anne bebek dostu, çalışan annenin yemek kitabı

zencefilli balkabağı çorbası

pumpkin-gourd-decoration-structure-51344.jpgBalkabağı çorbasına bayılırım. Tam bir kış çorbasıdır. Mevsimin rengine de uygun harika bir turuncudur. Şifa kaynağıdır.

Bu sefer zencefillisini denemek istedim. Hem kolay hem çabuk tam benlik bir tarif yine

Malzemeler:

1/2 kg kadar bal kabağı

1 küçük patates

1 küçük havuç

1 adet yeşil biber

2 diş sarımsak

1 küçük soğan

Fındık büyüklüğünde zencefil

tuz (opsiyonel)

karabiber

1,5 lt kadar su

zeytin yağı

Yapılışı:

Balkabağı, patates ve havucu iri iri doğrayak bir tencereye alıp üzerine 1,5 lt suyu ekliyor ve kaynamaya bırakıyoruz.

Bu arada ince doğranmış biber ve soğanları bir miktar zeytin yağı ile soteliyoruz ve ince kıyılmış sarımsakları ekleyip karıştırarak pişirmeye devam ediyoruz.

Patates, balkabağı ve havuçlar yumuşayınca, sotelenmiş soğan, sarımsak ve biberi ekliyoruz.

son olarak zencefili ince rendeleyip karışıma ilave ediyoruz ve püre haline getiriyoruz.

Ben 1 yaşından küçük oğlumla paylaştığım için tuz koymadım, bolca karabiber koydum.

Afiyet olsun….

anne bebek dostu, bebeğimi beklerken

6 adımda harika hamilelik

Hamileliğimin harika bir serüven olduğunu söylüyorum hep. Gerçekten her gününü çok özel ve çok güzel geçirdim. Çevremdeki insanlar, hiç sorun yaşamadığım için bu konuda şanslı olduğumu düşünüyor. Hamileliğim harika geçti derken hiç sorun yaşamadığımı söylemiyorum, tam aksine sorunlara rağmen keyif aldım diyorum.

Hamile olduğumun haberini aldığımda henüz Amsterdam tatilinden yeni dönmüş, her hava alanında olmayan x-ray cihazından geçmiştim. 2 aylık hamileyken gıda zehirlenmesi yaşadım, aynı gün iş seyahatine gittim, yine bir iş seyahatinde ellerimde his kaybıyla başlayan, hamileliklerin %25’inde görülen ve genelde 7. ayında başlayan karpal tünel sendromu ile 4 aylık hamileyken tanıştım. Her şeye rağmen hamileliğim her anından büyük keyif aldım.

Sizin de hamileliğinizde tıbbi bir risk yoksa, hamileliğinizin harika geçmemesi için bir neden yok.

mutlu bir hamilelik için benim önerilerim;

1- Güvenebileceğiniz bir kadın sağlığı ve doğum doktoru seçin

9 ay sık sık görüşeceğiniz ve her görüşmeyi iple çekeceğiniz biri ile iyi anlaşmanız önemli. Böyle bir doktor seçtikten sonra, ona sonuna kadar güvenmeli ve dediklerini sorgulamadan yapmalısınız. Doktorunuzu sorgulamaya başlarsanız, güveninizi kaybetmişsiniz demektir, değiştirseniz iyi edersiniz. Günün sonunda doktorunuza kendi sağlığınızı ve bebeğinizin sağlığını emanet ediyor olacaksınız.

2-Doktorunuzla birlikte doğum yöntemine erken dönemde karar verin

Eğer normal doğum yapmak istiyorsanız, yediklerinize, hareketinize daha çok özen göstermeli ve kilonuzu kontrol altında tutmalısınız. Hamile yogası ve pilatesi tavsiye ederim, çok faydasını göreceksiniz.

3-Bol bol hareket edin, yürüyüş yapın, yoga dersleri alın

Korkmayın olimpiyatlara hazırlanmıyoruz. Her gün yapacağınız yaklaşık 40dk orta tempo yürüyüş ve/veya hamile yogası, kaslarınızı güçlendirerek doğuma ve bebeğinizin gelişimine yardımcı olacaktır. Özellikle yoga, ilerleyen hamileliğinizle birlikte aldığınız kilolara bağlı olarak yaşanan ağrıları da azaltacaktır.Hamilelikte oksijen ihtiyacımız da artıyor, doğru nefes ile oksijen alımımızı arttırırız.Hatta yoga ile bulantıları azaltmak da mümkün diyor uzmanlar.

4-Arkadaşlarınıza zaman ayırın, dışarı çıkın, bolca gülümseyin

Doğumdan sonraki özellikle 40 günlük lohusa periyodu gerek hormonlar yüzünden, gerek uykusuzluk gerekse bebeğinizin size olan yoğun ihtiyacı sebebiyle biraz zor geçebilir. Bu dönem için bol bol kahkaha, neşe, huzur depolayın. Ayrıca hamilelik süresince bol neşe ve keyifli anlar bebeğinizin gelişimi ve hamileliğinizin iyi geçmesi için de önemli.

5- Her fırsatta uyuyun

Hamilelik süresince uykunuza aslında bir anlamda bebeğiniz karar veriyor. İlk haftalarda kafanızı masaya düşmüş uyurken bulabilirsiniz kendinizi, sonraki haftalarda birden enerji dolmanız mümkün, ilerleyen haftalarda tekrar bir uyku hali. Yine de elinizden geldiğince bol bol uyuyun, dinlenin çünkü doğumdan sonra uzunca bir süre ne kadar uyuyacağınıza siz karar veremiyorsunuz.

6- İnsanların size hastaymışsınız gibi davranmalarına aldırmayın

Hamileliğim süresince anlam veremediğim davranışlardan biri de insanların “Allah kurtarsın” tarzından söylemleri oldu. Hamilelik benim için kurtulunması gereken bir dönem olmaktan çok uzakta, çok keyifli bir süreç oldu. Yaşam tarzımda, günlük hayatımda bir değişiklik yapmadım, bir bebek beklediğimin bilincinde rutinlerime, iş ve özel hayatıma devam ettim. Hasta değildim, bir anne adayıydım.

Hormonlar, hamilelik süresince en büyük yardımcınız. Bazıları artıyor, bazırları azalıyor. Bedeniniz sizin ve bebeğiniz için en güzel koşulları hazırlıyor. Bu süreçte, bedeninizde ve ruhunuzda bir çok değişiklik yaşıyor olabilirsiniz. Evham yapacak, telaşlanacak, korkacak birşey yok. Değişiklikleri kontrol etmeye veya durdurmaya çalışmak bence yorucu ve yıpracı oluyor. Bırakın, bu süreci bedeniniz yönetsin, siz de keyfinize bakın….

Siz siz olun her konuda özellikle beslenme ve spor konularında mutlaka doktorunuza danışın. Hangi dönemde ne kadar egzersiz yapacağınız ve nasıl besleneceğiniz konusunda sizi en iyi doktorunuz yönlendirecektir.

Sevgiler,

annebebekdostu

 

anne bebek dostu, işin uzmanı

yeni bir hayata tanıklık etmek; doğum fotoğrafçılığı

Aylarca, belki de yıllarca beklenen bebek geliyor.Hazırlıklar tamam. Bu özel anın mimarı olan anne orada, doktoru ekibiyle yanı başında. Ve baba bu özel anın parçası ve tanığı olmak için yerini almış. Eyvah doğum fotoğrafçısı nerede? Kim ölümsüzleştirecek bu çok özel ve güzel, duygusal anları? Oh neyse ki o da giriyor doğumhaneye bonesini takmış olarak…

Bebeğiyle ilk buluşma anını kim sonsuza dek dondurmak ve saklamak istemez ki? O duygu yüklü anlarda bebeğinizin gözlerinin içine ilk kez bakmışken, o an, zaman dursun istersiniz.

Doğum fotoğrafçılığını son yıllarda sıkça duyar olduk. Nedir doğum fotoğrafçılığı? Doğum fotoğrafçısı kimdir? Kimler doğum fotoğrafçısı olabilir?
 
Doğum fotoğrafçılığı ile ilgili merak edilen herşeyi profesyonel bir fotoğrafçı olan, üstüne üstlük tatlı dilli ve güleryüzlü Şermin İnce ile tatlı tatlı konuştuk. Bu keyifli sohbetimizde gelin siz de bize katılın…
 

Doğum fotoğrafçılığını son yıllarda sıkça duyar olduk. Nedir doğum fotoğrafçılığı? Doğum fotoğrafcısı kimdir?

Doğum Fotoğrafçılığı için, doğuma giden süreçte tüm ailenin yaşadığı serüvenin fotoğraf karelerine aktarılmasını ve ölümsüzleştirilmesini sağlayan son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça rağbet gören yeni bir fotoğrafçılık dalı denilebilir.Doğum Fotoğrafçısı da tüm bu sürece dahil olan, ailenin yaşadığı bu  mucizevi anları fotoğraflayarak kalıcı hale gelmesini sağlayan, bu konuda eğitim almış  fotoğrafçı  diyebiliriz.

Kimler doğum fotoğrafçısı olabilir?

Doğum fotoğrafçısı olmak için öncelikle Fotoğrafçılık eğitimi almış olmak gerekli ama sadece fotoğrafçılık eğitimi almak yetmiyor tabiki, ayrıca doğum fotoğrafçılığı eğitimi almak da önemli. Doğum fotoğrafçısı olmak dayanıklılık gerektiren bir meslek.  Hem fiziksel hem de ruhsal olarak. Doğum süreci boyunca her daim aileye destek olmak, çoğu zaman annenin en yakınında olup ona moral vermek gece gerçekleşen doğumlarda uykusuz kalmak ama her zaman enerjik olmak gibi güzel ama bazen de zorlayan yanları da var.

Doğum fotoğrafçısı olmak isteyen kişiler hem bu süreçlere uyum sağlayabilmeli hem de profosyonel olarak kendi işini yönetebilmeli. Markasını oluşturup sosyal medyada aktif olmalı her daim  ailelerle iletişimi pozitif  olan ve gerçekten bu işi severek yapabilen biri olmalı.

Fotoğrafçılık bilgisi dışında doğum fotoğrafçılığı eğitiminin kapsamında neler var?

Fotoğrafçılık  eğitimi almış olmak dışında doğum fotoğrafçılığı eğitimi içinde hastanedeki kurallar, ameliyathane de nasıl davranmanız gerektiği gibi konularda da eğitim veriliyor.  Hastanenin hijyen kurallarına uymak ve ameliyathane de nasıl davranmanız gerektiğini bilmek çok önemli.  Teknik bilgiler dışında fotoğrafların photoshop ile işlenmesi, album hazırlamak ve aile ile iletişimden marka yönetiminize kadar bir çok bilgiyi alabileceğiniz bir eğitim.  En önemlisi ise bu eğitim sadece işin küçük bir parçası daha sonrasında sürekli sektörü ve yenilikleri takip etmeniz gerekiyor, eğitim hiç bitmeyen bir süreç çünkü her an yeni gelişmeler olabiliyor ve sizin değişen dünyaya her daim ayak uydurmanız gerekiyor.

Bu mesleğin etik kurallarını düzenleyen bir kuruluş yada meslek odası var mı? Yetkinlik konusunda sertifika veren bir kurum var mı?

Doğum Fotoğrafçılığını sertifikası eğitim aldığınız kurstan edinebiliyorsunuz ama özel olarak kuralları belirleyen bir kuruluş yok. Ameliyathane içi kurallar hastane yönetimi tarafından belirleniyor .

Peki sen nasıl tanıştın fotoğrafçılıkla ve doğum fotoğrafçılığı ile?

Benim fotoğrafa ilgim ortaokul yıllarında başladı diyebiliriz. İlk makinemi aldığım anlardan beri fotoğraf çekiyordum daha sonra bu konuda eğitim almaya karar verdim. Fotoğrafçılık eğitimi aldıktan sonra en yakın arkadaşım doğum yapacağı zaman benim de fotoğraflarını çekip çekemeyeceğimi sordu. İlk deneyimim doğumdan sonra hastane odasında arkadaşımın ve bebeğin fotoğraflarını çekmek üzerine oldu. Bu deneyimi tattığımda benim bu işi yapmam gerektiğini hissettim. Doğum fotoğrafçılığı eğitimi aldım. O  sıralarda yakın arkadaşımın ablası doğum yapacaktı ve yine benim fotoğraflarını çekmemi istediklerini ilettiler ilk normal doğum ve ameliyathane deneyimlerimi de bu sayede yaşamış oldum. Sonrasında ise sayısız doğumda o muciceye ortak olma fırsatını yakaladım.  O anlara tanıklık edebildiğim için de çok mutluyum.

Profesyonel olarak bu işi yapmak için gerçekten sevmek gerekiyor sanırım. Normal doğuma sen de anneyle beraber gidiyorsun, annenin hep yanındasın. Bu konuda sen ne düşünüyorsun?

Kesinlikle sevmek şart. Sevmeden yapılabilecek bir meslek değil ama bir bebeğin doğumuna şahit olup aşkla bu işe bağlanmamak da pek mümkün değil gibi.  Ben doğum sürecinden çok önce aile ile tanışıp görüşmeyi ve onların heyacanına ortak olmayı seviyorum. Hem bu sayede aileyi yakından tanıma imkanım da oluyor. Aile ile tanıştıktan sonra ise her zaman onlara destek olmaya çalışıyorum. Bu anlar bana  inanılmaz keyif veriyor. Doğum gerçekten bir mucize ve ben de o mucizeye tanıklık ederken aile ile mutluluktan ağladığım bile oluyor.

Bu meslekte seni en çok zorlayan şey nedir?

Mesleki olarak zorlanmaktan çok ülkemizde yaygınlaşsa da hala bu mesleğe biraz uzak bakan aile büyükleri çekim yapmamı istemeyebiliyorlar. Onları da bebeğe asla bir zarar gelmeyeceği yönünde ikna etmek gerekebiliyor.

Doktorların ve hastane yönetimlerinin bu ise bakışları nasıl oluyor?

Çoğu hastane son yıllarda sadece belirli fotoğrafçılarla anlaşma ya da kendileri ile çalışan ve başka hastane ile çalışmayan fotoğrafçı seçimine başladı. Bu doğum fotoğrafçıları olarak bizi ve aileyi zor duruma sokan bir durum  yaratıyor. Aile kendi istediği fotoğrafçı ile çalışmak konusunda özgür.  Onların bu en özel anlarında tanımadıkları veya tarzını yakın bulmadıkları fotoğrafçılarla çalışmaya zorlamak yerine seçimlerine saygı duymalarını bekliyoruz.

Doğum çekimlerin bebek açısından bir sakıncası var mı?

Doğum çekimlerinde doğal ışık kullandığı sürece ve hijyen kurallarına uyulduğu sürece bebeğe hiç bir sakınca yok. Benim için öncelik bebeğin ve ailenin sağlığında her zaman. Doktorlar her hangi bir sağlık sorunu olduğunu söylemediği sürece bebeği yormadan genellikle o uyurken ailesi ile fotoğraflarını çekmek ise mutluluk verici.

Doğum fotoğrafçılığının en sevdiğin yanı nedir?

Bu işin en sevdiğim yanı, o heyacanın tam merkezinde olup en yakından tüm sürece eşlik ediyor olmak. Her doğumda aile birlikte heyecanlanıyorum, bebek doğduğu anda ağlayan babaları görünce benim de mutluluktan gözlerim dolabiliyor. İnanılmaz keyifli bir süreç.

Eminim stresli, mutlu, heyecanlı anların yanında komik olaylar da yaşıyorsundur. Hatırladığın komik bir anın var mı?

Yakın zamanda yaşadığım aklıma gelen ilk olay bebeğin baba ile ilk karşılaşma anında bebek henüz giydirilmemişken babanın üzerine çişini yapmasıydı.  Baba ile tüm aile oldukça şaşırmış ve gülmüştü.  Doğum süresince yaşananlar ömür boyu anlatılacak güzel hikayelerden oluşan bir çok anı bırakıyor belleğimizde. 

Benim de tüm bu güzel hikayelerin içinde o anları yaşıyor olmam mesleğimin en güzel yanlarından biri.

Son olarak ne söylemek istersin?

Bu güzel mesleği tanıtabilme imkanı yarattığın için sana  çok teşekkür ediyorum. Ropörtajına katılmak çok keyif vericiydi. Blogunu da büyük bir keyif ile takip ediyorum. Ben de bu sayede bilmediğim bir çok şeyi öğrenme fırsatı yakalamış oluyorum. Takipte kalmaya devam edeceğim.

Yoğun temposunda, bu çok keyifli röportaja zaman ayırdığı için, tatlı dili ve yüksek enerjisi ile sizin enerjinizi de yükselten Şermin İnce’ye çok teşekkür ederim. Şermin İnce hakkında daha detaylı bilgi almak veya portfolyosuna göz atmak isterseniz serminince.com web sitesine buradan erişebilirsiniz.

Sevgiler,

annebebekdostu

anne bebek dostu

baba kucağı nedir? ya da herkesin bildiği ismiyle kanguru’nun faydaları nelerdir?

Burnunuzda bebeğinizin kokusu, göğsünüzde sıcaklığı, heryerde birlikte olmak, onu bir parçanız gibi yapmak hem size iyi gelecek hem de ona…..

Meriç, henüz 1 haftalıkken pazar kahvaltıları ile gezmelere başladık. Bugün 9 aylık, hala her fırsatta geziyoruz. Meriç oldukça meraklı ve sosyal bir bebek, dışarıda olmaktan büyük bir keyif alıyor. İnsanları izlemek, ağaçlara dokunmak, köpekleri gözlemlemek onu çok mutlu ediyor.

Anne ve babası zaten gezmelere doyamıyor. Hal böyle olunca sık sık dışarıda buluyoruz kendimizi.

Sahilde, doğada veya şehirde yürüyüş yapmak, Meriç doğmadan önce de çok sevdiğimiz bir aktiviteydi, şimdi hep beraber yapmak daha büyük bir keyif veriyor. İşten eve geldiğimizde hava çok soğuk veya yağışlı değilse çoğunlukla yürüyüşe veya parka gidiyoruz. Duruma göre Meriç, bazen bebek arabasında bazen de baba kucağında oluyor.

ergobaby-unders

Baba kucağı ne mi? Baba kucağı, benim kanguruya taktığım bir isim. Kanguru ise, ismini, kanguruların bebeklerini keselerinde taşımalarından alan, bebeğinizi üzerinizde taşımanıza imkan veren bir araç.

 İlk aylarda bebekler, annelerinin karnındaki güvenli koşullardan çıkarak geldikleri dünyaya alışmakta güçlük çekerler, kendilerini güvende hissedebilmek için hep anne karnındaki konforu ararlar. Bu dönemde, en kolay kucakta sakinleşirler.Bebeklerin, ebeveynlerinin özellikle annelerinin kucağında gün boyu taşınması aslında yüzyıllardır kullanılan bir yöntem. Dr. Harvey Karp, uzun araştırmalar sonunda yazdığı Mahallenin En Mutlu Bebeği kitabında, sürekli ağlayan yenidoğan bebeklerin sakinleştirilmesinde yüzyıllardır kullanılan kucakta taşıma yöntemini öneriyor. İlkel toplumlarda, bebeklerin sürekli kucakta taşındıkları için hiç ağlamadığından bahsediyor.

Meriç ve benim tecrübelerimiz de bu araştırmayı doğruluyor. İlk aylarda saatlerce kucağımda tuttuğum günler olduğunu hatırlıyorum.

Biz de, Meriç henüz birkaç haftalıkken bir kanguru aldık. Yenidoğan bebeklerin tek iletişimi anneleri ile olduğundan ve her araç ve yöntem anneye atıf yaptığından, baba’ya özel bir şey olsun istedim, kanguruya “baba kucağı’ diye bir isim taktım. Eşimin de çok hoşuna gitti bu baba kucağı, gerçek ismini ise uzun bir zaman sonra öğrenecekti. 🙂

Hamile olduğum dönemde bir arkadaşım (kendisi bir babadır) kanguru alacaksan mutlaka Ergobaby almalısın demişti. Yurtdışı seyahatlerinde kullandıklarını, bel desteği olduğu için daha uzun süre taşıdıklarında bel ağrısına sebep olmadığı eklemişti. O dönem bunu kulak arkası etmiş olmalıyım ki başka bir marka baba kucağı aldık. Zorlu geçen ilk 3 aylık dönemde sanırım araştıracak enerjiyi de kendimde bulamamıştım.

Bir süre bu kanguruyu kullandık, daha doğrusu eşim kullandı. Ben sling kullanıyordum. Sling daha çok evde kullanım için uygun bir yöntem çünkü 5m uzunluğundaki kumaşa hakim olmak ve bağlamak çok da kolay bi iş değil. Eşim ise dışarı çıktığımızda kullandığı baba kucağının onu yorduğundan şikayet ediyordu.

Aylar sonra bir oyuncak alışverişi sırasında raflarda gözüme Ergobaby 360 ilişti. Bu kez araştıracak enerjim vardı. Ergobaby 360 modeli özellikle ilgimizi çekti çünkü bu modelde, bebeğimizi 4 farklı pozisyonda yerleştirmek mümkün. Ön tarafta size dönük, ön tarafta dışa dönük, sırt ve yanda kalça üzerinde olmak üzere, 4 farklı taşıma pozisyonunda bebeğinizi keyifle ve rahatlıkla taşıyabiliyorsunuz. Meriç, en çok ön tarafta dışa dönük pozisyonu seviyor. Böylece etrafı meraklı gözlerle rahatça izleyebiliyor, elleri kolları da serbest oluyor. Biraz büyüdükten sonra sırtta daha rahat edeceğini düşünüyorum. Ergobaby’nin bel desteği ise diğer baba kucaklarına göre çok daha rahat ve güvenli, bel desteğini belinize göre ayarlayabiliyorsunuz, klipsli bir kilit sistemi ile de bebeğinizi ve belinizi güvene alıyorsunuz. Ayrıca belinize, sırtınıza ve omuzlarınıza gelen yükü dengeli dağıttığı için de uzun yürüyüşlerde tam bir ebeveyn dostu. Bebeğiniz Ergobaby’nin içinde, bacakları neredeyse düz olacak şekilde ayrık ve dizler yere paralel pozisyonda duruyor ki bu bebeğiniz için doğal ve tavsiye edilen pozisyondur. Ürünü elime ilk aldığımda giymenin çok zor olacağını düşündüm ancak öyle olmadı, kolayca ayarladım ve Meriç’i içine koydum. Tek başına yapmak da oldukça kolay. Yenidoğanlar için ilave bir minderi var ancak bizim ihtiyacımız olmadığı için almadık. Taşıma şekilleri ve diğer özellikleri ile ilgili daha geniş bilgiye buradan erişebilirsiniz, bir de videosu var ki ben oldukça yararlı buldum.

Biz Ergobaby 360‘dan çok memnun kaldık. Bebeğim kucağımda, ellerim serbest alışveriş yapmak çok keyifli. Yürüyüş yapmak da bir o kadar eğlenceli.

Hatırlatmakta fayda var; bebeğinizin çok uzun süre aynı pozisyonda taşınması önerilmiyor. Baba kucağında taşıma sırasında, özellikle kız bebekler kaka yaptıysa hemen temizlenmesi veya bu şekilde taşımaya son verilmesi tavsiye ediliyor aksi takdirde bebeğinizin idrar yolları enfeksiyonu olma riski belirebilir. Seçeceğiniz ürünün kumaşı kolay temizlenebilir, kir tutmaz ve terletmez olmalı. Bebeğinizi bacakları açık ve serbest olmalı. Bebeğiniz kucağınızda rahat nefes alabilir bir pozisyonda olmalı.

Size de burnunuzda bebeğinizin kokusu, ellere özgürlük, ağrısız bir baba kucağı deneyimi diliyorum.

Sevgiler,

annebebekdostu

Annebebekdostu’nda araştırdığım, kullandığım, beğendiğim, işimi kolaylaştıran ürünlerin markalarına da yer veriyorum ancak beğenmediğim ürünlerin markalarından bahsederek kötüleme kampanyaları yapmıyorum.

 

anne bebek dostu, annebebekdostu tatil

plansız bir tatil @Thassos

Bundan birkaç yıl öncesine kadar, tatillerimizi dakika dakika planlar, araştırır, notlar alırdık; nerede kalmalıyız? ne yemeliyiz? kalacağımız otelin parklara, plajlara, müzelere mesafesi nedir? gezeceğimiz şehirler arası kaç km? otel rezervasyonları ve uçak biletleri aylar öncesinden hazır edilir, bavullar günler öncesinden hazırlanırdı.

Son birkaç yıldır ise tatile çıkacağımız tarihe bile son birkaç gün kala karar veriyoruz, plan ve rezervasyon yapmıyoruz. Yaptığımız tek şey pasaport ve vizelerimizi hazır etmek.

Bu bayram da aynı şekilde tatile çıkınca, bizim gibi dakik, planlı ve disiplinli insanların tatil konusunda nasıl bu kadar plansız davrandığını düşündüm. Aslında cevap basitti. Gündelik hayatlarımızda, günümüzü, işimizi, evimizi planlamak ve düzende tutmak için çok enerji sarf ediyoruz, bir yerden bir yere yetişmek için koşturuyor, dakikaları hesaplıyoruz, işte bu yüzden yılda bir kez bile olsa plansız hesapsız bir şeyler yapmak bize iyi geliyor.

Bu tatiller için çok hayal kurmadığımız, plan yapmadığımız için de günün getirdikleri, sürpriz değil tatilimizin bir parçası oluyor. 

Bu yıl geçtiğimiz yıllardan küçük bir farkla çıktık tatile. Ailemize katılan yeni bir birey ve mini cooper’ımızla düştük yollara. Tatilden önceki perşembe günü, eşim apar topar bir iş seyahatine gitti, cumartesi öğlen döndü. Bu bizi engellemedi, hemen işe koyulduk, 2-3 saatte seyahat hazırlıklarını tamamladık. 2 yetişkin için 1 kabin boy bavul, Meriç için 1 kabin boy bavul, 1 bez çantası, 1 günlük çanta, 1 oyuncak çantası, 1 de yemek çantası 🙂

Henüz 9 aylık olduğu için dışarıda özellikle tuz ve şeker içermeyen gıdalar bulmak zor olduğundan şimdilik yemeklerini evde hazırlayıp yanımızda bulunduruyoruz. Meriç dışarıda olmaktan çok keyif alıyor. Oyuncaklardan çok, insanlara, araçlara, ağaçlara, hayvanlara ilgi gösterse de sevdiği bir kaç oyuncağını da yanımıza aldım. Tatilden 1 hafta önce başlayan ishal, tatilde de devam ettiğinden bol miktarda bebek bezi de yanımızda aldık. 

Yola çıktık. Nereye mi gidiyoruz? Henüz tatil planı yok. İstikamet Lüleburgaz. Öncelikle babaannemi, dedemi, anneannemi, dedemi, annemi, babamı görüp ön bayram kutlamalarımızı yapıyoruz. Yolda bol bol hapşuruyor sonra da nezle oluyoruz.

Şimdi nereye? Hadi o zaman yine Yunanistan’a Thassos’a gidelim. Aracımızın yeşil sigortası (uluslararası trafik sigortası) yok. Olsun gümrük kapısında hallederiz. Otel rezervasyonu mu dediniz? Onu zaten adaya varınca çözeceğiz.

İşte böyle doğaçlama başlayan tatilimiz harika geçti. İshal, nezle, halsizlik yakamızı tatilde de bırakmadı ancak bizi durdurmaya, keyfimizi kaçırmaya gücü yetmedi.

Thassos tatil notları;

Adaya aracınızla gitmenizi veya araba kiralamanızı öneririm. Adanın çevresi yaklaşık 80-90km. Yollar düzgün ancak virajlı. 

Gümrük geçişinde ehliyetinizi yenilemişolmanız veya Turing’den beynelminel ehliyet (ehliyetin farklı dillere çevirisi) almanız gerekiyor. Ehliyeti değiştirmek hem daha ekonomik hem de beynelminel ehliyeti her yıl vizeletmeniz gerekiyor.

Aracınıza yeşil sigorta olarak adlandırılan uluslararası trafik sigortası yaptırmanız gerekiyor. Tatile çıkmada kasko acentenizden yaptırabilirsiniz veya gümrük kapılarında da yaptırabiliyorsunuz. Ancak her gümrükte Turing acentesi olmadığından hangi gümrük kapısını kullanacaksanız kontrol etmenizde fayda var (İpsala gümrük kapısında var)

Feribotlar Keramoti – Thassos (Limenas) arasında çalışıyor. Keramoti için otoyoldan Kavala’dan önceki çıkış olan Chrysoupoli’den çıkmanız gerekiyor, gözünüzü dört açın. Kaçırırsanız Kavala’dan dönmek gerekiyor ya da Kavala’dan daha seyrek kalkan feribotlarla ve daha uzun süren bir yolcukla da adaya ulaşmak mümkün. Keramoti’den 45 dakikalık bir yolculuk sonunda Limenas’a ulaşıyorsunuz.

Keramoti’den feribota gidişte 23€ adadan dönüşte 27€ ödedik. (Fiyatlar 2016 fiyatlarıdır, gittiğiniz aya ve feribot şirketine göre bir miktar değişiklik gösterebilir)

Thassos adasında çocuklarla tatil yapmak için en uygun bölge Golden Beach bölgesi. Kum plajı oldukça geniş ve denizin içinde de kum devam ediyor. Çevrede güzel restoranlar var. Limeneria, Potos gibi bölgelere göre daha sakin. Ayrıca kamp yapmak isterseniz bu bölgede bir de kamp alanı var. Golden Beach bölgesi, adanın ünlü plajları Marble Beach, Paradise Beach ve Aliki Beach’e oldukça yakın. 

Marble Beach, bir mermer ocağının yanında bembeyaz mermer parçaları ile kaplı bir plaj, burada yalnızca bir bar var.

Paradise Beach’de güzel bir restoran var, yemekleri çok güzel ve porsiyonları oldukça büyük. Ancak restoranda yemeğinizi yaklaşık 30 kedi ile birlikte yiyorsunuz. Plaj kum ve deniz çok güzel.

Aliki Beach plajı dar, hem kum var hem de biraz kaya, 4-5 tane restoran/cafe var. Sakin bir koy olan Aliki Beach benim favorilerimden.

Limeneria’nın kum plajı yeni yapılan limanın içinde kaldığından deniz diğer plajlar kadar berrak değil. Diğer plajlarında bolca çakıl ve küçük kaya var, deniz çok berrak.

En güzel restoranlar; Golden Beach bölgesinde Nisi Island, Playa de Oro, La Terrasse, Potos bölgesinde San Antonio Beach Restaurant, Limeneria’da To Limani.

Konaklama fiyatları aya ve lokasyona bağlı olarak 35€ – 120€ arasında değişiyor. Ortalama 50-60€ / oda.gün denilebilir. Bazı odalar oldukça eski, bazıları yenilenmiş ama hepsi tertemiz. Biz şimdiye kadar hiç önceden rezervasyon yaptırmadık, temmuz ayında da, bayramda da hep yer bulduk. 

Tatilin güzel olması için gerekenler; bir anne, bir baba, bir (veya iki veya 3 veya…) çocuk, bol kahkaha, bol anlayış….

Biz tatilimizi Saros’da Meriç’in babaanne ve dedesini de ziyaret ederek tamamladık.

Umarım sizin bayramınız ve tatiliniz de en az bizimki kadar şahane geçmiştir.

bol gezmeli, görmeli, eğlenmeli tatiller sizlerin olsun…..

Sevgiler,

anne bebek dostu, çalışan annenin el kitabı

anne yapımı şeftalili dondurma

Geçenlerde İkea’ya bambaşka bir amaç için gitmişken fotoğraftaki dondurma kaplarını gördüm,bayıldım, hemen aldım.

Birkaç gün mutfak rafında bakıştıktan sonra beklediğim ilham geldi. Buz dolabında bir süre beklediği için yeterince yumuşamış şeftaliler geldi aklıma. Ev yapımı yoğurt da vardı. Daha ne bekliyordum?

Malzemeler:

2 adet şeftali rendelenmiş

ev yapımı yoğurt

Yapılışı:

Bu güzel görüntüyü elde etmek için 2 adet olgun şeftaliyi kabukları ile rendeledim. Yogurdu bir miktar çırptım. Şeftali ve yoğurdu karıştırıp kaplara paylaştırdım doğru buzluğa…

Ertesi akşam nefis dondurmamı keyifle yedim.

Buzluktan çıkardıktan sonra birkaç dakika bekletirseniz kabın içinden daha kolay çıkacaktır.

Şeker oranı benim için yeterliydi, siz dilerseniz bir miktar bal da ekleyebilirsiniz.

Çocuklar için de hem çok keyifli hem çok besleyici ve sıfır şekerli dondurma harika bir atıştırmalık seçenek.

Afiyet olsun……

anne bebek dostu, annebebekdostu tatil

Bebekle rahat tatilin sırrı

Yıl boyunca evde, işte arı gibi çalışıyoruz. Bir yandan da tatil hayalleri kuruyoruz. Bir çoğumuzun yılda yalnızca bir hafta tatil yaptığı düşünülürse uzun hazırlıklara, büyük kutlamalara değer bir olay oluyor tatil.

Dolayısı ile tatilden beklentimiz yüksek. Tatil yeri seçimi önemli. Her şeyin mükemmel olmasını, bu kısıtlı sürede tüm yılın yorgunluk ve stresinden kurtulmayı, süper dinlenmeyi, çılgın eğlenmeyi, bol bol gezmeyi istiyoruz. Bir yandan çocuklarımızla kaliteli ve bol vakit geçirmek isterken bir yandan da kendimize zaman ayırmak ve uzun zamandır elimizde sürünen kitabımızı bitirmek istiyoruz.

Sıkı durun şimdi size çok büyük bir sır veriyorum. Bu sırrı öğrendikten sonra, nereye giderseniz gidin tatilleriniz süper rahat ve güzel geçecek. Uygulaması birazcık zor ancak sonuç mutluluk garantili.

Hazır mısınız?

İşte tatilin sırrı; tatile çok anlam yüklemeyin, beklentilerinizi hep düşük tutun, ailenizle birlikte olmak en büyük mutluluk, nerede olduğunuzun, ne yaptığınızın bir önemi yok. Kötü bir sürprizle karşılaştığınızda derin bir nefes alın,  çocuğunuzun, eşinizin gözlerinin içine bakın ve kocaman gülümseyip, güne sürprizden önce kaldığınız yerden devam edin ya da hemen yeni bir plan yapın. Gününüzü kimsenin mahvetmesine izin vermeyin. Aramızda kalsın size şu anda hayatın sırrını vermiş bulunuyorum.

Tatilinizin de hayatınızın da iyi, çok iyi veya harika geçmesi sizin elinizde. Hayat bazen kötü şakalar yaparak sizi sinir eden ancak bir türlü vazgeçemediğiniz bir arkadaş gibi. O arkadaşa ne kadar mesafe koyacağınız ise sizin elinizde.

Hayatın, tatil tadında geçmesi dileğiyle….

Sevgiler,

 

 

 

anne bebek dostu

biriktir, paylaş, harca

Harçlığımı, aylık olarak almaya başladığımda henüz ilkokul 3. sınıftaydım. Annem ve babam henüz 8-9 yaşlarındaki bana güvenmiş, harçlığımı yönetebileceğime inanmıştı.

Bütçe, her ay ortasında maaşlar alındığında ailemizin gündem konusu olurdu. Hep birlikte aile bütçesi yapılırdı. Kardeşim ve ben de bütçelenen kadar harçlıklarımızı alır, bazen de pazarlık ederdik. Bir sonraki maaş dönemine kadar, kendi bütçemizi planlar ve yönetirdik. Belki yönetemediğimiz aylar oluyordu ancak özel bir örnek gelmiyor aklıma çünkü genellikle çok iyi yönetirdik. Hatta birikim bile yapardık, aile bütçesinde kendine yer bulamamış isteklerimiz için. Bazen de kardeşler olarak birbirimize destek olur, harçlıklarımızı paylaşırdık bu bütçe dışı istekler için.

İstek nedir? ihtiyaç nedir? çok iyi biliyorduk, kumbaralarımızda birikim yapıyor, harcamak için ayırdığımız paramızı bir ay boyunca idare ediyorduk.

O zaman aldığımız bu sorumluluk bize doğal ve kolay gelirdi. Geriye dönüp baktığımda kendimle ve kardeşimle gurur duyuyorum. Aileme de bize bütçemizi yönetmeyi, biriktirmeyi, paylaşmayı erken yaşlarda aşıladıkları için minnettarım.

Meriç henüz 9 aylık bile olmadı ama onun da kumbarası var. Hem de 3 tane. Şimdilik onun için parasını biz yönetiyoruz. Zamanla oğlumun da küçük yaşlardan itibaren istek nedir? ihtiyaç nedir? bütçe nedir? para nedir? ne zaman önemlidir? ne zaman değildir? kavramlarını öğrenmesini, sorumluluk almasını, aile bütçe planlamasına katılmasını planlıyoruz. Umarım biz de bu konuda en az ailem kadar iyi bir iş çıkartabiliriz.

Kendi çocukluk anılarımdan hareketle size, benim de gönüllü olduğum 3 Kumbara projesini tanıtmak istiyorum.

Yazımın başlığı “biriktir, paylaş, harca”, 3 Kumbara projesinin sloganı yada amacı da diyebiliriz.

kumbo-3lu-jpg-300x161

4. sınıfa giden bir çocuğunuz, yeğeniniz yada bir tanıdığınız varsa belki 3 Kumbara, çoktan size ulaşmış, hayatlarınıza dokunmuş olabilir.

Türkiye’de öğrenim gören ilkokul 4.Sınıf öğrencilerine ve velilerine finansal okuryazarlık konusunda özellikle para yönetimi, harçlık yönetimi, bütçe yönetimi, birikim, paylaşım, harcama konularında kitlesel farkındalık oluşturmaya yönelik olarak uygulanan eğitim programının adı 3 Kumbara.

3 Kumbara; Finansal Okuryazarlık Eğitim Programı, Milli Eğitim Bakanlığı destekli, Doğuş Grubu tarafından ve Para Durumu’nun katkısı ile 2017 yılına kadar 81 ildeki devlet okullarında 500.000 ilkokul öğrencisine ulaşmayı hedefliyor.

Proje, şimdiden 411.217 öğrenciye, hedeflerini plana dönüştürebilmeleri, istek, ihtiyaç, birikim, tasarruf, gelir, gider ve paylaşım gibi kavramları öğrenmeleri ve bütçe yapabilmeleri konusunda eğitimler verdi.

3 Kumbara, sizin çocuğunuzun okuluna uğramaya fırsat bulamadıysa siz mutlaka bir fırsat yaratın ve 3 Kumbara’nın web sitesini ziyaret edin. http://3kumbara.org/ linkini tıklayarak buradan hızlı bir geçiş yapmanız mümkün. Birikim, tasarruf, bütçe nedir? çocuklarınıza eğlenceli bir çizgi film ile hemen anlatmaya başlayabilirsiniz.

logo-3k1
facebook.com/3kumbara
instagram.com/3kumbara
twitter.com/3kumbara

 

Sevgiler..

 

img_6484

Meriç henüz 3 aylıktı. Önce kendi oğlumun sonra diğer çocukların hayatlarına dokunabilmek için ben de gönüllü olarak bu eğitimlerden birine katıldım Mart 2016’da. 

anne bebek dostu

bir aile arabası olarak mini cooper’ın hikayesi…

Yıllardır hayalimdi bir mini cooper sahibi olmak. Mini cooper s convertible, sizce de şiir gibi gelmiyor mu kulağa? Coğrafi, medeni, ekonomik vb. sebeplerden dolayı hep erteledim bu hayali. Belki hayal olarak kalmasını da seviyordum biraz, henüz yerine koyacak başka bir hayalim yoktu belki de. Geçen yıl bu hayalim gerçek oldu. Eşimin araştırma, teşvik ve desteğiyle bir mini cooper’ım oldu. Keyfime diyecek yoktu. Mini kullanmak tam bir zevk, yol tutuşu harika, iç tasarımı, retro görünümü ile tarz olan bu arabanın kalbimde yeri büyük.

Mini’ye kavuştuktan sonraki bir kaç hafta içinde hayatımın en büyük sürprizi geldi çaldı kapımızı. Hamileydim.

Haberi paylaştığımız ailemizden ve dostlarımızdan ilk duyduğum şey, “artık arabayı da değiştirirsiniz” oldu. Çevremde arabayı değiştirmem bir sosyal baskı konusu oldu. Yaşam tarzıma yapılan bu müdahaleler hiç hoşuma gitmiyordu, kimseye açıklama yapmak zorunda da hissetmiyordum kendimi. “İhtiyacımız olduğunda değiştiririz” diyerek savuşturuyordum. Çevremin beklentisi, kendilerinin yaptığı gibi bir sedan araç almamız yönündeydi. Çocuğun eşyası çokmuş, tek kapılı’ya binmek inmek zormuş, tatile giderken nasıl olacakmış?

Bizim için hayatta önemli olan, az “şey”e sahip olarak mutlu olabilmek, mutluluğumuzu maddiyattan mümkün olduğunca uzak tutabilmek. Çocuğumuzun eşyalarını da ihtiyaçla sınırlı tutmaya özen gösteriyoruz. Plaza çalışanı şehir köleleri olarak bunları sağlamak elbette çok zor ama biz yine de elimizden geleni yapıyoruz. Evet mini cooper kullanmanın zorlukları olduğu doğru ancak 8 aydır gayet iyi idare ediyoruz. Gerçekten isterseniz her şey mümkün.

Bu, bedeli olan bir seçim ve ben de bu bedeli severek ödüyorum. Hayat da seçimlerimizden ibaret değil mi zaten?

Bir gün daha büyük bir araca ihtiyacımız olursa, o zaman bir tane ediniriz tabi ki. Meriç 2-3 aylık olduğundan beri her gün dışarı çıkarıyorum. Sırtımda Meriç’in çantası, elimde alışveriş torbaları, kucağımda Meriç, tek kapılı arabamıza biniyoruz, iniyoruz, geziyoruz. Merak etmeyin şimdilik gayet iyi idare ediyoruz.

sevgiler…

 

 

 

anne bebek dostu

yeni trend, eski dost: organik

unnamed

Her mahallede bakkalların alışverişin merkezi olduğu zamanlarda, çocuklar özgürce dışarıda oynardı, evin haftalık mutfak alışverişi semt pazarlarından yapılır, pazar arabaları ağzına kadar dolu sebze ve meyve taşırdı evlere. Elmalar şekilsizdi, kurt çıkabilirdi, karpuz çekirdekleri çok sert olurdu. Köylü/çiftçi yetiştirdiğini semt pazarlarında kendisi uygun fiyatlı satardı, sebzeler taptaze, meyveler mis kokuluydu.

Sonra marketler geldi, marketlere pırıl pırıl, düzgün elmalar geldi, kurt da yoktu. Önce biraz pahalıydılar ama hemen ucuzladılar. Sebzeler, meyveler, deterjanlar ve her şey marketten alınabiliyordu. Semt pazarını beklemeye  zaten zaman yoktu. Meyvelerin kokuları unutuldu.

Henüz birkaç on yıl geçmemişti ki kurtlu elma kıymete bindi, adı da organik elma oldu, fiyatı ise taneyle alınacak kadar fazlaydı.

Yıl 2016. Son bir kaç yıldır insanoğlu, yıllardır doğaya ıstırap çektirdiğini fark etti. Doğa’ya dönüş, doğal’a dönüş başladı. Kurtlu elma, düzgün elma, kurtlu elma; bu döngüde aslında her şey tamamen “duygusal (parasal)” dı. Yine de doğaya saygı boynumuzun borcuydu.

Her şeyin en iyisini bilen anneler, çocukları için yeni trend, eski dost organik’e yöneldi.

Neydi bu 2016 model “organik” ? TDK : Kökeni bitkisel ve hayvansal olan. Yani, haydi tekrar doğaya dönüyoruz.

Organik gıda, en basit ve yüzeysel anlamıyla, kimyasal/suni ilaçlamaya ve kimyasal/suni gübreye maruz kalmamış gıda olarak tanımlanabilir.

Organik, gıda dışında da sektör oldukça büyük. Ham maddesi organik bitkiler olan kozmetikler, deterjanlar, sabunlar ve şampuanlar oldukça yaygın.

Neden organik sorusunun cevabı ise basit. Bizler doğaya saygı duymazsak, domatesi serada, tavuğu fabrikalarda, balığı  antibiyotikli havuzlarda yetiştirip yersek, vücudumuzda biriken kimyasallar tarafından yavaş yavaş zehirlenir ve belki de bugüne kadar görülmemiş hastalıklara maruz kalabiliriz.

Doğayla barışık gelecek ve sağlıklı yarınlar, duyarlı, sağlığa ve doğala önem veren anneler ile gelecek.

Sağlıklı yarınlar…..

 

NOT: Bebeğim için hangi organik temizlik ürünlerini kullanmalıyım sorusunun cevabını “organik temizlik” yazımda bulabilirsiniz.