anne bebek dostu, çocuk gelişimi

Çocuğunuz ağladığında ne yapıyorsunuz?

willowtree

Çocuklar ağladığında aklımıza ilk gelen ağlamasını durdurmak oluyor. Bunun için de herbirimizin farklı stratejileri/yönlemleri olmakla birlikte en yaygın olarak gözlemlediklerim; o an için ebeveynin sabrı varsa çocuğunu kucağına alıyor ve dikkatini başka bir yöne kanalize etmeye çalışıyor. Aaa  arabalara, kuşlara bak vb. veya o an yeterince sabırlı değilse kızarak çocuğun ağlamasını sonlandırmaya çalışıyor.Her iki durumda da yapılan çocuğun o an içinde bulunduğu duygu durumunu yok saymak ve duygusunu ifade etmesine engel olmak oluyor.

Çocuğumla benzer durumlar yaşadığımda ben şöyle davranmayı seçiyorum; onu kucağıma alıyorum, genelde hiç konuşmadan ağlamasına izin veriyorum. Bazen de “istediğin kadar ağlayabilirsin, istersen kucağıma gelebilirsin” diyorum.

Sakinleştiği zaman onu neyin üzdüğü konusunda konuşmak isteyip istemediğini sorabiliriz. Tabii onu anlatırken yargılamadan ve yorum yapmadan can kulağı ile dinlemek koşulu ile.

Böylece çocuğumuza duygularını tanıması ve onları yaşaması için alan açmış, fırsat tanımış oluruz. Ayrıca her koşulda ebeveyninin yanında olduğunu ve onu dinlediğini bilmek çocuğumuza güven verir.

Her seferinde aynı şekilde uyguladığınızda ve kararlı davrandığınızda bir kaç dakika içinde sakinleşmesini garantileyen bu yöntem denemeye değer.

NOT: Çocuğunuz,  sizin ona vermek istemediğiniz birşeyi almak için ağlıyorsa, bir süre ağladıktan sonra istediği şeyi vermeniz, bir sonraki sefer daha şiddetli ve uzun süre ağlamasına sebep olacaktır. Dikkat! 🙂

 

Sevgiler,

annebebekdostu

*Burada yazdıklarım, okuduklarım, araştırdıklarım, izlediklerim, gözlemlediklerim ve benim tecrübelerim ile sınırlıdır..

Advertisements
anne bebek dostu, çocuk gelişimi, kitaplık

Korktum, Kızdım, Mutlu Oldum

7B2C41CB-4DE9-4AA3-8909-2172E148641F

2-4 Yaş arasındaki çocukları, farklı duygularla tanıştıran bu kitabı, ben de en az 2 yaşındaki oğlum kadar sevdim.

Hangi olaylar onları mutlu eder, hangi durumlarda öfkelenirler, ne zaman ağlarlar? “Korktum, Kızdım, Mutlu Oldum” çocukların farklı duyguları tanımalarına olanak sağladığı gibi duygular arası geçişler de yaşadıklarına, yüz ifadelerinin ve beden dillerinin nasıl değiştiğine de dikkan çekiyor.

Duygularımızı yok saymak veya bastırmak yerine, onların farkına varırsak ve o duyguda bizde ne gibi değişimler meydana geliyor anlarsak duygularımızı yani kendimizi yani ilişkilerimizi daha iyi yönetebiliriz. Duygularımızı tanımayı, anlamayı ve yönetmeyi ne kadar erken öğrenirsek, hayat erken yaşlardan itibaren o kadar kolay olur.

Hayatla ilgili çok güçlü bir inancim var; hiçbirzaman herhangi bir şey için geç değildir. O yüzden bu kitabı çocuklarımızla okurken kendimiz için de çok iyi bir şey yapmış olacağız. 🙂

Keyifli okumalar…

annebebekdostu

 

NOT: Kitabı, Adore oyuncakçılarda bulabilirsiniz.

anne bebek dostu, çocuk gelişimi, işin uzmanı

Çocuğum okula başlıyor…

Çocuklarımızın okul çağına gelmesinden çok önce, hatta bazılarımız çocuk sahibi olmaya karar verdiği dönemlerde okul konusunu düşünmeye başlıyoruz. Hesaplar yapılıyor, bütçeler oluşturuluyor, belki de evlerimizin lokasyonu değişiyor.

Çocuklarımızın hangi okula gitmeli? Nasıl bir eğitim almalı? Bu sorulara cevaplar hazırlıyoruz.

Sonra uzun araştırmalar, görüşmeler sonunda ana sınıfına hangi okulda başlayacağına karar veriyoruz. Peki ana sınıfından ne bekliyoruz?

Okul öncesi; kreş ve anasınıfı dönemi ile ilgili sorularımıza, kendisi bir anaokulu öğretmeni ve yöneticisi ve de aynı zamanda bir anne olan Ayşegül Ordu ile cevap aradık

Anasınıfı ve kreş arasındaki temel farklar neler?

– Anasınıfı – Anaokulu 3-6 yaş arası çocuklarının gelişimlerinin her yönden desteklendiği okullardır. Kreşler ise 3 yaş altı çocukların daha çok bakımına ve sosyalleşmelerine yönelik hizmet veren kurumlardır.

Kreşe gitmiş olan çocuklar ana sınıfına daha mı kolay alışıyor?

– Genelde daha kolay alışıyorlar diyebiliriz. Okulun sistemli rutinine, kurallarına,  ritmine alışık oldukları için adaptasyon daha kolay oluyor. Ancak okulu, öğretmeni, arkadaşları değiştiği için bir süre isteksizlik , çekingenlik öngörülebiliyor.

Okula gelmek istemeyen,  ağlayan cocuklara okulu nasıl sevdiriyorsunuz?

– Sevgi ve anlayışla yaklaşarak. Onlar için okuldaki herkesin ve her şeyin yabancı , yeni olması onlar için gerçekten zor. Bize hemen güvenmelerini ve hemen alışmalarını bekleyemeyiz. Bu zaman ve emek istiyor. Programlarımızı uygularken yeni gelen çocuğun alışma sürecinde öğretmeni çocuğu oyunlara ve etkinliklere davet eder ancak ısrarcı olmaz. Çocuğun ortamı gözlemlemesi ve tanıması için fırsat verir. Öğretmen de bu arada çocuğu tanır ve onun sevebileceği ilgisini çekebileceğini düşündüğü etkinlikler hazırlar. Aile ile işbirliği yapılarak yumuşak bir geçiş yapılması hedeflenir.

Çocukların okula alışması yaklaşık kaç gün sürüyor?

– Okula alışma süreci çocuğun anne ile olan bağlılık- bağımlılık düzeyine, çocuğun okula gelene kadar yeterince sosyal ortamlarda bulunup bulunmadığına, daha önce kötü bir okul tecrübesi yaşamasına, eve yeni gelen kardeşe hatta evde birlikte yaşanılan anneanne-babaannelere kadar çok fazla etkene bağlı olarak değişir. Kimi çocuk bir haftada kimi çocuksa bir ayda alışır. Hatta bazen okulunu çok seven ve severek gelen çocuklar arasında bile eve misafir gelmesine, tatile çıkmalarına, hasta olmalarına bağlı olarak  bile sonradan isteksizlik görülebiliyor.

Çocuklara okulu sevdirenin öğretmen olduguna inanıyorum,  bu konuda sen ne düşünüyorsun?

– Kesinlikle ben de öyle düşünüyorum. Eğitimim ve iş hayatım süresince pahalı kolej öğretmenlerinden devlet öğretmenlerine kadar bir çok öğretmen tanıdım ve kurumun müdürün değil öğretmenin ta kendisinde asıl cevherin olduğunu gördüm. Çocukla iletişime geçen, onu tanıyan, onun o kurum içerisindeki ve o süre içindeki gelişiminden, eğitiminden, sağlığından ve hatta güvenliğinden sorumlu olan kişi öğretmen. İyi ve işinin ehli bir öğretmenin çocuğa okulu da doğayı da hayatı da sevdirebileceğini düşünüyorum.

Çocuğu okula gelmek istemeyen ailelerle nasıl bir işbirliği yapıyorsunuz?

– Bu isteksizliğin nedenini anlamaya çalışıyoruz. Çünkü aslında bütün gün onlar için eğlenceli ve öğretici etkinliklerin hem de yaşıtlarıyla birlikte yapıldığı bir alana çocuğun gelmek istememesi ilginç değil mi? Aynı grup örneğin parkta olsa saatlerce neşe içinde oynarlar halbuki. Biz önce aile ile çocuk yanımızdayken ve değilken görüşme yaparız. Çocuğu okula bırakacak kişi ile okul arasında bir köprü kurulması gerekir. Bu kişi anne olabilir baba olabilir veya bakıcı, anneanne… Bu kişi çocuk kendini güvende hissedene ve uyum sağlayana kadar ihtiyaç duydukça onunla olur ve kademeli olarak uzaklaşır. Örneğin önce sınıfta birlikte sonra sınıf dışında sonra veli bekleme salonunda gibi.
Bazı okullarda ne yazık ki aileyi içeri sokmama veya sınıfa almadan kapıdan bıraktırıp ailenin gitmesini salık verirler. Ben bunu doğru bulmuyorum. Velinin ve çocuğun okulu tanıyana kadar tam olarak okulda nelerin nasıl yapıldığını gözlemlemesi gerekir. Çocuğu tanımadığı ve bilmediği bir ortama yine tanımadığı ve bilmediği insanların eline verip alışmasını beklemek çok insaflı bir yaklaşım gelmiyor.

Aileler bu konuda nasıl destek verseler hayat çocuklar icin daha kolay olur?

– Çocuklara gerçekten bir birey olarak davranarak. Çocukların yanında onların olumsuz özelliklerini konuşmayarak, onun görev ve işlerini onun yerine yapmayarak (örneğin ayakkabısını giymesi, yemeğini kendisinin yemesine izin verilmemesi), onun adına konuşmayarak ve ona kendisini anlatmasına fırsat vererek. Ailelerin genellikle bağlılıkla bağımlılık arasındaki ince noktada yanlış davrandıklarını gözlemliyorum. 4 yaşında hala ayağında sallayan, okulda yemeklerini öğretmenlerin yedirmesini isteyen, çocuğun sürekli sözünü kesip onun adına konuşan aileler çocuğa aslında iyilik yapmıyorlar.

Devlet okulları ve özel okullarda ana sınıflarında aynı eğitim mi veriliyor?

– Hem aynı hem değil. Söylenen şarkılar, oynanan oyunlar, yapılan etkinlikler aynıdır, amaçlar aynıdır. Milli eğitimin belirlediği hedefler ve amaçlar yapılır uygulanır, gelişim süreçlerinin takibi aynıdır ancak verilen değerler, bunların uygulanış şekilleri ve yaklaşımlar farklıdır. Ancak burada da yine öğretmen faktörü devreye girer. Devlet okullarındaki nice öğretmen var ki yenilikleri, ekolleri takip eder, uygular , aile ile sürekli iletişimde olur ve kendini geliştirir ve nice özel okul öğretmenleri vardır ki bütün gün oflayıp puflayarak zamanını geçirir ve evine gider. Devlet okullarının ek etkinlikler olarak fazla imkanı yoktur. Özel okullar gün boyu ingilizce eğitim verebilir örneğin veya haftanın 2 günü tenis dersini programına alabilir. Özel anaokullarını yine milli eğitime bağlı ancak minik özerk kurumlar olarak düşünebiliriz bu açıdan.

 

Çocuğu okula henüz başlamamış veya okul hayatına yeni geçiş yapmış olan ailelere çok değerli ipuçları verdiği için bir anne ve bir eğitmen olan Ayşegül’e çok teşekkür ederim.

Ayşegül Ordu kimdir?

Ayşegül; 10 yıl okul öncesi öğretmeni olarak çalışmış,  2 yıl da özel bir anaokulunda müdürlük yapmış, çocukları seven , çocukluğu ve çocuk olmayı çok önemseyen bir anaokulu öğretmenidir. Pars adında bir oğlu, Nancy adında patili bir kızı vardır.

çocuk gelişimi

BLW: bebeğin kendi kendine beslenmesi

BLW (Baby Lead Weaning) bebek liderliğinde beslenme olarak Türkçe’ye çevrilebilir.

BLW, bebeğin, ek gıdaya geçişten itibaren kendi kendine beslenmesidir.

BLW bebeğinizi doğduğu günden itibaren ailenin diğer bireyleri kadar değerli bir birey olarak kabul etmek, ek gıdaya geçtiği günden itibaren yemek masasında aile yemeklerine katılmasına fırsat vermektir.

Bu beslenme yöntemi, ilk 1 yıl bebeğin temel beslenmesinin anne sütü olduğunu ve ek gıdanın “EK” olduğunu savunur.

bebeğine şans ver!

Kendi kendine beslenen bebeğiniz dilediği kadar yer, elleri ile yiyeceklerin dokusunu keşfeder, içinde birkaç çeşit besin olan püreden farklı olarak yediği gıdanın tadını ve kokusunu alır, kaydeder, ileride damak zevki olarak kullanır :). El göz koordinasyonu gelişir. Taneli, pütürlü gıdaları rahatça yer. Aile ile birlikte yediği öğünlerde sofra adabı öğrenir, ailenin diğer bireyleri ile ilişki kurar, bebeğiniz sofrada kendi yemeği ile ilgilendiği için siz de rahatça kendi yemeğinizi yiyebilirsiniz.

Bebeğiniz de sizinle aynı sofrayı ve aynı yemekleri paylaştığı için ayrıca bebek yemekleri yapmanıza gerek yoktur. Bebeğinizle aynı yemeği paylaşmak sizi daha sağlıklı beslenmeye yönlendirir. Aynı sofrada siz pizza yerken bebeğinize haşlanmış sebzeler ya da çorba vermek pek adil olmaz değil mi? Onun yerine içinde sebzeler olan köfte, salata ve makarna menüsünü paylaşabilirsiniz.

Meriç’in BLW serüvenini de kısaca paylaşmak isterim. Meriç 4 aylıkken biz masada yemek yerden o da bizi yerde ana kucağına oturmuş seyrediyordu. 5. ayda yemeğin sonuna kadar yerde oturamaz olmuştu ben de yemeğin sonlarına doğru onu kucağıma alıyor yemeğimi o şekilde tamamlıyordum.

Meriç 5,5 aylıkken doktorumuz ek gıdaya geçmeye hazır olduğunu söyledi ancak ben yine de 6. ayı beklemek istedim. Bu arada BLW hakkında bilgim vardı ama nedense uygulamayı düşünmemiştim. Patates püresi ile tadım günlerine başladık, yarım çay kaşığı kadar püre vererek tadım yaptırdım, Meriç pek hoşlanmış gibi gelmedi bana. Sonra araya tatil girdi. Tatilde sürekli masadaki yiyeceklere uzanıyordu ben de dayanamadım masadaki meyvelerden verdim. Hepsine bayıldı. Hatta bir gün masadaki limona uzanınca onu da verdim, limonu emmek çok hoşuna gitmişti.

Sonrasında parmak şeklinde haşlanmış kabak, patates, havuç verdim.Önündeki sebzeleri eline alıp doğruca ağzına götürüyor ve emiyordu. Bir hafta kadar sebze ve meyveleri emdikten sonra yiyecekleri ağzında çevirmeye başladı. Bir sonraki hafta onu çiğnerken görmek beni çok heyecanlandırdı.

BLW’nin en zor yanı, bunu çevrenize ve bebeğinizle ilgilenecek kimselere kabul ettirmek oldu. Boğulmaz mı? Doyuyor mu? Üstünü kirletmiyor mu? Evet ilk günlerde daha sık artık çok daha nadir boğazına takılır gibi oluyor, kendisi öğürerek bazen kusarak çıkarıyor. yapmanız gereken tek şey sakin ve soğukkanlı olmak ve her ihtimale karşı ilk yardım öğrenmek. Doyuyor mu? sorusuna gelince bazen iştahla yiyor bazen daha az yiyor. Ben bunu pek dert etmiyorum. Az yediğinde, yemediği sebzenin yerine meyve veya yoğurt vermiyorum. Bir sonraki öğünde yer aç değil diye düşünüyorum. Nasıl biz yetişkinler bazen keyifsiz olduğumuz için bazen sıcaktan daha az yiyorsak oğluma da aynı şansı tanıyorum. Kirletme konusunda gelince açsa çok kirletmeden yiyecekleri doğruca ağzına götürüyor, yemek istemediğinde oynamaya ve yere atmaya başlıyor. Mama sandalyesinin altına bir örtü seriyorum, yemek sonrası mama sandalyesini siliyorum hepsi 5dk.

Cepli silikon veya kumaş mama önlükleri çok faydalı.

Yemekten sonra doğru banyoya gidiyoruz, ellerini ve ağzını yıkıyoruz. Sonra onu banyo tezgahına oturtuyoruz dişlerini fırçalıyoruz. Fırçasını eline veriyorum Meriç dişlerini fırçalamaktan çok hoşlanıyor.

O’nu yemek yerken izlemek, her gün geliştiğini gözlemlemek, birlikte aynı sofrayı paylaşmak, iletişim kurmak, yediğinden keyif aldığını görmek beni çok mutlu ediyor.

Peki sizin bebeğiniz nasıl besleniyor?

FullSizeRender (2)IMG_4977IMG_4566

Fırsat verirseniz minicik bebeğinizin neler yapabildiğini görecek ve çok şaşıracaksınız.

Biraz sabır, biraz cesaret…..

Sevgiler,

 

NOT: BLW yöntemine ne zaman başlamalıyım? Hangi besinlerle başlamalıyım? Yiyecekleri bebeğime uygun hale nasıl getirebilirim? Boğulma riski nedir? sorularının detaylı cevapları için Gill Rapley ve Tracey Murkett yazdığı “O tabak bitecek mi? ” kitabını okumanızı tavsiye ederim. Kitabı okuyacak zamanı olmayan anneler için kitap özetini de en yakın zamanda annebebekdostu kitaplıkta paylaşacağım 🙂

 

 

çocuk gelişimi

uyku terörü ile tanışmamız

Bir gece ansızın çığlık çığlığa uyandı Meriç. Sakinleştirmek için kucağıma aldım, sakin sakin yanında olduğumu söyledim beni duymuyordu, şşşşş sesi ile sırtını okşadım yanında olduğumun farkında değildi, emzirmek istedim reddetti.

Çığlık atarak ağlıyordu. Sakin kalmamın, onun sakinleşmesine yardım edeceğini düşündüm, çok endişelenmeme rağmen soğukkanlılığımı korudum. Yukarıda yazdıklarım işe yaramayınca acil durumlarda kullandığımız bir white noise – akarsu sesi açtım, kucağımda bir süre daha okşadıktan sonra emziğini vererek yatağına geri koydum. Sakinleşti ve uykuya geri döndü. Aslında belki de hiç uyanmamıştı. Uykusunda ağlıyor gibiydi.

Tüm bunlar  birkaç dakika içinde olup bitti ve gecenin geri kalanında huzurlu bir şekilde uyudu ve yalnızca her gece yaptığı gibi emmek için uyandı.

Bu olayı yaşadığımızda Meriç henüz 7 buçuk aylıktı. Gece uyku rutini, doğduğundan beri aynıdır, banyo yapar ardından emer,  ben müzik açarım o da emziğini alır ve uyur. O gece de bunun dışına çıkmamıştık.

Ertesi gün bir araştırma yaptım ve “uyku veya gece terörü” kavramıyla tanıştım. Uyku terörü, uykunun aniden bozulması ve çocuğun  korkmuş, şaşkın bir biçimde uyanması olarak tanımlanıyor. Atak bir kaç dakika ile yarım saat arasında bir süre boyunca sürebilir. Atak geçtikten sonra çocuk, sakin bir şekilde uykuya geri döner. Ergenliğe kadar seyrekleşerek sürebiliyor. En sık 3 yaşındaki çocuklarda görülüyor. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülüyor.

Belirtiler;

Derin uyku sırasında ortaya çıkar, çocuk uykudan aniden ve ağlayarak uyanır, çığlık atar, sakinleştirme yöntemlerine cevap vermez, hızlı soluk alıp verir, size baktığı halde görmez, sabah onları hatırlamaz, atak bir kaç dakikadan yarım saate kadar sürebilir.

Atak sırasında ne yapmak gerekir?

Her şeyden önce ebeveynler ve varsa çocuğun bakımından sorumlu kişiler atak sırasında soğukkanlı ve sakin kalmalıdır, çocuğa sarılarak veya elini tutarak sakinleştirici sözler söylemelidir, uyandırmaya çalışmak yerine uykuya geri dönmesine çalışılmalıdır.

Atakları önlemek mümkün mü?

Uykudan hemen önceki yorucu aktiviteler, gece terörünü tetikleyebilir. Gündüz uykularının düzenli olması, aşırı egzersizden kaçınmak atakları seyreltir.

Terör saatlerini belirleyip öncesinde uyandırmak uzmanlar tarafından önerilen bir yöntem. Bir hafta boyunca her gece atak saatinden 15 dakika önce çocuğunuzu uyandırın, uykusu açıldıktan sonra 5 dakika yatak dışında vakit geçirip tekrar yatırın. Uyku terörü tekrarlarsa uygulamaya devam etmek gerekiyor.

Uyandırma yöntemine rağmen uyku terörü haftada 2 kereden fazla tekrarlıyorsa, ataklar yarım saatten fazla sürüyorsa, kramp ve salya da eşlik ediyorsa bir çocuk psikiyatrını görmek de fayda var.

IMG_4589

huzurlu, sağlıklı uykular……………

 

Not: Kendi uyku terörü tecrübemiz dışında paylaştıklarım,  Uzm Dr Erdem UZUNOĞLU’nun 17.12.2009 tarihli yazısından derlenmiştir.

 

 

 

 

 

çocuk gelişimi

emzirmek ya da nasıl emzirmek?

Çalışan bir anne adayı olarak, hamilelik sürecimde elimden geldiğince “doğum”‘a ve çocuklu hayata hazırlanmaya çalıştım. Bu arada, aradaki lohusa ve emzirme periyotlarını  atlamışım. Kimse de bana ilk günlerde emzirmenin ne kadar zor olabileceğini söylemedi ya da ben bu konuyla çok ilgilenmedim. Zaten ne kadar zor olabilirdi ki…

Hastanede ebe hemşireler emzirme pozisyonlarını gösterdiler, hastaneden çıktıktan sonra da her zaman telefonla veya yüz yüze hastanemden destek alabildim. Ancak bebeğimle baş başa kalınca işler o kadar kolay olmadı.

İlk 40 gün çok ama çok zor, sonraki 1 ay da zor geçti. Bu süreçte tebrikler, telefonlar.. Herkes anneliğin ne mükemmel, ne kutsal birşey olduğunu, emzirmenin ne kadar haz veren bir duygu olduğunu anlatıp durdu ama ben anneliğe odaklanamıyordum ki tek düşündüğüm oğlum kaç dakika emdi? kaç dakika aktif emdi? ön süt mü emdi? son süt mü emdi? ağlıyor demek ki doymadı,  gündüz neden uyumuyor aç mı? sütüm yetmiyor mu? gece çok uyuyor 2 saatte bir uyandırıp emzirmeliyim, son 10 günde kaç gram aldı? kafamda kocaman bir EMZİRME balonu ile geçti ilk günler. Göğüs ucu yaralarından, ağlayarak emzirdiğim günlerden, yeterince emilmediği için tıkanan süt kanallarının verdiği acıdan burada bahsetmiyorum.

O günlerde emzirmenin neresi zevkli? ancak bebeğimi beslemek için katlanılması gereken bir süreç olarak düşündüğümü hatırlıyorum.

Keşke demeyi hiç sevmem, geçmişten aldığım ne varsa geleceğe katmayı tercih ederim, ama o süreçte bu periyodu birileri bana anlatsaydı en azından hazırlıklı olurdum dediğim doğrudur.

Sonra anladım ki emzirirken saate bakmanın, ön süt mü emdi son süt mü emdi diye endişelenmenin ne bir yararı var ne de anlamı. Zamanla oğlum emmeyi, ben emzirmeyi öğrendim. Bunun kimsenin size öğretemeyeceği bir süreç olduğunu anladım. Bu, bebeğinize ve size özel bir süreç ve birlikte öğreniyorsunuz.

Şuan “emzirmek” hakkında ne mi düşünüyorum? hayatımın en keyifli dakikaları oğlumu emzirdiğim, göz göze geçirdiğimiz emzirme anları. O an yalnızca ikimiz oluyoruz yeryüzünde ve gökyüzünde. Bu mutluluk hiç bitmesin istiyorum. 

yetersiz_sut

(Fotoğraf La Leche League Türkiye web sayfasından alınmıştır.)

Lohusa sürecinde güvendiğiniz ve size destek olacak, sizi motive edecek, keyiflendirecek insanları çevrenizde bulundurmak önemli. Özellikle güvenebileceğiniz, size emzirme konusunda destek ve cesaret verecek bir çocuk doktoru seçmenizde büyük yarar var.

Bana bu süreçte destek ve cesaret veren aileme, arkadaşlarıma, sosyal medya kanallarından facebook emziren anneler grubuna, emzirme konusunda teknik anlamda doyurarak kafamı rahatlatan la leche league Türkiye’ye teşekkür ederim.

 

NOT: Tıkanan süt kanalları ile ilgili biri hastanede sonuçlanan birçok maceramın ardından size verebileceğim tek tavsiye; bu acı veren durumda kendinize güvenin, bebeğinize güvenin, emzirin, emzirin, emzirin…. (ılık duş, masaj, sıcak kompres, makina ile sağma bir yere kadar yardımcı oluyor)

 

 

 

 

anne bebek dostu, çocuk gelişimi

AnneBebekDostu aktiviteler: yoga

O minik yürek bir fasulye tanesi iken annelik serüvenim başladı. İlk günden itibaren oğlum hayatımın bir parçası oldu. O’nu ilk günden itibaren bir birey olarak kabul ettik hayatımıza.Annebebek aktivitelerimiz de ben hamileyken başladı;  birlikte iş seyahatlerine gittik, ailecek yürüşlere çıktık, bol bol sohbet ettik, yoga yaptık.

İki yıldır yoga yapıyordum, hamileliğim süresince de yogaya devam etmek istedim. Yoga, doğuma hazırlık için harika bir yöntem. Hamilelik boyunca ihtiyacımız olan dayanıklılığı bize verirken aynı zamanda vücudumuzdaki gerilimi azaltıyor, vücudumuzu ve bebeğimizi dinlememiz için de bize fırsat veriyor. Araştırmalar, tavsiyeler derken sonunda Emirgan’da yer alan Do-um ile tanıştım. (Alternatif olarak Cihangir Yoga‘da da hafta içi gündüz saatlerinde ve cumartesi günleri hamile yogası dersleri var. ) Do-um’da hafta içi bir gün akşam (çalışan anne adayları için ideal) ve cumartesi sabahları “hamile yogası” dersleri var. Oğlumla birlikte, hamileliğim süresince hamile yogası derslerine katıldık. Bir yandan oğlumla yakınlaşırken, diğer yandan anne adayları ile sosyalleştim.

Doğumdan sonra ise anne ve bebeklerini daha da yakınlaştıran, bebeklere anneleri ile yapacakları pozlarla gelişim ve rahatlama fırsatı verirken, annelere sosyalleşme imkanı veren bir başka aktivite ise “anne-bebek yogası”Derslere, bebekler 6 haftalıktan itibaren katılabiliyor. Minik Yogi’m 2.5 aylık olduğunda ilk  derse katıldık. Dersleri,  bebekler ve anneleri şarkılar eşliğinde yapıyor. İç seslerini dinliyor, vücutları ile ilgili farkındalıkları artıyor, rahatlıyorlar. Bebekler ders süresince bazen mırıldanıyor, bazen gülüyor bazense yalnızca emmek istiyorlar. Derslerde anneler de bebekleri de oldukça rahat. Dersler beslenme ve dinlenme ile tamamlanıyor bu sırada farklı dillerde ninniler bazı bebekleri uyuyor. Biz anneler ders çıkışında bebeklerimizle bazen sahile iniyoruz bazen Emirgan parkına gidiyoruz. Hem hava alıyoruz, hem de hangi doktora gidiyoruz?, ek gıdaya geçtik mi? BLW yapıyor muyuz? Uyku eğitimi ne zaman başlamalı?  gibi konularda hayata dair 🙂  sohbet etme şansımız oluyor.

fbee465b-4baa-4e42-9b28-1f0171572fbf

Annelerin, bebekleri ile birlikte yapabilecekleri daha pek çok aktivite var. Daha sonraki yazılarımda birkaçından daha bahsedeceğim. Benim oğluma birlikte yapmaktan en çok keyif aldığım aktiviteler; onu öpmek, koklamak, her anını ölümsüzleştirmek için fotoğraflarını çekmek, birlikte kek yapmak, yürüyüşe çıkmak, alışveriş yapmak, sohpet etmek, birlikte şarkı söylemek, kitap okumak………..

Sizin birlikte yapmaktan en keyif aldığınız aktiviteniz nedir?