarım hariç tüm parmaklarımda his kaybı, gittikçe sıklaşan uyuşma ve zaman zaman koluma kadar uzanan ağrılar oluştu.

Endişeyle ulaştığım doktorum, soğuk kanlı ve sakin bir şekilde bu belirtilerin “karpal tünel sendromuna” işaret ettiğini söyledi. Doğumu takip eden birkaç hafta içinde kendiliğinden geçtiğini de belirtti. Günlük aktivitelerimi çok aksatıyorsa lokal anestezi ile cerrahi müdahale de mümkünmüş. Bir süre beklemeyi tercih ettim. Ancak günler ilerledikçe his kaybı arttı. Nemli ve sıcak yaz günlerinde, omzuma doğru yayılan kol ağrıları özellikle gece dayanılmaz oluyordu.

İlerleyen dönemde bir el cerrahına danıştım. Lokal anestezi ile cerrahi müdahale yapılabileceğini, operasyon sonrası 2 hafta ellerimi kullanamayacağımı söyleyerek, beni bir ortopedi uzmanına yönlendirdi. Ortopedi uzmanı bayan doktor, içtenlikle aynı şeyleri yaşadığını paylaştı. Bileği, gün boyunca sabit bir şekilde düz olarak tutan atelli bileklik önerdi ancak işe yaramasını beklemediğini de söylemeyi ihmal etmedi. Benim için verdiği en değerli tavsiye şu oldu; evine git, bol bol dinlen, bileklerini çok zorlama, ev işlerini eşine devret, hamileliğinin tadını çıkar. 

Tavsiyesini tuttum. Yine de gidip bir çift atelli bileklik de aldım. İşe yaradı mı? Hayır.

Hamileliğimin sonuna kadar bu sorun devam etti, zaman zaman elimdeki telefonu düşürdüğüm oldu, çok nemli ve sıcak havalarda şef bıçağımla arama mesafe koydum. Bu konuyu elimden geldiğince görmezden geldim, olağan ve geçici bir süreç olarak kabul ettim. Hamileliğimin keyfini çıkardım. Doğumdan sonraki 3-4 hafta içinde azalarak bitti tüm şikayetlerim.

Peki neydi bu karpal tünel sendromu?

Hamilelik sırasında vücutta fazla sıvı tutulumunun yol açtığı şikayetler yalnızca ellerde ve ayaklarda görülen şişlikler ile sınırlı değildir. Bu fazla sıvı ellerde ve bileklerde ağrı ve güç kaybı ile karakterize karpal tünel sendromu adı verilen bir rahatsızlığın da nedenidir. Karpal Tünel Sendromu (KTS) hamile kadınların %25-30’unda görülür.

Belirtileri
Hamile bir kadında aşağıdaki yakınmalar ortaya çıktığında KTS açısından değerlendirilmesi gerekir:

  • Küçük parmak dışında kalan parmaklarda uyuşma ve keçelenme
  • Bilekten kola doğru uzanan ani ve keskin ağrı
  • Parmaklarda yanma hissi
  • Özellikle sabahları görülen kısmı şişlik ve el krampları
  • Başparmakta güç kaybı
  • Eşyaları sık sık elden düşürme
  • Uykudan el ve bilek ağrısı ile uyanma
  • Araba kullanmak gibi aktiviteler sırasında elde uyuşma

Bu belirtilerin ortaya çıkması karpal tünel sendromunu düşündürmekle birlikte her zaman KTS tanısını koydurmaz. Eklem iltihabı, boyun fıtığı, median sinirin omurilikten ayrıldığı bölgede meydana gelen sıkışmalar gibi diğer durumlar da benzer yakınmalar yaratabilir.

Tedavi
Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir.

Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir.

Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takipeden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır.

Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.

Önlemler
Hamilelikte karpal tünel sendromu oluşmasını engellemek için bazı önlemler almak yarar sağlamaktadır:

  • Su tutulumunu azaltmak için tuz alımını kısıtlamak
  • El bileğinin uzun süre aynı pozisyonda tutulmaması
  • Düzenli aralıklarla el bileğini dinlendirmek
  • Uzun süre tekrarlayıcı karekterde hareketler yapmamak
  • Obezite karpal tünel sendromu için bir risk faktörü olduğundan kilo verilmesi
  • KTS’yi önlemeye yönelik egzersizler.

Genellikle hamileliğin 7.ayından sonra ortaya çıkan bu sendromla 4. ay gibi erken bir tarihte karşılaşmak sonraki günlerde hayatımı biraz zorlaştırsa da hamileliğimin keyfini çıkarmama engel olamadı. 

Güzel bir hamilelik ve sağlıklı günler dilerim.

NOT: Karpal tünel sendromu ile ilgili tıbbi bilgiler Dr. Alper Mumcu’nun web sitesinden alınmıştır. Detaylı bilgi ve egzersizleri öğrenmek için  www.mumcu.com ziyaret etmenizi öneririm.

çalışan annenin yemek kitabı

tatlı patates ve pazılı köfte

Bayılırım “evde ne varsa” malzemelerle yemek yapmaya. Bu akşam da yemek deneyesim vardı. Oğlum 8 aylık oldu menüsünü çeşitlendirme vakti geldi. Meyveli pancake’leri çok sevdi. Sıra sebzeli köftede. Evde biraz pazı vardı, bir parça da pancake’den kalan tatlı patates ve bir tutam maydanoz. Sonuç, Meriç açısından henüz bilinmiyor çünkü kendisi yarın yiyecek, annesi beğendi. 🙂

Malzemeler:

150gr kadar kıyma

1/3 ince rendelenmiş tatlı patates

2 yaprak ince kıyılmış (chiffonade kesim) pazı

1 tutam maydanoz ince kıyılmış (chiffonade kesim)

1 yumurtanın sarısı (1 yaşından büyük bebekler için tamamı kullanılabilir)

1/2 minik soğan (ince rendelenmiş)

bir miktar da irmik

no tuz 🙂

Yapılışı:

Malzemelerin tamamını karıştırıp dilediğiniz köfte şeklini verin. iyi pişmesi için yağsız tavada kısa bir süre kapağı kapalı olarak 2 tarafı da pişecek ancak renk almayacak şekilde pişirin.

Afiyet olsun…

Meriç’in yorumu için yarını bekleyin 🙂

NOT: tatlı patatesin şeker oranı bir miktar yüksek olduğu için çok hızlı karamelize olabilir, yandı diye endişe etmeyin. Dilerseniz baharat ile tatlandırabilirsiniz.

çalışan annenin yemek kitabı

muzlu avokadolu pancake

Bu çikolatalı gibi görünen, sevimli şeyler kahvaltı için harika bir seçenek. İçinde protein olarak yumurta var. Dilediğiniz meyveyi de kullanmak mümkün. Ben, bu leziz pancakeleri Meriç için hazırladığımdan un yerine organik irmik ve organik keçiboynuzu unu tercih ettim. Siz kendiniz veya misafirleriniz için yapacaksanız normal un da tercih edebilirsiniz. Az malzemeli, hazırlaması çok kolay ve pişirmesi de kısa sürüyor. Yani tam benlik.

IMG_5954 (1)

Malzemeler:

1 yumurtanın sarısı (bebeğiniz 1 yaşını doldurduysa tamamı)

1/2 su bardağı süt (ben keçi sütü tercih ettim)

1/2 muz

1/2 avokado

1 çay kaşığı karbonat

3 çorba kaşığı keçiboynuzu unu

irmik  (boza kıvamına gelene kadar ilave ediyoruz)

Yapılışı:

Avokado ve muzu ezdikten sonra diğer malzemeleri de ekleyerek karıştırıp boza veya birazcık daha yoğun bir karışım elde ediyoruz. Yağsız krep tavasına kaşık yardımıyla döküp göz göz oluncaya ve altı tavadan kolayca ayrılıncaya kadar pişirip diğer tarafını çevirip kısa bir süre daha pişiriyoruz. Sonra da afiyetle yemesi için bebeğimize veriyoruz.

Dikkat ettiyseniz tarifte şeker yok. Keçiboynuzu ununu biraz daha arttırırsanız daha tatlı bir sonuç elde edersiniz. Ancak keçiboynuzunun tadının baskın olduğunu unutmayın. Yetişkinler için bir miktar şeker ilave edebilir ve tavada da biraz tereyağı eritip pişirebilirsiniz. Ya da balla servis edebilirsiniz.

Aynı tarifte 2. denememde avokado yerine 1/3 tatlı patatesi rendeledim. Siz de dilediğiniz malzeme ile deneyebilirsiniz.

Afiyet olsun.

anne bebek dostu

bir aile arabası olarak mini cooper’ın hikayesi…

Yıllardır hayalimdi bir mini cooper sahibi olmak. Mini cooper s convertible, sizce de şiir gibi gelmiyor mu kulağa? Coğrafi, medeni, ekonomik vb. sebeplerden dolayı hep erteledim bu hayali. Belki hayal olarak kalmasını da seviyordum biraz, henüz yerine koyacak başka bir hayalim yoktu belki de. Geçen yıl bu hayalim gerçek oldu. Eşimin araştırma, teşvik ve desteğiyle bir mini cooper’ım oldu. Keyfime diyecek yoktu. Mini kullanmak tam bir zevk, yol tutuşu harika, iç tasarımı, retro görünümü ile tarz olan bu arabanın kalbimde yeri büyük.

Mini’ye kavuştuktan sonraki bir kaç hafta içinde hayatımın en büyük sürprizi geldi çaldı kapımızı. Hamileydim.

Haberi paylaştığımız ailemizden ve dostlarımızdan ilk duyduğum şey, “artık arabayı da değiştirirsiniz” oldu. Çevremde arabayı değiştirmem bir sosyal baskı konusu oldu. Yaşam tarzıma yapılan bu müdahaleler hiç hoşuma gitmiyordu, kimseye açıklama yapmak zorunda da hissetmiyordum kendimi. “İhtiyacımız olduğunda değiştiririz” diyerek savuşturuyordum. Çevremin beklentisi, kendilerinin yaptığı gibi bir sedan araç almamız yönündeydi. Çocuğun eşyası çokmuş, tek kapılı’ya binmek inmek zormuş, tatile giderken nasıl olacakmış?

Bizim için hayatta önemli olan, az “şey”e sahip olarak mutlu olabilmek, mutluluğumuzu maddiyattan mümkün olduğunca uzak tutabilmek. Çocuğumuzun eşyalarını da ihtiyaçla sınırlı tutmaya özen gösteriyoruz. Plaza çalışanı şehir köleleri olarak bunları sağlamak elbette çok zor ama biz yine de elimizden geleni yapıyoruz. Evet mini cooper kullanmanın zorlukları olduğu doğru ancak 8 aydır gayet iyi idare ediyoruz. Gerçekten isterseniz her şey mümkün.

Bu, bedeli olan bir seçim ve ben de bu bedeli severek ödüyorum. Hayat da seçimlerimizden ibaret değil mi zaten?

Bir gün daha büyük bir araca ihtiyacımız olursa, o zaman bir tane ediniriz tabi ki. Meriç 2-3 aylık olduğundan beri her gün dışarı çıkarıyorum. Sırtımda Meriç’in çantası, elimde alışveriş torbaları, kucağımda Meriç, tek kapılı arabamıza biniyoruz, iniyoruz, geziyoruz. Merak etmeyin şimdilik gayet iyi idare ediyoruz.

sevgiler…

 

 

 

çocuk gelişimi

BLW: bebeğin kendi kendine beslenmesi

BLW (Baby Lead Weaning) bebek liderliğinde beslenme olarak Türkçe’ye çevrilebilir.

BLW, bebeğin, ek gıdaya geçişten itibaren kendi kendine beslenmesidir.

BLW bebeğinizi doğduğu günden itibaren ailenin diğer bireyleri kadar değerli bir birey olarak kabul etmek, ek gıdaya geçtiği günden itibaren yemek masasında aile yemeklerine katılmasına fırsat vermektir.

Bu beslenme yöntemi, ilk 1 yıl bebeğin temel beslenmesinin anne sütü olduğunu ve ek gıdanın “EK” olduğunu savunur.

bebeğine şans ver!

Kendi kendine beslenen bebeğiniz dilediği kadar yer, elleri ile yiyeceklerin dokusunu keşfeder, içinde birkaç çeşit besin olan püreden farklı olarak yediği gıdanın tadını ve kokusunu alır, kaydeder, ileride damak zevki olarak kullanır :). El göz koordinasyonu gelişir. Taneli, pütürlü gıdaları rahatça yer. Aile ile birlikte yediği öğünlerde sofra adabı öğrenir, ailenin diğer bireyleri ile ilişki kurar, bebeğiniz sofrada kendi yemeği ile ilgilendiği için siz de rahatça kendi yemeğinizi yiyebilirsiniz.

Bebeğiniz de sizinle aynı sofrayı ve aynı yemekleri paylaştığı için ayrıca bebek yemekleri yapmanıza gerek yoktur. Bebeğinizle aynı yemeği paylaşmak sizi daha sağlıklı beslenmeye yönlendirir. Aynı sofrada siz pizza yerken bebeğinize haşlanmış sebzeler ya da çorba vermek pek adil olmaz değil mi? Onun yerine içinde sebzeler olan köfte, salata ve makarna menüsünü paylaşabilirsiniz.

Meriç’in BLW serüvenini de kısaca paylaşmak isterim. Meriç 4 aylıkken biz masada yemek yerden o da bizi yerde ana kucağına oturmuş seyrediyordu. 5. ayda yemeğin sonuna kadar yerde oturamaz olmuştu ben de yemeğin sonlarına doğru onu kucağıma alıyor yemeğimi o şekilde tamamlıyordum.

Meriç 5,5 aylıkken doktorumuz ek gıdaya geçmeye hazır olduğunu söyledi ancak ben yine de 6. ayı beklemek istedim. Bu arada BLW hakkında bilgim vardı ama nedense uygulamayı düşünmemiştim. Patates püresi ile tadım günlerine başladık, yarım çay kaşığı kadar püre vererek tadım yaptırdım, Meriç pek hoşlanmış gibi gelmedi bana. Sonra araya tatil girdi. Tatilde sürekli masadaki yiyeceklere uzanıyordu ben de dayanamadım masadaki meyvelerden verdim. Hepsine bayıldı. Hatta bir gün masadaki limona uzanınca onu da verdim, limonu emmek çok hoşuna gitmişti.

Sonrasında parmak şeklinde haşlanmış kabak, patates, havuç verdim.Önündeki sebzeleri eline alıp doğruca ağzına götürüyor ve emiyordu. Bir hafta kadar sebze ve meyveleri emdikten sonra yiyecekleri ağzında çevirmeye başladı. Bir sonraki hafta onu çiğnerken görmek beni çok heyecanlandırdı.

BLW’nin en zor yanı, bunu çevrenize ve bebeğinizle ilgilenecek kimselere kabul ettirmek oldu. Boğulmaz mı? Doyuyor mu? Üstünü kirletmiyor mu? Evet ilk günlerde daha sık artık çok daha nadir boğazına takılır gibi oluyor, kendisi öğürerek bazen kusarak çıkarıyor. yapmanız gereken tek şey sakin ve soğukkanlı olmak ve her ihtimale karşı ilk yardım öğrenmek. Doyuyor mu? sorusuna gelince bazen iştahla yiyor bazen daha az yiyor. Ben bunu pek dert etmiyorum. Az yediğinde, yemediği sebzenin yerine meyve veya yoğurt vermiyorum. Bir sonraki öğünde yer aç değil diye düşünüyorum. Nasıl biz yetişkinler bazen keyifsiz olduğumuz için bazen sıcaktan daha az yiyorsak oğluma da aynı şansı tanıyorum. Kirletme konusunda gelince açsa çok kirletmeden yiyecekleri doğruca ağzına götürüyor, yemek istemediğinde oynamaya ve yere atmaya başlıyor. Mama sandalyesinin altına bir örtü seriyorum, yemek sonrası mama sandalyesini siliyorum hepsi 5dk.

Cepli silikon veya kumaş mama önlükleri çok faydalı.

Yemekten sonra doğru banyoya gidiyoruz, ellerini ve ağzını yıkıyoruz. Sonra onu banyo tezgahına oturtuyoruz dişlerini fırçalıyoruz. Fırçasını eline veriyorum Meriç dişlerini fırçalamaktan çok hoşlanıyor.

O’nu yemek yerken izlemek, her gün geliştiğini gözlemlemek, birlikte aynı sofrayı paylaşmak, iletişim kurmak, yediğinden keyif aldığını görmek beni çok mutlu ediyor.

Peki sizin bebeğiniz nasıl besleniyor?

FullSizeRender (2)IMG_4977IMG_4566

Fırsat verirseniz minicik bebeğinizin neler yapabildiğini görecek ve çok şaşıracaksınız.

Biraz sabır, biraz cesaret…..

Sevgiler,

 

NOT: BLW yöntemine ne zaman başlamalıyım? Hangi besinlerle başlamalıyım? Yiyecekleri bebeğime uygun hale nasıl getirebilirim? Boğulma riski nedir? sorularının detaylı cevapları için Gill Rapley ve Tracey Murkett yazdığı “O tabak bitecek mi? ” kitabını okumanızı tavsiye ederim. Kitabı okuyacak zamanı olmayan anneler için kitap özetini de en yakın zamanda annebebekdostu kitaplıkta paylaşacağım 🙂

 

 

çalışan annenin yemek kitabı

AnneBebekDostu grissini

Geçen hafta Yelda’nın ev sahipliğindeki, bebekler ve anneleri buluşmasında, 12 ay altı 6 tane meraklı tavşan, ellerindeki grissinilerini iştahla yiyordu. Manzara görmeye değerdi. Hal böyle olunca tarif de denemeye değerdi.

FullSizeRender (2)

Malzemeler de, yapılışı da oldukça basit, sonuç ise harika. Yummy 🙂

Malzemeler:

2 su bardağı un (ben organik kara buğday unu kullandım)

3 çorba kaşığı keçiboynuzu unu

10gr kuru maya

tuz (bebek dostu olması için tuz koymadım)

1/2 çay bardağı zeytinyağı

aldığı kadar su

Bütün malzemeyi karıştırarak yumuşak ve elastik bir hamur elde ediyoruz. 1 saat kadar kabarması için bekletiyoruz.2 katı kadar kabarınca tekrar iyice yoğurup küçük toplar yapıyoruz. Daha sonra topları avucumuzla çubuklar haline getirip, yağlı kağıt serilmiş tepsiye diziyoruz. Üzerine zeytinyağı sürüp 20dk bekledikten sonra 170 dereceye ısıtılmış fırında kıtırlaşıncaya kadar pişiriyoruz.

Kara buğday, aroma olarak güçlü olduğundan, grissininin tadında keçiboynuzundan çok karabuğday baskın oldu. Meriç yine de çok sevdi. Siz dilerseniz siyez buğday unu da kullanabilirsiniz.

Elimden geldiğince, Meriç’e buğday ve tahıl ürünleri vermemeye niyetliyim. Bu yüzden ekmek yerine alternatifler düşünüyorum. Grissini de bunlardan biri.

Afiyet olsun….

 

Teşekkürler Yelda…

kitaplık

kişisel marka (Brand Aid)

AnneBebekDostu kitaplıkta, kişisel markanın önemine dikkat çeken bir kitaptan söz etmek istiyorum.Kitabın orijinal ismi Brand Aid, yazarları Larry G. Linne ve Patrick Sitkins. Türkçe çevirisini bulamadım. Kitabın ana fikrini dilim döndüğünce özetlemeye çalıştım. İlginizi çekerse kitabın tamamını okumanızı tavsiye ederim. Kitabın dili oldukça akıcı ve içinde ilginizi çekeceğini düşündüğüm bazı hikayelere yer verilmiş.

Çalışan biri, patron, ev hanımı ve/veya anne olarak hepimizin bir kişisel markası var. Bazılarımız bu markayı iyi yöneterek başarılı olurken, bazılarımız da markalarının onları yönetmesine izin verirler.

İlişkilerin, başarılı olmamızdaki etkilerinin çok büyük olduğu dünyamızda iyi yönetilen kişisel markanın, kişisel başarılarımız üzerinde büyük ve olumlu etkisi vardır.

Şirketlerin olduğu gibi kişilerin de marka değeri vardır. Hatta kişisel markamızın çalıştığımız şirketin markası üzerinde katma değeri vardır.

Kişisel Marka Nedir?

Kişisel markamız, kıyafetlerimiz, davranışlarımız, ses tonumuz, jest ve mimik kullanımımız, sosyal medya paylaşımlarımız, iş arkadaşlarımız, dostlarımız ve ailemiz ile olan iletişimimizin bütünüdür. Özetle “Kişisel Marka” insanların bizim hakkımızda düşündükleridir.

Ve hakkımızdaki bu fikir ve izlenimler genellikle çalıştığımız pozisyondan, bitirdiğimiz okullardan ve biriktirdiğimiz sertifikalardan çok daha önemlidir.

2

Kişisel marka evde başlar, sosyal hayatımızda ve iş hayatımızda hep bir adım önümüzde bizimle beraberdir.

Kişisel marka yaratmak..

“Hayat kendinizi bulmakla ilgili değildir, kendinizi yaratmakla ilgilidir.” George Bernard Shaw

1

İnsanlar, tanıştığınız ilk 30 saniyeyi sizin hakkınızda bir fikir oluşturmak için harcarlar. Kişisel markanızı yaratmak kolay, değiştirmek ise çok zordur. Bu yüzden ilk 30 saniyeyi iyi kullanmak gerekir.

Karşı tarafa verdiğimizi düşündüğümüz imaj ve karşı tarafın bizim hakkımızdaki düşünceleri farklı olabilir. Gelişigüzel tepkilerimiz, karşı tarafa vermek istediğimizden ya da verdiğimizi sandığımızdan farklı bir mesaj gönderiyor olabilir. Başkalarının hakkımızdaki düşüncelerini yüzde yüz değiştiremesek de bizi nasıl gördüklerini etkilemek bizim elimizde.

Harika bir marka için 7 adım;

  1. İnsanların sizin hakkınızda olumlu ve olumsuz ne düşündüğünü öğrenin. Çevrenizdeki insanlardan geri bildirim alın. Olumluların yanında olumsuzları da almaya çalışın.
  2. İşinizdeki ve özel hayatınızdaki hedeflerinizi belirleyin. Bunu yaparken spesifik olun. Hedeflerinize ulaşmak için hangi özelliklere ve niteliklere ihtiyacınız var belirleyin.
  3. Mevcut markanız ve hedeflediğiniz marka arasındaki farkları ortaya koyun. Hedefinizdeki markaya ulaşmak için gelişmesi ve değişmesi gerekli alanları belirleyin.
  4. Markanızı etkili bir şekilde yönetmek için vermek istediğiniz mesajda net olun ve aldığınız her aksiyonun markanız üzerinde etkisi olduğunu unutmayın.
  5. Markanızı nerede ve nasıl sunacağınıza dikkatli karar verin ve birbiriyle tutarlı olmasına özen gösterin.
  6. Markanızı korumak için ne yapmanız gerektiğini listeleyin. Markanıza nelerin zarar verebileceğini listeleyin ve o alanlarda dikkatle hareket edin.
  7. 6 aylık periyotlarla markanızı gözden geçirin ve ilk 6 aşamada gerekli değişiklik ve iyileştirmeleri yapın.

İnsanlar ne söylediğinizi hatırlamayabilir ancak onlara ne hissettirdiğinizi unutmazlar.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

                                             

anne bebek dostu

yeni trend, eski dost: organik

unnamed

Her mahallede bakkalların alışverişin merkezi olduğu zamanlarda, çocuklar özgürce dışarıda oynardı, evin haftalık mutfak alışverişi semt pazarlarından yapılır, pazar arabaları ağzına kadar dolu sebze ve meyve taşırdı evlere. Elmalar şekilsizdi, kurt çıkabilirdi, karpuz çekirdekleri çok sert olurdu. Köylü/çiftçi yetiştirdiğini semt pazarlarında kendisi uygun fiyatlı satardı, sebzeler taptaze, meyveler mis kokuluydu.

Sonra marketler geldi, marketlere pırıl pırıl, düzgün elmalar geldi, kurt da yoktu. Önce biraz pahalıydılar ama hemen ucuzladılar. Sebzeler, meyveler, deterjanlar ve her şey marketten alınabiliyordu. Semt pazarını beklemeye  zaten zaman yoktu. Meyvelerin kokuları unutuldu.

Henüz birkaç on yıl geçmemişti ki kurtlu elma kıymete bindi, adı da organik elma oldu, fiyatı ise taneyle alınacak kadar fazlaydı.

Yıl 2016. Son bir kaç yıldır insanoğlu, yıllardır doğaya ıstırap çektirdiğini fark etti. Doğa’ya dönüş, doğal’a dönüş başladı. Kurtlu elma, düzgün elma, kurtlu elma; bu döngüde aslında her şey tamamen “duygusal (parasal)” dı. Yine de doğaya saygı boynumuzun borcuydu.

Her şeyin en iyisini bilen anneler, çocukları için yeni trend, eski dost organik’e yöneldi.

Neydi bu 2016 model “organik” ? TDK : Kökeni bitkisel ve hayvansal olan. Yani, haydi tekrar doğaya dönüyoruz.

Organik gıda, en basit ve yüzeysel anlamıyla, kimyasal/suni ilaçlamaya ve kimyasal/suni gübreye maruz kalmamış gıda olarak tanımlanabilir.

Organik, gıda dışında da sektör oldukça büyük. Ham maddesi organik bitkiler olan kozmetikler, deterjanlar, sabunlar ve şampuanlar oldukça yaygın.

Neden organik sorusunun cevabı ise basit. Bizler doğaya saygı duymazsak, domatesi serada, tavuğu fabrikalarda, balığı  antibiyotikli havuzlarda yetiştirip yersek, vücudumuzda biriken kimyasallar tarafından yavaş yavaş zehirlenir ve belki de bugüne kadar görülmemiş hastalıklara maruz kalabiliriz.

Doğayla barışık gelecek ve sağlıklı yarınlar, duyarlı, sağlığa ve doğala önem veren anneler ile gelecek.

Sağlıklı yarınlar…..

 

NOT: Bebeğim için hangi organik temizlik ürünlerini kullanmalıyım sorusunun cevabını “organik temizlik” yazımda bulabilirsiniz.

anne bebek dostu

organik temizlik

Çocukları için her şeyin en iyisini, en temizini, en doğalını isteyen biz anneler, iş temizliğe geldi mi daha bir titiz oluyoruz sanki.

Ben de ortalama bir Türk annesi kadar titizim diyebilirim.Benim hassas noktam, deterjan kalıntıları. Duş teknesinde, mutfak ve banyo tezgahlarında ve yerlerde kullanılan deterjanların kalıntılarına dokunuyor olmak ve kimyasal kokularını soluyor olmak beni hep endişelendirmiştir.

Tertemiz olmak için kullandığımız kimyasal temizleyiciler, ne kadar yıkarsak yıkayalım bulaşıklarımızdan, çamaşırlarımızdan arınmıyor. Ayrıca sularımızda, toprağımızda birikerek doğamızı yok ediyorlar.

Peki kim bu kötü kimyasallar?

Fosfat: Özellikle denizleri kirletir. Yosun oluşturarak, denizlerdeki oksijeni azaltır. Balık türlerinin yok olmasına sebep olur. Türkiye’de deterjanlarda fosfat kullanımı %15-%30 civarındadır. Avrupa’da %1-5!
Formaldehit: Ürünlerin raf ömrünü uzatmak için çok yaygın olarak kullanılır. Ucuz ama kanserojen bir ham maddedir. Akciğerde ve solunum yollarında tahribat yapar.
Fenol: Taş kömüründen ve petrol türevlerinden elde edilir. Yakıcı ve zehirlidir. Dezenfektan ürünlerde kullanılır. Deriyle temasında şişme, yanma, soyulma ve kurdeşene sebep olur. Mobilya cilalarının çoğunda bulunur.
Perkloretilen : Genelde kuru temizlemede yağ giderici olarak kullanılır. Halı yıkama şampuanlarında sıkça kullanılır. Dermatolojik problemlere, karaciğer ve böbrek tahribatına, sinir sistemi bozukluğuna sebep olur.
Nitrobenzen: Ucuz sabun ve parfümlerde çözücü olarak kullanılır. Son derece zararlı, zehirli ve kanserojen bir maddedir.
Amonyak: Özellikle fırın temizleyicilerde kullanılır. Kanserojendir.
Kresol: Dezenfektanlarda kullanılır. Deri ve solunum sisteminin iç zarları tarafından kolayca emilen zararlı bir kimyasaldır.
Tuz: Temizleme etkisi ve aktif maddesi az olan deterjanlarda bol miktarda bulunur. Ürünleri kıvamlı bir hale getirmek için kullanılır. Cildi kurutur, çatlatır ve kaşıntılara sebep olur.
EDTA (Etilen di amin tetra asetik asit): Suyu yumuşatmak için kullanılan kanserojen bir maddedir. Sıcaklık artışıyla amonyak açığa çıkarabilir.

Paraben : İlaç ve kozmetik sektöründe kullanılan koruyucu bir kimyasal maddedir.Şampuan, saç kremi, nemlendirici krem, tonik, deodorant, parfüm, tıraş jeli, bronzlaşma kremi, makyaj malzemeleri, güneş koruyucusu ve diş macununda bulunur. Parabenlerle kanser arasında nedensel ilişki kurulmamış olmasına rağmen meme kanserine yakalananların tümörlerinde doku başına 20 nanogram paraben tespit edilmiştir.

ve Klor

İşte bunlar, piyasada bulunan pek çok deterjan, temizlik ve hatta kozmetik ürünün içeriğinde bulunan ve uzak durmamız gereken, etiketlerde içerikte bulunmadığına dair ibareler aramamız gereken maddeler.

Peki alternatifi ne derseniz? Alternatifin sırrı doğa’ya ve doğal’a dönmekte. Arap sabunu var mesela. Zeytinyağı sabunları var. Sirke ve karbonat var. Ben duş jeli yerine zeytin yağı sabunu, çamaşır yumuşatıcısı yerine sirke kullanıyorum. Çamaşır deterjanı ve yüzey temizleyiciler için ise artık onlarca marka organik temizlik ürünü üretiyor. 

Organik veya doğal olduğunu söyleyen bir çok marka arasında sizin de benim gibi kafanız mı karıştı?

Bu konuda yaptığım küçük araştırma umarım size bir fikir verir;

Sodasan: Alman menşeili bir marka. Ecocert, Eco Garantie, Vegan sertifikaları var. Ürün yelpazesi oldukça geniş. Konsantre, tüm yüzeyler için uygun olan temizlik sıvısını aldım. Yer temizliği için 10lt suya 3ml kullanmak yeterliymiş.

Friendly organic : Amerikan menşeili bir marka. Amerikalılar sertifikalandırmada öncü olduğundan markanın sertifikası bol; USDA certified biobased products, Safer Choice, Eco Control, USDA Organic, ICEA, Vegan. Birçok ürün ABD üretimi olmakla birlikte Bebek şampuanının üretim yerinin İtalya olduğunu farkettim. USDA organik içerik yüzdesini de gösteren bir sertifika olduğundan markanın farklı ürünleri için farklı yüzdeler görebilirsiniz. Bebekler için çamaşır sıvısını denemiş, memnun kalmıştım. Kokusuz olması benim için ayrıca cezbedici.

Turmepa:  Turmepa kuruluş itibari ile ticari bir üretici olmadığı için size biraz bahsetmek isterim. DenizTemiz Derneği/ TURMEPA, ülkemiz kıyı ve denizlerinin korunmasını ulusal bir öncelik haline getirmek ve gelecek nesillere temiz denizlerin kucakladığı yaşanabilir bir Türkiye bırakmak amacıyla, 8 Nisan 1994 yılında Rahmi M. Koç’un kurucu başkanlığında, Deniz Ticaret Odası ve bir avuç deniz sevdalısıyla birlikte başlatılmış bir sivil toplum hareketidir. Doğal ham maddelerden elde edilen, suda biyolojik çözünürlüğü olan, doğada biyolojik birikme yapmayan, ayarlı köpüğü sayesinde kolay durulama sağlayarak su tasarrufuna imkan veren ve ambalajları geri dönüşümlü ürünler sunuyor.Ürünlerin satışından elde edilen gelir, deniz kirliliği ile mücadele amaçlı projelerde kullanılmaktadır. Doğaya duyarlı, yerli bir ürün olması sebebiyle ayrıca gönlümü kazanmış bir markadır. Araştırmalarımda herhangi bir sertifikasyona ulaşamadım. Ürün fiyatları diğer markalarla karşılaştırdığımda oldukça ulaşılabilir. Sıvı çamaşır deterjanını kullandım kalitesini tatmin edici buldum, bulaşık makinası jelini de aldım ancak kullanma fırsatım henüz olmadı.

Ecos3: Ürünlerini, bitkisel bazlı, yumuşak ve yüksek performanslı ham maddelerden ürettiğini beyan ediyor.Ürünleri, biyo-çözünür formülleri sayesinde, doğada %90-95 oranında parçalanırlar ve suda ve toprakta zehirli atık oluşturmazlar. Ecos3 markası da yerli bir marka ve fiyatları oldukça makul. Vegan sertifikaları var. Mutfak için yağ çözücü spreyini denemiş memnun kalmıştım, kokusuz çamaşır suyu da arkadaşımın favorisi.

Sonett: Ürünler enzimler, petrokimyasal tensidler (yüzey aktif maddeler), kokular, boyar maddeler, sentetik koruyucular, ağartma aktifleştiricileri, gen teknolojisi ve nanoteknoloji ile elde edilen maddeleri içermezler. Eco Control, Eco Garantie, Vegan sertifikaları var. Sonett 1977’den beri organik üretim yapan bir Alman markası. Tüm yüzeyler ve camlar için olan spreyini, mama sandalyesini temizlemek için kullanıyorum, memnunum. Bu ürünü ayrıca odanızın kokusunu tazelemek için de kullanabiliyorsunuz.

Frosch : 1986 yılında, Almanya’daki çevre konularına farkındalığın yükselişte olduğu yıllarda kurulmuş bir Alman firmasıdır. 2011 yılında 10. kez Almanya’da en güvenilir marka seçilmiştir. EU Ecolabel çevre dostu ürünler sertifikası dışında yenilenebilir enerji ve geri dönüşüm konularındaki diğer sertifikalarının detaylarına buradan erişebilirsiniz. Sirke özlü çok amaçlı temizleyici favorilerimden. Banyo vitrifiye ve bataryaları pırıl pırıl oluyor, tortu da bırakmıyor.

Mom’s Green: Marka, Y.Çevre Mühendisi Işık Kırgız tarafından 2013 yılında hayata geçmiştir. Mom’s Green ürünleri, parfüm, boya, SLS, paraben, fosfat, klor, amonyak gibi kimyasallar içermiyor. Eco Garantie ve Vegan sertifikaları var. Çamaşır deterjanını kullanıyorum.

Aslında daha pek çok farklı marka organik temizlik ürününü piyasada bulmak mümkün. Yukarıda denediğim ve memnun kaldığım ürünlerden örnekler verdim. Piyasada ürünlerini organik olarak adlandırmayan ancak paraben, SLS ve SLES içermeyen bebek hijyen ürünleri  sağlayan markalar da var. Unibaby , Nuk, Benim (Vegan sertifikası var) bu markalardan birkaçı.

Bu ürünlerin birçoğunu, her markette görmediğiniz için zor bulunduklarını veya erişilemez fiyatlarda olduklarını düşünmeyin. Eğer alışverişlerinizde dikkatle bakarsanız, bebek ürünleri satan mağazalarda, büyük marketlerde ve organik ürünler satan yerlerde kolayca bulunabildiklerini fark edeceksiniz.

 

 

NOT: Kötü kimyasallar hakkındaki bilgilerin derlenmesinde Ecos3.com adresindeki bilgilerden yararlandım.