anne bebek dostu, çalışan annenin el kitabı, sağlık

kurutulmuş mantar ve kurutulmuş domatesli firik bulgur pilavı

img_9426

İsmi de tadı da şiirsel bu yemeğin.Bulgurun isli kokusu, mantarın topraksı tadı ve domatesin aroması ile buluşunca ortaya bu şiir gibi besleyici olduğu kadar gözünüze de hitap eden yemek çıktı ortaya. Fazla söze gerek yok.

Malzemeler:

1 su bardağı firik bulguru (yıkanmış)

3 su bardağı su (sıcak) (bulgurunuzun cinsine göre azaltıp, arttırabilirsiniz)

6-7 adet kurutulmuş domates (ince kıyılmış)

8-10 adet kurutulmuş mantar (tazesi de olur, kestane mantarı şahane olur)

1 yemek kaşığı biber salçası

1 orta boy kurusoğan (ince kıyılmış- Brunoise)

2 diş sarımsak

1 yemek kaşığı tereyağ* ve 1 yemek kaşığı sıvı bitkisel yağ

Yapılışı:

Kızdırılmış yağ karışımında yüksek ateşte önce soğanları soteliyoruz (öldürüyoruz) sonrasında sarımsakları bütün olarak ekleyip 1 dakika daha soteliyoruz. Salçayı ekleyip kokusu çıkıncaya kadar karıştırıyoruz. Ardından bulgur, kurutulmuş mantar ve kurutulmuş domatesi ekleyerek birkaç dakika daha karıştırarak sotelemeye devam ediyoruz ve suyu ekleyerek kapağını kapatıyoruz. Suyunu çektikten sonra 10 dakika kadar dinlendirip servis ediyor ve  mis kokulu pilavımızı afiyetle yiyoruz.

*püf noktası: tereyağ içindeki süt proteinleri çabuk yandığı için önce bitkisel yağ kızdırılmalı daha sonra tereyağ eklenmeli ve eridikten sonra zaman kaybetmeden diğer malzemeler ilave edilmelidir.

Advertisements
anne bebek dostu, çocuk gelişimi, işin uzmanı

Çocuğum okula başlıyor…

Çocuklarımızın okul çağına gelmesinden çok önce, hatta bazılarımız çocuk sahibi olmaya karar verdiği dönemlerde okul konusunu düşünmeye başlıyoruz. Hesaplar yapılıyor, bütçeler oluşturuluyor, belki de evlerimizin lokasyonu değişiyor.

Çocuklarımızın hangi okula gitmeli? Nasıl bir eğitim almalı? Bu sorulara cevaplar hazırlıyoruz.

Sonra uzun araştırmalar, görüşmeler sonunda ana sınıfına hangi okulda başlayacağına karar veriyoruz. Peki ana sınıfından ne bekliyoruz?

Okul öncesi; kreş ve anasınıfı dönemi ile ilgili sorularımıza, kendisi bir anaokulu öğretmeni ve yöneticisi ve de aynı zamanda bir anne olan Ayşegül Ordu ile cevap aradık

Anasınıfı ve kreş arasındaki temel farklar neler?

– Anasınıfı – Anaokulu 3-6 yaş arası çocuklarının gelişimlerinin her yönden desteklendiği okullardır. Kreşler ise 3 yaş altı çocukların daha çok bakımına ve sosyalleşmelerine yönelik hizmet veren kurumlardır.

Kreşe gitmiş olan çocuklar ana sınıfına daha mı kolay alışıyor?

– Genelde daha kolay alışıyorlar diyebiliriz. Okulun sistemli rutinine, kurallarına,  ritmine alışık oldukları için adaptasyon daha kolay oluyor. Ancak okulu, öğretmeni, arkadaşları değiştiği için bir süre isteksizlik , çekingenlik öngörülebiliyor.

Okula gelmek istemeyen,  ağlayan cocuklara okulu nasıl sevdiriyorsunuz?

– Sevgi ve anlayışla yaklaşarak. Onlar için okuldaki herkesin ve her şeyin yabancı , yeni olması onlar için gerçekten zor. Bize hemen güvenmelerini ve hemen alışmalarını bekleyemeyiz. Bu zaman ve emek istiyor. Programlarımızı uygularken yeni gelen çocuğun alışma sürecinde öğretmeni çocuğu oyunlara ve etkinliklere davet eder ancak ısrarcı olmaz. Çocuğun ortamı gözlemlemesi ve tanıması için fırsat verir. Öğretmen de bu arada çocuğu tanır ve onun sevebileceği ilgisini çekebileceğini düşündüğü etkinlikler hazırlar. Aile ile işbirliği yapılarak yumuşak bir geçiş yapılması hedeflenir.

Çocukların okula alışması yaklaşık kaç gün sürüyor?

– Okula alışma süreci çocuğun anne ile olan bağlılık- bağımlılık düzeyine, çocuğun okula gelene kadar yeterince sosyal ortamlarda bulunup bulunmadığına, daha önce kötü bir okul tecrübesi yaşamasına, eve yeni gelen kardeşe hatta evde birlikte yaşanılan anneanne-babaannelere kadar çok fazla etkene bağlı olarak değişir. Kimi çocuk bir haftada kimi çocuksa bir ayda alışır. Hatta bazen okulunu çok seven ve severek gelen çocuklar arasında bile eve misafir gelmesine, tatile çıkmalarına, hasta olmalarına bağlı olarak  bile sonradan isteksizlik görülebiliyor.

Çocuklara okulu sevdirenin öğretmen olduguna inanıyorum,  bu konuda sen ne düşünüyorsun?

– Kesinlikle ben de öyle düşünüyorum. Eğitimim ve iş hayatım süresince pahalı kolej öğretmenlerinden devlet öğretmenlerine kadar bir çok öğretmen tanıdım ve kurumun müdürün değil öğretmenin ta kendisinde asıl cevherin olduğunu gördüm. Çocukla iletişime geçen, onu tanıyan, onun o kurum içerisindeki ve o süre içindeki gelişiminden, eğitiminden, sağlığından ve hatta güvenliğinden sorumlu olan kişi öğretmen. İyi ve işinin ehli bir öğretmenin çocuğa okulu da doğayı da hayatı da sevdirebileceğini düşünüyorum.

Çocuğu okula gelmek istemeyen ailelerle nasıl bir işbirliği yapıyorsunuz?

– Bu isteksizliğin nedenini anlamaya çalışıyoruz. Çünkü aslında bütün gün onlar için eğlenceli ve öğretici etkinliklerin hem de yaşıtlarıyla birlikte yapıldığı bir alana çocuğun gelmek istememesi ilginç değil mi? Aynı grup örneğin parkta olsa saatlerce neşe içinde oynarlar halbuki. Biz önce aile ile çocuk yanımızdayken ve değilken görüşme yaparız. Çocuğu okula bırakacak kişi ile okul arasında bir köprü kurulması gerekir. Bu kişi anne olabilir baba olabilir veya bakıcı, anneanne… Bu kişi çocuk kendini güvende hissedene ve uyum sağlayana kadar ihtiyaç duydukça onunla olur ve kademeli olarak uzaklaşır. Örneğin önce sınıfta birlikte sonra sınıf dışında sonra veli bekleme salonunda gibi.
Bazı okullarda ne yazık ki aileyi içeri sokmama veya sınıfa almadan kapıdan bıraktırıp ailenin gitmesini salık verirler. Ben bunu doğru bulmuyorum. Velinin ve çocuğun okulu tanıyana kadar tam olarak okulda nelerin nasıl yapıldığını gözlemlemesi gerekir. Çocuğu tanımadığı ve bilmediği bir ortama yine tanımadığı ve bilmediği insanların eline verip alışmasını beklemek çok insaflı bir yaklaşım gelmiyor.

Aileler bu konuda nasıl destek verseler hayat çocuklar icin daha kolay olur?

– Çocuklara gerçekten bir birey olarak davranarak. Çocukların yanında onların olumsuz özelliklerini konuşmayarak, onun görev ve işlerini onun yerine yapmayarak (örneğin ayakkabısını giymesi, yemeğini kendisinin yemesine izin verilmemesi), onun adına konuşmayarak ve ona kendisini anlatmasına fırsat vererek. Ailelerin genellikle bağlılıkla bağımlılık arasındaki ince noktada yanlış davrandıklarını gözlemliyorum. 4 yaşında hala ayağında sallayan, okulda yemeklerini öğretmenlerin yedirmesini isteyen, çocuğun sürekli sözünü kesip onun adına konuşan aileler çocuğa aslında iyilik yapmıyorlar.

Devlet okulları ve özel okullarda ana sınıflarında aynı eğitim mi veriliyor?

– Hem aynı hem değil. Söylenen şarkılar, oynanan oyunlar, yapılan etkinlikler aynıdır, amaçlar aynıdır. Milli eğitimin belirlediği hedefler ve amaçlar yapılır uygulanır, gelişim süreçlerinin takibi aynıdır ancak verilen değerler, bunların uygulanış şekilleri ve yaklaşımlar farklıdır. Ancak burada da yine öğretmen faktörü devreye girer. Devlet okullarındaki nice öğretmen var ki yenilikleri, ekolleri takip eder, uygular , aile ile sürekli iletişimde olur ve kendini geliştirir ve nice özel okul öğretmenleri vardır ki bütün gün oflayıp puflayarak zamanını geçirir ve evine gider. Devlet okullarının ek etkinlikler olarak fazla imkanı yoktur. Özel okullar gün boyu ingilizce eğitim verebilir örneğin veya haftanın 2 günü tenis dersini programına alabilir. Özel anaokullarını yine milli eğitime bağlı ancak minik özerk kurumlar olarak düşünebiliriz bu açıdan.

 

Çocuğu okula henüz başlamamış veya okul hayatına yeni geçiş yapmış olan ailelere çok değerli ipuçları verdiği için bir anne ve bir eğitmen olan Ayşegül’e çok teşekkür ederim.

Ayşegül Ordu kimdir?

Ayşegül; 10 yıl okul öncesi öğretmeni olarak çalışmış,  2 yıl da özel bir anaokulunda müdürlük yapmış, çocukları seven , çocukluğu ve çocuk olmayı çok önemseyen bir anaokulu öğretmenidir. Pars adında bir oğlu, Nancy adında patili bir kızı vardır.

anne bebek dostu, çalışan annenin yemek kitabı

zencefilli balkabağı çorbası

pumpkin-gourd-decoration-structure-51344.jpgBalkabağı çorbasına bayılırım. Tam bir kış çorbasıdır. Mevsimin rengine de uygun harika bir turuncudur. Şifa kaynağıdır.

Bu sefer zencefillisini denemek istedim. Hem kolay hem çabuk tam benlik bir tarif yine

Malzemeler:

1/2 kg kadar bal kabağı

1 küçük patates

1 küçük havuç

1 adet yeşil biber

2 diş sarımsak

1 küçük soğan

Fındık büyüklüğünde zencefil

tuz (opsiyonel)

karabiber

1,5 lt kadar su

zeytin yağı

Yapılışı:

Balkabağı, patates ve havucu iri iri doğrayak bir tencereye alıp üzerine 1,5 lt suyu ekliyor ve kaynamaya bırakıyoruz.

Bu arada ince doğranmış biber ve soğanları bir miktar zeytin yağı ile soteliyoruz ve ince kıyılmış sarımsakları ekleyip karıştırarak pişirmeye devam ediyoruz.

Patates, balkabağı ve havuçlar yumuşayınca, sotelenmiş soğan, sarımsak ve biberi ekliyoruz.

son olarak zencefili ince rendeleyip karışıma ilave ediyoruz ve püre haline getiriyoruz.

Ben 1 yaşından küçük oğlumla paylaştığım için tuz koymadım, bolca karabiber koydum.

Afiyet olsun….