babalar ve çocukları

babalar ve çocukları; Berkay & Çağan Güngör

Babalar ve Çocukları’nda bu kez konuklarım Berkay ve Çağan Güngör.
Berkay, iyi bir mühendis, Türkiye’nin en büyük inşaat firmalarından birinde yöneticilik yapıyor, matematiği, müziği ve doğayı seviyor. Çağan bugün 12 yaşında. Berkay genç yaşlarda baba olduğu için neredeyse Çağan’la arkadaş gibiler. Çağan çok komik bir çocuk ama o babasını daha komik buluyor, onun çocukluk anılarını dinlemeye bayılıyor. Berkay, saksafon çalıyor, Çağan’ı da müzik konusunda teşvik ediyor. Çağan’ın ise kendi tercihleri ve ilgi alanları var.
Baba-oğul hikayelerini Berkay şöyle anlatıyor;
Çağan doğuncaya kadar baba olmak üzerine hiç hayal kurmamıştım. Oğlum olur da şunu birlikte yaparız, şuraya birlikte gideriz gibi düşüncelerim olmamıştı. Çok da sevimli gelmeyen bu dünyaya bir çocuk getirmenin sorumsuzlukla karışık bir acımasızlık olduğunu düşünürdüm. İnsanın daha kendini tanımaya çalıştığı 20’li yaşlarımın sonlarında bence genç bir yaşta baba oldum. Çağan hayallerime doğumu ile birlikte ondan sonrasını da değiştirecek bir şekilde dahil oldu ve iyi ki de oldu. Onun doğumuyla ben “Baba” oldum mu? Hala uğraşıyorum.
 
Çağan gelince hayatında ne değişti? Beyza’yla ilişkiniz nasıl değişti/gelişti?
Büyük bir neşe ve sorumluluk karışımıyla birlikte geldi Çağan. Adı gibi “Bayram günü” . O ana kadar kendi hayatım için düşünmediğim ya da umursamadığım bir çok konuyu daha fazla önemser oldum. Mesela ilk defa Çağan sayesinde kendime bir sağlık sigortası yaptırmayı akıl edebildim. Maddi manevi kaygılarım arttı bu da hayat ile olan bağlarımı güçlendirdi diyebilirim. Daha önce sempatik gelmeyen bir çok konu en azından katlanılabilir oldu benim için. Beyza ile olan ilişkimiz ise her zamanki “dinamizmini” korudu 🙂 Çağan’dan önce nasılsak ilişkimize aynen devam ettik. Çağan geldi diye hiç istifimizi bozmadık yani 🙂 Çağan gayet “Doğal” bir şekilde büyüdü denebilir 🙂
 Beyza’nın Çağan’la özellikle bebeklikteki ilişkisini kıskandığın zamanlar oldu mu?
Beyza’nın hamileliği döneminde doktor tavsiyesi ile kullanmaya başladığı Gaviscon’u o zamandan beri ben hala ara ara kullanıyorum. Bunun kıskançlıkla bir alakası yok elbet 🙂 Hamileliğinde Çağan’la onun gibi bir ilişki kuramıyor olmam kıskançlık değil ama birçok baba gibi durumu anlayamamama sebep olmuş olabilir. Ama Çağan doğduktan sonra direk ben de iletişim kurabildiğimden kesinlikle böyle bir duyguya sahip olmadım. Her ne kadar Anne-Bebek ilişkisi gibi henüz doğmadan başlayan bir bağ olmasa da babaların da bebekleri ile farklı bir iletişimleri olduğuna ve bunun bebeklere değişik bir yaklaşımı öğrettiğine, onlar için de gerekli olduğuna inanıyorum.
 
Çağan’ın bakımına ve gelişimine yeterince katıldığına inanıyor musun? Gelişimi ile ilgili endişelerinizi cevaplayacak çözümler arıyor, araştırmalar yapıyor musun?
Bebeklerle iletişimim her zaman iyi olmuştur, iyi anlaşmışımdır, oyunlar oynamışımdır onlarla. Bu yüzden kucağımdan çokça bebek geçmiştir 🙂 Sanırım bundan dolayı Çağan doğduğunda sanki birçok bebek büyütmüş gibiydim. Çağan’nın ilk banyosunu ben yaptırmıştım örneğin. Mama hazırlanması, alt değiştirilmesi ve benzeri konularda hiç yabancılık çekmedim. Fiziksel sağlık sorunları konusunda çok endişeli biri değilimdir bu konuda Beyza daha dikkatli ve belki bu yüzden de daha araştırmacıdır bana göre. Ama ruhsal gelişimini daha etkili takip ettiğimi söyleyebilirim. Bunun için gerekli her türlü çabayı sarf etmeye çalışıyorum. Bulduğunuz her çözüm her zaman en doğrusu olmayabiliyor tabi ama bunu da bir öğrenme süreci olarak kabul etmek lazım bence.
Bir çalışma gününün ne kadarını Çağan’a ayırabiliyorsun? Bu sürede nasıl kaliteli vakit geçiriyorsunuz?
Çalışma günü akşamı, hele bir de okul dönemi ise maalesef çok da kaliteli vakit geçirme şansımız olmuyor.  Daha küçükken akşamları evdeki bütün ışıkları kapatıp elimizde fenerle evde kurt avına çıkardık. Okul döneminde ise hafta içi bir iki akşam ailecek kutu veya kart oyunları oynuyoruz. Çağan benim çocukluk anılarımı daha çok yaramazlıklarımı dinlemeyi seviyor. Kendisi küçük küçük rollere bürünüp bizi de kendi oyunu içerisine çekebiliyor. Bir aralar uyku öncesi birbirimize alakasız kelimeler verip, bu kelimelerle hikayeler uyduruyorduk. Ben hikaye uydururken Çağan uykuya dalıyordu, zaten kolay da uyuyabilen bir çocuktur. Bir keresinde hikayemi o kadar saçma bir şekilde uzattım ki Çağan uyumayıp hikayemin sonunu beklemiş ve sonunda uykulu bir sesle “Oooo! Hikaye nerden nereye geldi!” demişti. Çok gülmüştük.
  
Hangi alışkanlığının Çağan tarafından yapılmasını istemezsin? ya da istemezdin?
Benim pis boğazlığıma sahip olmasını istemezdim ama maalesef benimle birlikte büyüdüğü için yemek yemeyi sevmemesine rağmen abur-cubura biraz düşkün oldu. Neyse ki benim kadar değil 🙂 Bana göre sporla daha fazla haşır neşir olmasını isterim bunun için daha çok fırsatı olacaktır. Umarım bu fırsatları değerlendirir.
Çağan üzerindeki en büyük etkinin ne olduğunu düşünüyorsun?
Hayvanlara, kendinden küçüklere, sana göre daha savunmasız olanlara karşı duyulan sevgi, şefkat. Bu konuda biraz etkim olmuştur belki ama bence bu duygu zaten Çağan’ın içinde doğuştan vardı. Ancak benim yaklaşımım bu farkındalığa daha hızlı erişmesini sağlamış olabilir. Çağan ise komik olduğumu düşünüyormuş.
 
Baba-oğul zamanlarınız var mı? Bu zamanlarda neler yapıyorsunuz?
Böyle özel bir zaman ayırmamıza gerek kalmıyor çünkü bu anlar spontane bir şekilde gerçekleşiyor genellikle. Planlı olarak yaptığımız aktiviteler daha sınırlı. Bir keresinde Çağan 5-6 yaşlarındaydı sanırım, benim çocukluk arkadaşım Deniz ve oğlu Güney ile birlikte, Güney de 4-5 yaşlarındaydı o zamanlar, Yedigöllerde kamp yapmıştık. Birlikte “Çamur Lokantası” yapmışlardı. Çağan için çok eğlenceli bir deneyimdi. 2-3 yıldır BAÇO Baba-Çocuk kampına katılmayı düşünüyoruz ama bir türlü fırsat bulamadık. Birlikte animasyon filmleri seyretmeyi seviyoruz. Çağan’ın da ilgisini çekebilecek sergi ve aktiviteleri takip ediyorum. Beyoğlu henüz bu yeni formatına bürünmemişken kitapçıları ve galerileri dolaşırdık. Aksanat’ın en üst katındaki kafeden insanları seyredip nerden gelip nereye gittikleri ne yaptıkları ile ilgili tahminlerde bulunmuş, onlar hakkında hikayeler uydurmuştuk. Bunun onu çok heyecanlandırdığını hatırlıyorum. Çağan iyi bir gözlemci. Başından geçenleri, yeni öğrendiği veya duyduğu hikayeleri anlatırken yaşadığı heyecanı görmek çok hoşuma gidiyor.
Aklına geldiğinde seni güldüren bir anınızı paylaşır mısın?
Çağan etrafındakileri güldürmeyi ve şakalar yapmayı seven bir çocuk. Daha küçücükken oyun parkına takla atarak girer ve çocukların dikkatini çekmeye, onları güldürmeye çalışırdı. Bu karakterinden dolayı birçok komik ve eğlenceli durum yaşanabiliyor. Çağan’ı bebekliği süresince “Şişko” diye sevdim ve sonuçta ironik bir şekilde incecik bir çocuk oldu 🙂 Ön adını aldığı “İnce Memed”e benzedi belki de. Bu yüzden Çağan için “Şişko! Tombik! Tombalak!” sevgi ifadesi olarak kullanılan kelimeler oldu. Bir gün işe geldiğinde onu tanımayan bir arkadaşımız “Sen kimin oğlusun?” diye sormuştu. O da beni göstererek “Oradaki şişkonun!” demişti doğal olarak. Eh ben de biraz tombik olduğum için durum oldukça komik ve bolca gülüşmelere sebep olmuştu. Çağan’ın mutluluktan heyecanlandığında “İçime sevinç kaçtı! İçime neşe kaçtı!” deyişi her aklıma geldiğinde gülümsetir ve mutlu eder beni.
Komik anıları, okuduğumda beni de oldukça eğlendirdi ve güldürdü. Çağan içi içine sığmayan enerjik bir çocuk, bir o kadar da komik. İçine kaçan neşesi hiç çıkmasın, enerjisi hiç bitmesin….
Berkay ve Çağan’a baba-oğul hikayelerini içtenlikle bizimle paylaştığı için çok teşekkür ederim.
Sevgiler,
Advertisements
anne bebek dostu, annebebekdostu tatil

plansız bir tatil @Thassos

Bundan birkaç yıl öncesine kadar, tatillerimizi dakika dakika planlar, araştırır, notlar alırdık; nerede kalmalıyız? ne yemeliyiz? kalacağımız otelin parklara, plajlara, müzelere mesafesi nedir? gezeceğimiz şehirler arası kaç km? otel rezervasyonları ve uçak biletleri aylar öncesinden hazır edilir, bavullar günler öncesinden hazırlanırdı.

Son birkaç yıldır ise tatile çıkacağımız tarihe bile son birkaç gün kala karar veriyoruz, plan ve rezervasyon yapmıyoruz. Yaptığımız tek şey pasaport ve vizelerimizi hazır etmek.

Bu bayram da aynı şekilde tatile çıkınca, bizim gibi dakik, planlı ve disiplinli insanların tatil konusunda nasıl bu kadar plansız davrandığını düşündüm. Aslında cevap basitti. Gündelik hayatlarımızda, günümüzü, işimizi, evimizi planlamak ve düzende tutmak için çok enerji sarf ediyoruz, bir yerden bir yere yetişmek için koşturuyor, dakikaları hesaplıyoruz, işte bu yüzden yılda bir kez bile olsa plansız hesapsız bir şeyler yapmak bize iyi geliyor.

Bu tatiller için çok hayal kurmadığımız, plan yapmadığımız için de günün getirdikleri, sürpriz değil tatilimizin bir parçası oluyor. 

Bu yıl geçtiğimiz yıllardan küçük bir farkla çıktık tatile. Ailemize katılan yeni bir birey ve mini cooper’ımızla düştük yollara. Tatilden önceki perşembe günü, eşim apar topar bir iş seyahatine gitti, cumartesi öğlen döndü. Bu bizi engellemedi, hemen işe koyulduk, 2-3 saatte seyahat hazırlıklarını tamamladık. 2 yetişkin için 1 kabin boy bavul, Meriç için 1 kabin boy bavul, 1 bez çantası, 1 günlük çanta, 1 oyuncak çantası, 1 de yemek çantası 🙂

Henüz 9 aylık olduğu için dışarıda özellikle tuz ve şeker içermeyen gıdalar bulmak zor olduğundan şimdilik yemeklerini evde hazırlayıp yanımızda bulunduruyoruz. Meriç dışarıda olmaktan çok keyif alıyor. Oyuncaklardan çok, insanlara, araçlara, ağaçlara, hayvanlara ilgi gösterse de sevdiği bir kaç oyuncağını da yanımıza aldım. Tatilden 1 hafta önce başlayan ishal, tatilde de devam ettiğinden bol miktarda bebek bezi de yanımızda aldık. 

Yola çıktık. Nereye mi gidiyoruz? Henüz tatil planı yok. İstikamet Lüleburgaz. Öncelikle babaannemi, dedemi, anneannemi, dedemi, annemi, babamı görüp ön bayram kutlamalarımızı yapıyoruz. Yolda bol bol hapşuruyor sonra da nezle oluyoruz.

Şimdi nereye? Hadi o zaman yine Yunanistan’a Thassos’a gidelim. Aracımızın yeşil sigortası (uluslararası trafik sigortası) yok. Olsun gümrük kapısında hallederiz. Otel rezervasyonu mu dediniz? Onu zaten adaya varınca çözeceğiz.

İşte böyle doğaçlama başlayan tatilimiz harika geçti. İshal, nezle, halsizlik yakamızı tatilde de bırakmadı ancak bizi durdurmaya, keyfimizi kaçırmaya gücü yetmedi.

Thassos tatil notları;

Adaya aracınızla gitmenizi veya araba kiralamanızı öneririm. Adanın çevresi yaklaşık 80-90km. Yollar düzgün ancak virajlı. 

Gümrük geçişinde ehliyetinizi yenilemişolmanız veya Turing’den beynelminel ehliyet (ehliyetin farklı dillere çevirisi) almanız gerekiyor. Ehliyeti değiştirmek hem daha ekonomik hem de beynelminel ehliyeti her yıl vizeletmeniz gerekiyor.

Aracınıza yeşil sigorta olarak adlandırılan uluslararası trafik sigortası yaptırmanız gerekiyor. Tatile çıkmada kasko acentenizden yaptırabilirsiniz veya gümrük kapılarında da yaptırabiliyorsunuz. Ancak her gümrükte Turing acentesi olmadığından hangi gümrük kapısını kullanacaksanız kontrol etmenizde fayda var (İpsala gümrük kapısında var)

Feribotlar Keramoti – Thassos (Limenas) arasında çalışıyor. Keramoti için otoyoldan Kavala’dan önceki çıkış olan Chrysoupoli’den çıkmanız gerekiyor, gözünüzü dört açın. Kaçırırsanız Kavala’dan dönmek gerekiyor ya da Kavala’dan daha seyrek kalkan feribotlarla ve daha uzun süren bir yolcukla da adaya ulaşmak mümkün. Keramoti’den 45 dakikalık bir yolculuk sonunda Limenas’a ulaşıyorsunuz.

Keramoti’den feribota gidişte 23€ adadan dönüşte 27€ ödedik. (Fiyatlar 2016 fiyatlarıdır, gittiğiniz aya ve feribot şirketine göre bir miktar değişiklik gösterebilir)

Thassos adasında çocuklarla tatil yapmak için en uygun bölge Golden Beach bölgesi. Kum plajı oldukça geniş ve denizin içinde de kum devam ediyor. Çevrede güzel restoranlar var. Limeneria, Potos gibi bölgelere göre daha sakin. Ayrıca kamp yapmak isterseniz bu bölgede bir de kamp alanı var. Golden Beach bölgesi, adanın ünlü plajları Marble Beach, Paradise Beach ve Aliki Beach’e oldukça yakın. 

Marble Beach, bir mermer ocağının yanında bembeyaz mermer parçaları ile kaplı bir plaj, burada yalnızca bir bar var.

Paradise Beach’de güzel bir restoran var, yemekleri çok güzel ve porsiyonları oldukça büyük. Ancak restoranda yemeğinizi yaklaşık 30 kedi ile birlikte yiyorsunuz. Plaj kum ve deniz çok güzel.

Aliki Beach plajı dar, hem kum var hem de biraz kaya, 4-5 tane restoran/cafe var. Sakin bir koy olan Aliki Beach benim favorilerimden.

Limeneria’nın kum plajı yeni yapılan limanın içinde kaldığından deniz diğer plajlar kadar berrak değil. Diğer plajlarında bolca çakıl ve küçük kaya var, deniz çok berrak.

En güzel restoranlar; Golden Beach bölgesinde Nisi Island, Playa de Oro, La Terrasse, Potos bölgesinde San Antonio Beach Restaurant, Limeneria’da To Limani.

Konaklama fiyatları aya ve lokasyona bağlı olarak 35€ – 120€ arasında değişiyor. Ortalama 50-60€ / oda.gün denilebilir. Bazı odalar oldukça eski, bazıları yenilenmiş ama hepsi tertemiz. Biz şimdiye kadar hiç önceden rezervasyon yaptırmadık, temmuz ayında da, bayramda da hep yer bulduk. 

Tatilin güzel olması için gerekenler; bir anne, bir baba, bir (veya iki veya 3 veya…) çocuk, bol kahkaha, bol anlayış….

Biz tatilimizi Saros’da Meriç’in babaanne ve dedesini de ziyaret ederek tamamladık.

Umarım sizin bayramınız ve tatiliniz de en az bizimki kadar şahane geçmiştir.

bol gezmeli, görmeli, eğlenmeli tatiller sizlerin olsun…..

Sevgiler,

anne bebek dostu, çalışan annenin el kitabı

anne yapımı şeftalili dondurma

Geçenlerde İkea’ya bambaşka bir amaç için gitmişken fotoğraftaki dondurma kaplarını gördüm,bayıldım, hemen aldım.

Birkaç gün mutfak rafında bakıştıktan sonra beklediğim ilham geldi. Buz dolabında bir süre beklediği için yeterince yumuşamış şeftaliler geldi aklıma. Ev yapımı yoğurt da vardı. Daha ne bekliyordum?

Malzemeler:

2 adet şeftali rendelenmiş

ev yapımı yoğurt

Yapılışı:

Bu güzel görüntüyü elde etmek için 2 adet olgun şeftaliyi kabukları ile rendeledim. Yogurdu bir miktar çırptım. Şeftali ve yoğurdu karıştırıp kaplara paylaştırdım doğru buzluğa…

Ertesi akşam nefis dondurmamı keyifle yedim.

Buzluktan çıkardıktan sonra birkaç dakika bekletirseniz kabın içinden daha kolay çıkacaktır.

Şeker oranı benim için yeterliydi, siz dilerseniz bir miktar bal da ekleyebilirsiniz.

Çocuklar için de hem çok keyifli hem çok besleyici ve sıfır şekerli dondurma harika bir atıştırmalık seçenek.

Afiyet olsun……

anne bebek dostu, annebebekdostu tatil

Bebekle rahat tatilin sırrı

Yıl boyunca evde, işte arı gibi çalışıyoruz. Bir yandan da tatil hayalleri kuruyoruz. Bir çoğumuzun yılda yalnızca bir hafta tatil yaptığı düşünülürse uzun hazırlıklara, büyük kutlamalara değer bir olay oluyor tatil.

Dolayısı ile tatilden beklentimiz yüksek. Tatil yeri seçimi önemli. Her şeyin mükemmel olmasını, bu kısıtlı sürede tüm yılın yorgunluk ve stresinden kurtulmayı, süper dinlenmeyi, çılgın eğlenmeyi, bol bol gezmeyi istiyoruz. Bir yandan çocuklarımızla kaliteli ve bol vakit geçirmek isterken bir yandan da kendimize zaman ayırmak ve uzun zamandır elimizde sürünen kitabımızı bitirmek istiyoruz.

Sıkı durun şimdi size çok büyük bir sır veriyorum. Bu sırrı öğrendikten sonra, nereye giderseniz gidin tatilleriniz süper rahat ve güzel geçecek. Uygulaması birazcık zor ancak sonuç mutluluk garantili.

Hazır mısınız?

İşte tatilin sırrı; tatile çok anlam yüklemeyin, beklentilerinizi hep düşük tutun, ailenizle birlikte olmak en büyük mutluluk, nerede olduğunuzun, ne yaptığınızın bir önemi yok. Kötü bir sürprizle karşılaştığınızda derin bir nefes alın,  çocuğunuzun, eşinizin gözlerinin içine bakın ve kocaman gülümseyip, güne sürprizden önce kaldığınız yerden devam edin ya da hemen yeni bir plan yapın. Gününüzü kimsenin mahvetmesine izin vermeyin. Aramızda kalsın size şu anda hayatın sırrını vermiş bulunuyorum.

Tatilinizin de hayatınızın da iyi, çok iyi veya harika geçmesi sizin elinizde. Hayat bazen kötü şakalar yaparak sizi sinir eden ancak bir türlü vazgeçemediğiniz bir arkadaş gibi. O arkadaşa ne kadar mesafe koyacağınız ise sizin elinizde.

Hayatın, tatil tadında geçmesi dileğiyle….

Sevgiler,

 

 

 

anne bebek dostu

biriktir, paylaş, harca

Harçlığımı, aylık olarak almaya başladığımda henüz ilkokul 3. sınıftaydım. Annem ve babam henüz 8-9 yaşlarındaki bana güvenmiş, harçlığımı yönetebileceğime inanmıştı.

Bütçe, her ay ortasında maaşlar alındığında ailemizin gündem konusu olurdu. Hep birlikte aile bütçesi yapılırdı. Kardeşim ve ben de bütçelenen kadar harçlıklarımızı alır, bazen de pazarlık ederdik. Bir sonraki maaş dönemine kadar, kendi bütçemizi planlar ve yönetirdik. Belki yönetemediğimiz aylar oluyordu ancak özel bir örnek gelmiyor aklıma çünkü genellikle çok iyi yönetirdik. Hatta birikim bile yapardık, aile bütçesinde kendine yer bulamamış isteklerimiz için. Bazen de kardeşler olarak birbirimize destek olur, harçlıklarımızı paylaşırdık bu bütçe dışı istekler için.

İstek nedir? ihtiyaç nedir? çok iyi biliyorduk, kumbaralarımızda birikim yapıyor, harcamak için ayırdığımız paramızı bir ay boyunca idare ediyorduk.

O zaman aldığımız bu sorumluluk bize doğal ve kolay gelirdi. Geriye dönüp baktığımda kendimle ve kardeşimle gurur duyuyorum. Aileme de bize bütçemizi yönetmeyi, biriktirmeyi, paylaşmayı erken yaşlarda aşıladıkları için minnettarım.

Meriç henüz 9 aylık bile olmadı ama onun da kumbarası var. Hem de 3 tane. Şimdilik onun için parasını biz yönetiyoruz. Zamanla oğlumun da küçük yaşlardan itibaren istek nedir? ihtiyaç nedir? bütçe nedir? para nedir? ne zaman önemlidir? ne zaman değildir? kavramlarını öğrenmesini, sorumluluk almasını, aile bütçe planlamasına katılmasını planlıyoruz. Umarım biz de bu konuda en az ailem kadar iyi bir iş çıkartabiliriz.

Kendi çocukluk anılarımdan hareketle size, benim de gönüllü olduğum 3 Kumbara projesini tanıtmak istiyorum.

Yazımın başlığı “biriktir, paylaş, harca”, 3 Kumbara projesinin sloganı yada amacı da diyebiliriz.

kumbo-3lu-jpg-300x161

4. sınıfa giden bir çocuğunuz, yeğeniniz yada bir tanıdığınız varsa belki 3 Kumbara, çoktan size ulaşmış, hayatlarınıza dokunmuş olabilir.

Türkiye’de öğrenim gören ilkokul 4.Sınıf öğrencilerine ve velilerine finansal okuryazarlık konusunda özellikle para yönetimi, harçlık yönetimi, bütçe yönetimi, birikim, paylaşım, harcama konularında kitlesel farkındalık oluşturmaya yönelik olarak uygulanan eğitim programının adı 3 Kumbara.

3 Kumbara; Finansal Okuryazarlık Eğitim Programı, Milli Eğitim Bakanlığı destekli, Doğuş Grubu tarafından ve Para Durumu’nun katkısı ile 2017 yılına kadar 81 ildeki devlet okullarında 500.000 ilkokul öğrencisine ulaşmayı hedefliyor.

Proje, şimdiden 411.217 öğrenciye, hedeflerini plana dönüştürebilmeleri, istek, ihtiyaç, birikim, tasarruf, gelir, gider ve paylaşım gibi kavramları öğrenmeleri ve bütçe yapabilmeleri konusunda eğitimler verdi.

3 Kumbara, sizin çocuğunuzun okuluna uğramaya fırsat bulamadıysa siz mutlaka bir fırsat yaratın ve 3 Kumbara’nın web sitesini ziyaret edin. http://3kumbara.org/ linkini tıklayarak buradan hızlı bir geçiş yapmanız mümkün. Birikim, tasarruf, bütçe nedir? çocuklarınıza eğlenceli bir çizgi film ile hemen anlatmaya başlayabilirsiniz.

logo-3k1
facebook.com/3kumbara
instagram.com/3kumbara
twitter.com/3kumbara

 

Sevgiler..

 

img_6484

Meriç henüz 3 aylıktı. Önce kendi oğlumun sonra diğer çocukların hayatlarına dokunabilmek için ben de gönüllü olarak bu eğitimlerden birine katıldım Mart 2016’da. 

babalar ve çocukları

babalar ve çocukları: Cem & Umut Kafadar

Babalar ve Çocukları’nda konuklarım Cem Kafadar ve oğlu, arkadaşı Umut Kafadar.

13315449_10154230963319910_5586935655534791940_n

Cem Kafadar, ailesini çok seven, onlara saygı duyan, onlarla vakit geçirmekten büyük zevk alan bir eş, bir baba, eşine ve oğluna iyi bir dost. Cem ve Umut öyle sıkı dostlar ki Umut, babasına çocukluğundan beri Cem diye hitap ediyor. Çocukluğundan beri diyorum çünkü Umut, üniversiteyi henüz bitirdi, kendi hayatını ve sorumluluklarını iyi yöneten, iyi yetişmiş, kendi kararları ve seçimleri olan özgür bir birey olarak toplum hayatında kendine çoktan bir yer edindi. Kafadar ailesini yıllardır tanıyorum, böyle mutlu bir aileyi tanıdığım için ben de çok mutluyum. Anne Sevinç için de sayfalarca güzel şeyler yazabilirim ama bu baba oğuldan rol çalmak olur.

Ben sordum, Cem tüm içtenliği ile anlattı, paylaştı. Öykülerinin başkalarının hayatlarına da dokunması dileğiyle bu keyifli söyleşiyi paylaşıyorum.

Yıllar geçti ama eminim baba olacağının haberini nasıl aldığını hatırlıyorsundur.

Çok net hatırlıyorum, doğumun da olduğu Kadıköy Şifa Hastanesi’nde öğrendik

Peki o an neler hissettin?

Tüm belirtiler bu yöndeydi, o açıdan haberi almaya hazır gitmiştik. Sevinç hissettim, elde var bir Sevinç, bir daha eklendi, Sevinç’in karesi oldu yani. O zaman, Pizza Hut, Türkiye’ye yeni gelmişti, pizzayı ikimiz de çok seviyorduk, doktordan çıkar çıkmaz Bağdat Caddesi Caddebostan’daki Pizza Hut’a gittik. İlginçtir, evlenme teklifini de Galatasaray’daki Pizzacı’da yapmıştım. Sonraları Umut ile beraber de o pizzacıya çok gittik, sanırım şimdi kapandı. Çok sevindiğim zamanlar çenem açılıyor, normalde de pek kapalı değil ya 🙂 bol bol konuştuğumu, çocuğun geleceğine yönelik bir sürü şey anlattığımı hatırlıyorum.

Bebeğinizin ilk doğduğu an düşündüğün, hissettiğin şey neydi? Heyecan? Korku? Neşe? Endişe? ya da belki de hepsi

Sevinç, normal doğum yaptı ve çok sancısı oldu. Eskiden Kadıköy’de Salı günleri pazar olur ve trafik bir felaket olurdu. Doktor, karşıdan hem köprü trafiği, hem pazar trafiğinin etkisi ile 2 saatin üzerinde bir sürede geldi ve o sürede Sevinç’in sancıları dayanılamayacak düzeydeydi. Açıkcası Sevinç’e o kadar üzüldüm ve sersemledim ki, Umut doğduğunda doğru dürüst sevinemedim, aklım hep Sevinç’te idi. O ise doğumdan sonra çok iyi idi ve ben o zaman bebeğin keyfini hissetmeye başladım. Hastaneye Sevinç’i yetiştirebileceğiz mi heyecanı, Sevinç’in sancılarının yarattığı korku, Umut’un tüm bebeklerden daha yüksek sesle bağırmasının ve yüzündeki anlamlılığın neşesini 3-4 saat içinde yaşadım.

Çocuğunuz olunca kendini kısıtlanmış hissettin mi? Annelerden çok babaların bu duyguya kapıldığını hissediyorum.

1-2 yaş arasında bir dönem yapmak istediklerimi yapamıyormuşum gibi hissettiğim bir dönem oldu ama onun dışında bir kısıtlama hissetmedim. Çocuk sahibi olmanın getirdiği mutluluk her şeyin üstünde idi. Bebeklerin ilk 6 ayında bir bebek kokuları vardır, işte iken o kokuyu hatırlayıp, bir an önce mesai bitsin de eve gidip Umut’u koklayayım istiyordum.

Bebeğiniz doğduktan sonra kendini biraz dışarıda hissettin mi ya da  anne-bebek ilişkisini kıskandığın oldu mu?

Kesinlikle hayır, hiç öyle hissedebileceğim bir olayı ne bebekliğinde, ne çocukluğunda  hatırlamıyorum.

Çocuğunuz olduktan sonra eşinle ilişkinizde bir farklılık oldu mu? 

Biz Sevinç ile evlenmeden önce çok iyi iki arkadaştık, evlendikten sonra da arkadaşlığımız daha gelişti. Umut, arkadaşlığımıza farklı bir boyut getirdi, hem çok eğleniyorduk, hem de onu yetiştirirken bir taraftan da o bizi yetiştiriyordu. Erken çocuk sahibi olduğumuz için yaptığımız yanlışlar oluyordu, tüm bu hataları hiç kimselere söylemeden aramızda sır gibi saklıyorduk. Bilirsin sırlar ilişkileri hep güçlendirmiştir.

Bebeğinizin bakımına ve gelişimine yeterince katıldığına inanıyor musun? Gelişimi ile ilgili endişelerinizi cevaplayacak çözümler arıyor, araştırmalar yapıyor musun?

Bebek olmadan da, olduktan sonra da bebek ve çocuk bakımına ilişkin çok kitap okudum. Çocuk doğduğunda bir kullanma kılavuzu ile gelmiyor o açıdan anne ve babalara bu konularda çok okumalarını, ilgili seminerlere katılmalarını tavsiye ederim. Umut, anaokulunda iken her hafta sonu Erdal Atabek velilere seminer verirdi ondan çok şey öğrendim. Lisede iken de Üstün Dökmen seminer vermeye gelirdi, ondan da çok şeyler öğrendim. Bir de Umut’dan daha büyük çocuk sahibi olan anne babalarla çok konuşur, onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırdım.

Çocuğunuzla ilgili hayallerin var mı? Birlikte neler yapmayı hayal ediyorsun / Çocuğunuzla birlikte yapmaktan en keyif aldığınız aktivite nedir?

Çocukla ilgili hayal kurmak tehlikeli bir boyut alabilecek kritik bir konu, farkında olmadan onun istemeyeceği bir hayatı ona empoze ediyor olabilirsiniz. O açıdan çok fazla hayal kurduğumu hatırlamıyorum, yeteneklerinin farkında olmasını ve hayatının her döneminde potansiyelini kullanabilmesini isterim. 

Biliyorum ki Umut’la çok özel bir ilişkiniz var ilişkinizi nasıl özetlersin?

Hangi yaşta olursa olsun onunla birlikte olmaktan daha keyifli bir şey yok. Onun gözünden hayatın yorumlanması beni her zaman için heyecanlandırmıştır. Bir çok kararımda onunla konuşup, onun düşüncelerini öğrenmişimdir, bir ortaklığı sona erdirirken de, gömleğimin altına kravatımı seçerken de. 🙂 Annem, babam da bana böyle yapardı, sanırım onlardan aldığım bir huy. İlişkinin şeffaflaşması açısından da bu yaklaşımın faydalı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca onunla olan iyi ilişkim ruhumun daha genç kalmasına da katkı sağlıyor. 🙂

Hangi alışkanlığının çocuğunuz tarafından yapılmasını istemezsin? yada istemezdin?

Beni aşırı koruyarak yetiştirmişler, o açıdan 18 yaşında su çiçeği, 32 yaşında kabakulak oldum, yani bağışıklık sistemim çok zayıf. O açıdan Umut’u aşırı korumamaya yani bu konuda bana benzememesine çok özen gösterdik ve başarılı da olduk. Gençlik yıllarında çok çekingen, içine kapanık biriydim. İlişkilerimde hep karşımdakinin bana yaklaşmasını beklerdim, ilk hamleyi yapmakta çok zorlanırdım, bu huyum yüzünden sahip olabileceğim bir çok dostu hiç tanımadan kaybettim diyebilirim. Umut’un bu konuda bana benzemesini hiç istemem. Özgüveninin her zaman yüksek olmasını isterim.

Bu konuda oldukça başarılı olduğunuzu söyleyebilirim 🙂

Sence babanın çocuk üzerindeki en büyük etkisi nedir?

Anne ve babanın çocuklarına doğru örnek olmaları gerekiyor. Klişe tabiri ile rol model olmaları. En büyük sorumlulukları bu, madem dünyaya bir insan getirdiniz, kendi yanlışlarınızı çocuğa taşımayacaksınız. Bir insanın yaşamı boyunca kaç insanın hayatına olumlu ya da olumsuz dokunduğunu düşünürsek, kötü yetişmiş bir çocuk hayatta kaldığı sürece kim bilir kaç insanın canını yakacaktır.

Eminim çok güzel anılar biriktirdiniz. Eskilerden, aklına geldiğinde seni gülümseten bir anınız var mı?

Hastaneden eve geldik, Umut 3 günlük, 3 kilo civarında. O güne kadar hiç o kadar küçük bir bebeği elime almamışım. Umut’u başı bana bakacak şekilde yukarı kaldırıp sevmeye başlamamla, ağzından tuhaf bir sıvı yüzüme boşaldı. 🙂 Onunla evimizde ilk ilişkimiz işte böyle başladı. Önce öğren sonra sev dedi yani :))

Cem’e anılarını, babalık öyküsünü  içtenlikle paylaştığı için, Umut’a da yayınlanmasında izin verdiği için çok teşekkür ediyorum.

Yeni öykülerde buluşmak üzere,

Sevgiler….

 

 

Cem Kafadar kimdir?

İnşaat Mühendisi, 2004-2012 yılları arasında İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinin Yönetim Kurulunda görev yaptı.

İnşaat sektörünün sanal dünyadaki öncü temsilcilerindendir;

yapirehberi.net ve 1insaat.biz gibi sektörde bilinirliği olan, köklü bilgi bankası ve sektörel iletişim platformlarının kurucusudur.

İnşaat sektöründe hatırı sayılır bir üne sahip headhunter’dır. İnsan kaynakları alanında insana değer veren nadir IK şirketlerinden birinin kurucusu ve yöneticisidir.

Üniversitelerde, tecrübelerini de içeren değerli seminerler veren, 2014 Kasım itibarı ile Beykent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde Yapım Yönetim Dersleri vermeye başlayan bir eğitmendir.

Böyle çok yönlü biri işte Cem

Seyrettiği filmleri, okuduklarını, dinlediklerini, aklında kalanları, kısacası hayata dair notlarını paylaştığı bir de kişisel sayfası (https://cemkafadar.net/)  var ki şiddetle okumanızı öneririm. Buradan okuyabilirsiniz.

iletişim: cem@cemkafadar.com

 

 

 

 

babalar ve çocukları

babalar ve çocuklarının hayatlarındaki yerleri

Siz hiç bebeğinin gelişimini ay ay takip eden ve ebeveynleri nelerin beklediğini araştıran bir baba gördünüz mü? Yada kızının 2 yaş sendromu ile başa çıkmak için arkadaşlarından pedagog önerisi alan bir baba gördünüz mü? Peki, çocuğu ve gelişimi ile ilgili blog yazan bir babaya rastladınız mı?

Son yıllarda, bu algının değişmeye başladığını ve babaların durduğu yerin bir parça daha yakınlaştığını düşünüyorum. Gözlemlerimde, eşine ve ailesine gerçek bir saygı duyan, onları çok seven, daha bilinçli, daha ilgili babalar, doğdukları günden itibaren çocuklarının hayatlarına daha fazla dahil olmak için büyük çaba sarf ediyorlar. Bebeğin bezinin değişmesinde, gazının çıkarılmasında çekinmeden iş bölümü yapıyorlar. Parka götürüyorlar, kitap okuyorlar, baş başa vakit geçiriyorlar ve bundan çok büyük bir zevk alıyorlar.

Yazının başındaki sorulara benim vereceğim yanıt “evet” olur.

Anneler ile karşılaştırılınca, babalar ve çocukları ile ilgili daha az yazı, anı, blog ve araştırma olduğunu fark ettim. Ancak henüz sayıca az da olsa ilgili, bilinçli ve bilgili babalar var ve çocuklarının hayatlarında aktif rol olmak için çaba sarf ediyorlar.

Bu noktada annelere, en az babalar kadar iş düşüyor. Anneler, aile içinde babalarla çocuklarının sorumluluklarını paylaşmalı, onlara çocuk bakımında güvenmeyi öğrenmeli ve anne-çocuk ilişkisini aile etkileşimi olarak genişletmek için babalara yer açmalılar.

Ben de kendi imkanlarımın el verdiğince babalara buradan destek vermeyi planlıyorum. “Babalar ve çocukları” adlı bir yazı dizisi ile babalara çocukları ile ilgili duygularını, anılarını, öykülerini paylaşması için yer açıyorum.

Umarım bu öyküler başka babalara ve annelere ilham verir.

Sevgiler…

IMG_4337

 

kitaplık

insanın anlam arayışı

“İnsanın Anlam Arayışı”,  Avusturyalı psikiyatrist Viktor E. Frankl’ın kurucusu olduğu logoterapi’nin ilkelerini anlattığı bir kitap.

Siz, yukarıdaki cümleden, kitabın dili ağır bir teknik kitap olduğu sonucunu çıkarmadan önce şunu söylemeliyim; bu kitap 30’un üzerinde dile çevrilerek 15 milyondan fazla bir okuyucuya ulaşmış.

Kitabın ilk bölümünde, yazar İkinci Dünya Savaşı’nda esir düştüğü Auschwitz Kampı’nda yaşadıklarını akıcı bir dilde paylaşıyor. Bazı bölümler, okurken içinizi eziyor.

Viktor E. Frankl kitabı yazma sebebini şöyle açıklıyor: ” İstediğim tek şey somut bir örnek yoluyla okura, yaşamın her durumda, hatta en acınası durumlarda bile potansiyel bir anlam taşıdığını anlatabilmekti.”

“…. Yaşamında hiçbir anlam, amaç, hedef göremeyen ve bu nedenle sürdürmeyi anlamsız bulan kişinin vay haline…..”

Gelecek için bir hedef koymak ya da hayatınıza bir anlam yüklemek sizin elinizde. Hayatta yapılacak bir seçim her zaman vardır.

Umut varsa yaşamın anlamı da vardır.

Hayatın anlamı, belki çocuğunuzda, belki eşinizde, belki işinizde,belki müzikte, resimde belki de sporda. Belki de hala arıyorsunuz ?

Sizin hayatınızın anlamı nerede?

 

 

Bu fırsatı değerlendirip, bu kitabı bana hediye eden, onu tanımış olmayı bir ayrıcalık ve bir şans saydığım, çok değerli, çok entellektüel, çok hayat dolu, executive coach aynı zamanda cazkolik.com kurucusu  Tunçel Gülsoy’a çok teşekkür ediyorum.

çalışan annenin yemek kitabı, sağlık

şeker ilavesiz hurmalı yulaf bar

Çocuğunuz atıştırmalık birşeyler istediğinde aklınıza meyve ve yoğurttan başka sağlıklı seçenek gelmiyor mu? Evde birşeyler hazırlayacak vaktiniz mi yok? Mutfakta uzun uğraşlar sonucu birşeyler hazırlamak size göre değil mi? Ya da belki iş yerinde canınız sürekli abur cubur mu çekiyor? O zaman bu tarif tam da sizin için. Hurmalı yulaflı bar tam bir annecocukdostu atıştırmalık. Hazırlaması kolay, doyurucu ve tadı şahane.

ylaf bar.jpg

Malzemeler:

2 su bardağı kadar yulaf ezmesi (tavada 10 dakika kadar kavuruyoruz)

4 adet hurma

4 adet kuru incir

bir tutam tarçın

bir çorba kaşığı keten tohumu

bir tatlı kaşığı çörek otu 

2 çorba kaşığı bal

1 çorba kaşığı iri dövülmüş ceviz

1 bardak su (hurma ve incirleri pişirmek için)

no şeker 🙂

Hazırlanışı

incirleri ve hurmaları iri iri doğrayıp bir bardak su ile yumuşayıncaya kadar yaklaşık 15 dakika pişiriyoruz.Daha sonra bir karıştırma kabına alarak bir miktar daha eziyoruz. Ardından diğer tüm malzemeleri ekleyip güzelce karıştırıyoruz. Karışımın kıvamı çok akışkan olmuyor ancak çok sert de değil.

Karışımı yağlı kağıt serilmiş tepsiye yayarak döküyoruz ve önceden ısıttığımız 180 derece fırında 15 dakika pişiriyoruz.

Ilıkken dilimliyoruz. Soğuduktan sonra afiyetle yenmek üzere beslenme çantalarına veya evde tüketilmek üzere kavanozlara koyuyoruz.

incir ve hurma yeterince tatlı aslında hiç bal koymanıza gerek yok. Evde dedemin şahane ÜSTÜN BAL’ı olduğu için ben dayanamadım bir miktar ekledim 🙂

Afiyet olsun…..

 

çalışan annenin yemek kitabı

kış sebzeli ekmek

Tarife baktığınızda, kış sebzeli ekmeğin normal ekmekle çok uzaktan akraba olduğunu göreceksiniz. Ekmek dememin sebebine gelince, buğdayla arasına mesafe koymaya çalışan biri olarak, Meriç’i de elimden geldiğince bir süre ekmek ve diğer tahıl grubundan uzak tutmaya çalışacağım. İlişkiyi tamamen koparmak mümkün olmadığından elimden geldiğince sınırlamayı planlıyorum. Kış sebzeli ekmek, Meriç için ekmek yerine bir alternatif.  Tarif tabiki basit 🙂

Malzemeler:

1 yumurta sarısı (1 yaşın üzerindekiler için tamamı da olabilir)

1 kibrit kutusu kadar tuzsuz peynir (keçi peyniri tercih ettim)

4-5 yaprak ince kıyılmış ıspanak (chiffonate doğranmış)

1 dilim ince ince doğranmış pancar  (buharda pişmiş veya haşlanmış)

1/4 ince ince doğranmış havuç  (buharda pişmiş veya haşlanmış)

1/2 bardak süt  (keçi sütü kullandım)

1 çay kaşığı karbonat

un (siyez buğday unu tercih ettim)

no tuz 🙂

Yapılışı:

Tüm malzemeyi karıştırıp boza kıvamı elde edinceye kadar un ekliyoruz. Sonra krep tavasında veya yağsız tavada üstü göz göz olup kabarıncaya kadar pişirip diğer tarafını çeviriyoruz.

Kış sebzeleri bakımından zengin ekmeklerimiz birkaç dakika içinde yemeğe hazır.

Siz çıkan nihai ürüne ister pancake, ister ekmek, isterseniz mücver deyin. Sonuç Meriç için  memnun edici.

Meriç ikindi öğününde yoğurdunun yanında afiyetle bir tane yedi, fazlasını da istedi.

Afiyet olsun…..