anne bebek dostu, çocuk gelişimi, işin uzmanı

Çocuğum okula başlıyor…

Çocuklarımızın okul çağına gelmesinden çok önce, hatta bazılarımız çocuk sahibi olmaya karar verdiği dönemlerde okul konusunu düşünmeye başlıyoruz. Hesaplar yapılıyor, bütçeler oluşturuluyor, belki de evlerimizin lokasyonu değişiyor.

Çocuklarımızın hangi okula gitmeli? Nasıl bir eğitim almalı? Bu sorulara cevaplar hazırlıyoruz.

Sonra uzun araştırmalar, görüşmeler sonunda ana sınıfına hangi okulda başlayacağına karar veriyoruz. Peki ana sınıfından ne bekliyoruz?

Okul öncesi; kreş ve anasınıfı dönemi ile ilgili sorularımıza, kendisi bir anaokulu öğretmeni ve yöneticisi ve de aynı zamanda bir anne olan Ayşegül Ordu ile cevap aradık

Anasınıfı ve kreş arasındaki temel farklar neler?

– Anasınıfı – Anaokulu 3-6 yaş arası çocuklarının gelişimlerinin her yönden desteklendiği okullardır. Kreşler ise 3 yaş altı çocukların daha çok bakımına ve sosyalleşmelerine yönelik hizmet veren kurumlardır.

Kreşe gitmiş olan çocuklar ana sınıfına daha mı kolay alışıyor?

– Genelde daha kolay alışıyorlar diyebiliriz. Okulun sistemli rutinine, kurallarına,  ritmine alışık oldukları için adaptasyon daha kolay oluyor. Ancak okulu, öğretmeni, arkadaşları değiştiği için bir süre isteksizlik , çekingenlik öngörülebiliyor.

Okula gelmek istemeyen,  ağlayan cocuklara okulu nasıl sevdiriyorsunuz?

– Sevgi ve anlayışla yaklaşarak. Onlar için okuldaki herkesin ve her şeyin yabancı , yeni olması onlar için gerçekten zor. Bize hemen güvenmelerini ve hemen alışmalarını bekleyemeyiz. Bu zaman ve emek istiyor. Programlarımızı uygularken yeni gelen çocuğun alışma sürecinde öğretmeni çocuğu oyunlara ve etkinliklere davet eder ancak ısrarcı olmaz. Çocuğun ortamı gözlemlemesi ve tanıması için fırsat verir. Öğretmen de bu arada çocuğu tanır ve onun sevebileceği ilgisini çekebileceğini düşündüğü etkinlikler hazırlar. Aile ile işbirliği yapılarak yumuşak bir geçiş yapılması hedeflenir.

Çocukların okula alışması yaklaşık kaç gün sürüyor?

– Okula alışma süreci çocuğun anne ile olan bağlılık- bağımlılık düzeyine, çocuğun okula gelene kadar yeterince sosyal ortamlarda bulunup bulunmadığına, daha önce kötü bir okul tecrübesi yaşamasına, eve yeni gelen kardeşe hatta evde birlikte yaşanılan anneanne-babaannelere kadar çok fazla etkene bağlı olarak değişir. Kimi çocuk bir haftada kimi çocuksa bir ayda alışır. Hatta bazen okulunu çok seven ve severek gelen çocuklar arasında bile eve misafir gelmesine, tatile çıkmalarına, hasta olmalarına bağlı olarak  bile sonradan isteksizlik görülebiliyor.

Çocuklara okulu sevdirenin öğretmen olduguna inanıyorum,  bu konuda sen ne düşünüyorsun?

– Kesinlikle ben de öyle düşünüyorum. Eğitimim ve iş hayatım süresince pahalı kolej öğretmenlerinden devlet öğretmenlerine kadar bir çok öğretmen tanıdım ve kurumun müdürün değil öğretmenin ta kendisinde asıl cevherin olduğunu gördüm. Çocukla iletişime geçen, onu tanıyan, onun o kurum içerisindeki ve o süre içindeki gelişiminden, eğitiminden, sağlığından ve hatta güvenliğinden sorumlu olan kişi öğretmen. İyi ve işinin ehli bir öğretmenin çocuğa okulu da doğayı da hayatı da sevdirebileceğini düşünüyorum.

Çocuğu okula gelmek istemeyen ailelerle nasıl bir işbirliği yapıyorsunuz?

– Bu isteksizliğin nedenini anlamaya çalışıyoruz. Çünkü aslında bütün gün onlar için eğlenceli ve öğretici etkinliklerin hem de yaşıtlarıyla birlikte yapıldığı bir alana çocuğun gelmek istememesi ilginç değil mi? Aynı grup örneğin parkta olsa saatlerce neşe içinde oynarlar halbuki. Biz önce aile ile çocuk yanımızdayken ve değilken görüşme yaparız. Çocuğu okula bırakacak kişi ile okul arasında bir köprü kurulması gerekir. Bu kişi anne olabilir baba olabilir veya bakıcı, anneanne… Bu kişi çocuk kendini güvende hissedene ve uyum sağlayana kadar ihtiyaç duydukça onunla olur ve kademeli olarak uzaklaşır. Örneğin önce sınıfta birlikte sonra sınıf dışında sonra veli bekleme salonunda gibi.
Bazı okullarda ne yazık ki aileyi içeri sokmama veya sınıfa almadan kapıdan bıraktırıp ailenin gitmesini salık verirler. Ben bunu doğru bulmuyorum. Velinin ve çocuğun okulu tanıyana kadar tam olarak okulda nelerin nasıl yapıldığını gözlemlemesi gerekir. Çocuğu tanımadığı ve bilmediği bir ortama yine tanımadığı ve bilmediği insanların eline verip alışmasını beklemek çok insaflı bir yaklaşım gelmiyor.

Aileler bu konuda nasıl destek verseler hayat çocuklar icin daha kolay olur?

– Çocuklara gerçekten bir birey olarak davranarak. Çocukların yanında onların olumsuz özelliklerini konuşmayarak, onun görev ve işlerini onun yerine yapmayarak (örneğin ayakkabısını giymesi, yemeğini kendisinin yemesine izin verilmemesi), onun adına konuşmayarak ve ona kendisini anlatmasına fırsat vererek. Ailelerin genellikle bağlılıkla bağımlılık arasındaki ince noktada yanlış davrandıklarını gözlemliyorum. 4 yaşında hala ayağında sallayan, okulda yemeklerini öğretmenlerin yedirmesini isteyen, çocuğun sürekli sözünü kesip onun adına konuşan aileler çocuğa aslında iyilik yapmıyorlar.

Devlet okulları ve özel okullarda ana sınıflarında aynı eğitim mi veriliyor?

– Hem aynı hem değil. Söylenen şarkılar, oynanan oyunlar, yapılan etkinlikler aynıdır, amaçlar aynıdır. Milli eğitimin belirlediği hedefler ve amaçlar yapılır uygulanır, gelişim süreçlerinin takibi aynıdır ancak verilen değerler, bunların uygulanış şekilleri ve yaklaşımlar farklıdır. Ancak burada da yine öğretmen faktörü devreye girer. Devlet okullarındaki nice öğretmen var ki yenilikleri, ekolleri takip eder, uygular , aile ile sürekli iletişimde olur ve kendini geliştirir ve nice özel okul öğretmenleri vardır ki bütün gün oflayıp puflayarak zamanını geçirir ve evine gider. Devlet okullarının ek etkinlikler olarak fazla imkanı yoktur. Özel okullar gün boyu ingilizce eğitim verebilir örneğin veya haftanın 2 günü tenis dersini programına alabilir. Özel anaokullarını yine milli eğitime bağlı ancak minik özerk kurumlar olarak düşünebiliriz bu açıdan.

 

Çocuğu okula henüz başlamamış veya okul hayatına yeni geçiş yapmış olan ailelere çok değerli ipuçları verdiği için bir anne ve bir eğitmen olan Ayşegül’e çok teşekkür ederim.

Ayşegül Ordu kimdir?

Ayşegül; 10 yıl okul öncesi öğretmeni olarak çalışmış,  2 yıl da özel bir anaokulunda müdürlük yapmış, çocukları seven , çocukluğu ve çocuk olmayı çok önemseyen bir anaokulu öğretmenidir. Pars adında bir oğlu, Nancy adında patili bir kızı vardır.

Advertisements
anne bebek dostu, işin uzmanı

yeni bir hayata tanıklık etmek; doğum fotoğrafçılığı

Aylarca, belki de yıllarca beklenen bebek geliyor.Hazırlıklar tamam. Bu özel anın mimarı olan anne orada, doktoru ekibiyle yanı başında. Ve baba bu özel anın parçası ve tanığı olmak için yerini almış. Eyvah doğum fotoğrafçısı nerede? Kim ölümsüzleştirecek bu çok özel ve güzel, duygusal anları? Oh neyse ki o da giriyor doğumhaneye bonesini takmış olarak…

Bebeğiyle ilk buluşma anını kim sonsuza dek dondurmak ve saklamak istemez ki? O duygu yüklü anlarda bebeğinizin gözlerinin içine ilk kez bakmışken, o an, zaman dursun istersiniz.

Doğum fotoğrafçılığını son yıllarda sıkça duyar olduk. Nedir doğum fotoğrafçılığı? Doğum fotoğrafçısı kimdir? Kimler doğum fotoğrafçısı olabilir?
 
Doğum fotoğrafçılığı ile ilgili merak edilen herşeyi profesyonel bir fotoğrafçı olan, üstüne üstlük tatlı dilli ve güleryüzlü Şermin İnce ile tatlı tatlı konuştuk. Bu keyifli sohbetimizde gelin siz de bize katılın…
 

Doğum fotoğrafçılığını son yıllarda sıkça duyar olduk. Nedir doğum fotoğrafçılığı? Doğum fotoğrafcısı kimdir?

Doğum Fotoğrafçılığı için, doğuma giden süreçte tüm ailenin yaşadığı serüvenin fotoğraf karelerine aktarılmasını ve ölümsüzleştirilmesini sağlayan son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça rağbet gören yeni bir fotoğrafçılık dalı denilebilir.Doğum Fotoğrafçısı da tüm bu sürece dahil olan, ailenin yaşadığı bu  mucizevi anları fotoğraflayarak kalıcı hale gelmesini sağlayan, bu konuda eğitim almış  fotoğrafçı  diyebiliriz.

Kimler doğum fotoğrafçısı olabilir?

Doğum fotoğrafçısı olmak için öncelikle Fotoğrafçılık eğitimi almış olmak gerekli ama sadece fotoğrafçılık eğitimi almak yetmiyor tabiki, ayrıca doğum fotoğrafçılığı eğitimi almak da önemli. Doğum fotoğrafçısı olmak dayanıklılık gerektiren bir meslek.  Hem fiziksel hem de ruhsal olarak. Doğum süreci boyunca her daim aileye destek olmak, çoğu zaman annenin en yakınında olup ona moral vermek gece gerçekleşen doğumlarda uykusuz kalmak ama her zaman enerjik olmak gibi güzel ama bazen de zorlayan yanları da var.

Doğum fotoğrafçısı olmak isteyen kişiler hem bu süreçlere uyum sağlayabilmeli hem de profosyonel olarak kendi işini yönetebilmeli. Markasını oluşturup sosyal medyada aktif olmalı her daim  ailelerle iletişimi pozitif  olan ve gerçekten bu işi severek yapabilen biri olmalı.

Fotoğrafçılık bilgisi dışında doğum fotoğrafçılığı eğitiminin kapsamında neler var?

Fotoğrafçılık  eğitimi almış olmak dışında doğum fotoğrafçılığı eğitimi içinde hastanedeki kurallar, ameliyathane de nasıl davranmanız gerektiği gibi konularda da eğitim veriliyor.  Hastanenin hijyen kurallarına uymak ve ameliyathane de nasıl davranmanız gerektiğini bilmek çok önemli.  Teknik bilgiler dışında fotoğrafların photoshop ile işlenmesi, album hazırlamak ve aile ile iletişimden marka yönetiminize kadar bir çok bilgiyi alabileceğiniz bir eğitim.  En önemlisi ise bu eğitim sadece işin küçük bir parçası daha sonrasında sürekli sektörü ve yenilikleri takip etmeniz gerekiyor, eğitim hiç bitmeyen bir süreç çünkü her an yeni gelişmeler olabiliyor ve sizin değişen dünyaya her daim ayak uydurmanız gerekiyor.

Bu mesleğin etik kurallarını düzenleyen bir kuruluş yada meslek odası var mı? Yetkinlik konusunda sertifika veren bir kurum var mı?

Doğum Fotoğrafçılığını sertifikası eğitim aldığınız kurstan edinebiliyorsunuz ama özel olarak kuralları belirleyen bir kuruluş yok. Ameliyathane içi kurallar hastane yönetimi tarafından belirleniyor .

Peki sen nasıl tanıştın fotoğrafçılıkla ve doğum fotoğrafçılığı ile?

Benim fotoğrafa ilgim ortaokul yıllarında başladı diyebiliriz. İlk makinemi aldığım anlardan beri fotoğraf çekiyordum daha sonra bu konuda eğitim almaya karar verdim. Fotoğrafçılık eğitimi aldıktan sonra en yakın arkadaşım doğum yapacağı zaman benim de fotoğraflarını çekip çekemeyeceğimi sordu. İlk deneyimim doğumdan sonra hastane odasında arkadaşımın ve bebeğin fotoğraflarını çekmek üzerine oldu. Bu deneyimi tattığımda benim bu işi yapmam gerektiğini hissettim. Doğum fotoğrafçılığı eğitimi aldım. O  sıralarda yakın arkadaşımın ablası doğum yapacaktı ve yine benim fotoğraflarını çekmemi istediklerini ilettiler ilk normal doğum ve ameliyathane deneyimlerimi de bu sayede yaşamış oldum. Sonrasında ise sayısız doğumda o muciceye ortak olma fırsatını yakaladım.  O anlara tanıklık edebildiğim için de çok mutluyum.

Profesyonel olarak bu işi yapmak için gerçekten sevmek gerekiyor sanırım. Normal doğuma sen de anneyle beraber gidiyorsun, annenin hep yanındasın. Bu konuda sen ne düşünüyorsun?

Kesinlikle sevmek şart. Sevmeden yapılabilecek bir meslek değil ama bir bebeğin doğumuna şahit olup aşkla bu işe bağlanmamak da pek mümkün değil gibi.  Ben doğum sürecinden çok önce aile ile tanışıp görüşmeyi ve onların heyacanına ortak olmayı seviyorum. Hem bu sayede aileyi yakından tanıma imkanım da oluyor. Aile ile tanıştıktan sonra ise her zaman onlara destek olmaya çalışıyorum. Bu anlar bana  inanılmaz keyif veriyor. Doğum gerçekten bir mucize ve ben de o mucizeye tanıklık ederken aile ile mutluluktan ağladığım bile oluyor.

Bu meslekte seni en çok zorlayan şey nedir?

Mesleki olarak zorlanmaktan çok ülkemizde yaygınlaşsa da hala bu mesleğe biraz uzak bakan aile büyükleri çekim yapmamı istemeyebiliyorlar. Onları da bebeğe asla bir zarar gelmeyeceği yönünde ikna etmek gerekebiliyor.

Doktorların ve hastane yönetimlerinin bu ise bakışları nasıl oluyor?

Çoğu hastane son yıllarda sadece belirli fotoğrafçılarla anlaşma ya da kendileri ile çalışan ve başka hastane ile çalışmayan fotoğrafçı seçimine başladı. Bu doğum fotoğrafçıları olarak bizi ve aileyi zor duruma sokan bir durum  yaratıyor. Aile kendi istediği fotoğrafçı ile çalışmak konusunda özgür.  Onların bu en özel anlarında tanımadıkları veya tarzını yakın bulmadıkları fotoğrafçılarla çalışmaya zorlamak yerine seçimlerine saygı duymalarını bekliyoruz.

Doğum çekimlerin bebek açısından bir sakıncası var mı?

Doğum çekimlerinde doğal ışık kullandığı sürece ve hijyen kurallarına uyulduğu sürece bebeğe hiç bir sakınca yok. Benim için öncelik bebeğin ve ailenin sağlığında her zaman. Doktorlar her hangi bir sağlık sorunu olduğunu söylemediği sürece bebeği yormadan genellikle o uyurken ailesi ile fotoğraflarını çekmek ise mutluluk verici.

Doğum fotoğrafçılığının en sevdiğin yanı nedir?

Bu işin en sevdiğim yanı, o heyacanın tam merkezinde olup en yakından tüm sürece eşlik ediyor olmak. Her doğumda aile birlikte heyecanlanıyorum, bebek doğduğu anda ağlayan babaları görünce benim de mutluluktan gözlerim dolabiliyor. İnanılmaz keyifli bir süreç.

Eminim stresli, mutlu, heyecanlı anların yanında komik olaylar da yaşıyorsundur. Hatırladığın komik bir anın var mı?

Yakın zamanda yaşadığım aklıma gelen ilk olay bebeğin baba ile ilk karşılaşma anında bebek henüz giydirilmemişken babanın üzerine çişini yapmasıydı.  Baba ile tüm aile oldukça şaşırmış ve gülmüştü.  Doğum süresince yaşananlar ömür boyu anlatılacak güzel hikayelerden oluşan bir çok anı bırakıyor belleğimizde. 

Benim de tüm bu güzel hikayelerin içinde o anları yaşıyor olmam mesleğimin en güzel yanlarından biri.

Son olarak ne söylemek istersin?

Bu güzel mesleği tanıtabilme imkanı yarattığın için sana  çok teşekkür ediyorum. Ropörtajına katılmak çok keyif vericiydi. Blogunu da büyük bir keyif ile takip ediyorum. Ben de bu sayede bilmediğim bir çok şeyi öğrenme fırsatı yakalamış oluyorum. Takipte kalmaya devam edeceğim.

Yoğun temposunda, bu çok keyifli röportaja zaman ayırdığı için, tatlı dili ve yüksek enerjisi ile sizin enerjinizi de yükselten Şermin İnce’ye çok teşekkür ederim. Şermin İnce hakkında daha detaylı bilgi almak veya portfolyosuna göz atmak isterseniz serminince.com web sitesine buradan erişebilirsiniz.

Sevgiler,

annebebekdostu