babalar ve çocukları

babalar ve çocukları: Cem & Umut Kafadar

Babalar ve Çocukları’nda konuklarım Cem Kafadar ve oğlu, arkadaşı Umut Kafadar.

13315449_10154230963319910_5586935655534791940_n

Cem Kafadar, ailesini çok seven, onlara saygı duyan, onlarla vakit geçirmekten büyük zevk alan bir eş, bir baba, eşine ve oğluna iyi bir dost. Cem ve Umut öyle sıkı dostlar ki Umut, babasına çocukluğundan beri Cem diye hitap ediyor. Çocukluğundan beri diyorum çünkü Umut, üniversiteyi henüz bitirdi, kendi hayatını ve sorumluluklarını iyi yöneten, iyi yetişmiş, kendi kararları ve seçimleri olan özgür bir birey olarak toplum hayatında kendine çoktan bir yer edindi. Kafadar ailesini yıllardır tanıyorum, böyle mutlu bir aileyi tanıdığım için ben de çok mutluyum. Anne Sevinç için de sayfalarca güzel şeyler yazabilirim ama bu baba oğuldan rol çalmak olur.

Ben sordum, Cem tüm içtenliği ile anlattı, paylaştı. Öykülerinin başkalarının hayatlarına da dokunması dileğiyle bu keyifli söyleşiyi paylaşıyorum.

Yıllar geçti ama eminim baba olacağının haberini nasıl aldığını hatırlıyorsundur.

Çok net hatırlıyorum, doğumun da olduğu Kadıköy Şifa Hastanesi’nde öğrendik

Peki o an neler hissettin?

Tüm belirtiler bu yöndeydi, o açıdan haberi almaya hazır gitmiştik. Sevinç hissettim, elde var bir Sevinç, bir daha eklendi, Sevinç’in karesi oldu yani. O zaman, Pizza Hut, Türkiye’ye yeni gelmişti, pizzayı ikimiz de çok seviyorduk, doktordan çıkar çıkmaz Bağdat Caddesi Caddebostan’daki Pizza Hut’a gittik. İlginçtir, evlenme teklifini de Galatasaray’daki Pizzacı’da yapmıştım. Sonraları Umut ile beraber de o pizzacıya çok gittik, sanırım şimdi kapandı. Çok sevindiğim zamanlar çenem açılıyor, normalde de pek kapalı değil ya 🙂 bol bol konuştuğumu, çocuğun geleceğine yönelik bir sürü şey anlattığımı hatırlıyorum.

Bebeğinizin ilk doğduğu an düşündüğün, hissettiğin şey neydi? Heyecan? Korku? Neşe? Endişe? ya da belki de hepsi

Sevinç, normal doğum yaptı ve çok sancısı oldu. Eskiden Kadıköy’de Salı günleri pazar olur ve trafik bir felaket olurdu. Doktor, karşıdan hem köprü trafiği, hem pazar trafiğinin etkisi ile 2 saatin üzerinde bir sürede geldi ve o sürede Sevinç’in sancıları dayanılamayacak düzeydeydi. Açıkcası Sevinç’e o kadar üzüldüm ve sersemledim ki, Umut doğduğunda doğru dürüst sevinemedim, aklım hep Sevinç’te idi. O ise doğumdan sonra çok iyi idi ve ben o zaman bebeğin keyfini hissetmeye başladım. Hastaneye Sevinç’i yetiştirebileceğiz mi heyecanı, Sevinç’in sancılarının yarattığı korku, Umut’un tüm bebeklerden daha yüksek sesle bağırmasının ve yüzündeki anlamlılığın neşesini 3-4 saat içinde yaşadım.

Çocuğunuz olunca kendini kısıtlanmış hissettin mi? Annelerden çok babaların bu duyguya kapıldığını hissediyorum.

1-2 yaş arasında bir dönem yapmak istediklerimi yapamıyormuşum gibi hissettiğim bir dönem oldu ama onun dışında bir kısıtlama hissetmedim. Çocuk sahibi olmanın getirdiği mutluluk her şeyin üstünde idi. Bebeklerin ilk 6 ayında bir bebek kokuları vardır, işte iken o kokuyu hatırlayıp, bir an önce mesai bitsin de eve gidip Umut’u koklayayım istiyordum.

Bebeğiniz doğduktan sonra kendini biraz dışarıda hissettin mi ya da  anne-bebek ilişkisini kıskandığın oldu mu?

Kesinlikle hayır, hiç öyle hissedebileceğim bir olayı ne bebekliğinde, ne çocukluğunda  hatırlamıyorum.

Çocuğunuz olduktan sonra eşinle ilişkinizde bir farklılık oldu mu? 

Biz Sevinç ile evlenmeden önce çok iyi iki arkadaştık, evlendikten sonra da arkadaşlığımız daha gelişti. Umut, arkadaşlığımıza farklı bir boyut getirdi, hem çok eğleniyorduk, hem de onu yetiştirirken bir taraftan da o bizi yetiştiriyordu. Erken çocuk sahibi olduğumuz için yaptığımız yanlışlar oluyordu, tüm bu hataları hiç kimselere söylemeden aramızda sır gibi saklıyorduk. Bilirsin sırlar ilişkileri hep güçlendirmiştir.

Bebeğinizin bakımına ve gelişimine yeterince katıldığına inanıyor musun? Gelişimi ile ilgili endişelerinizi cevaplayacak çözümler arıyor, araştırmalar yapıyor musun?

Bebek olmadan da, olduktan sonra da bebek ve çocuk bakımına ilişkin çok kitap okudum. Çocuk doğduğunda bir kullanma kılavuzu ile gelmiyor o açıdan anne ve babalara bu konularda çok okumalarını, ilgili seminerlere katılmalarını tavsiye ederim. Umut, anaokulunda iken her hafta sonu Erdal Atabek velilere seminer verirdi ondan çok şey öğrendim. Lisede iken de Üstün Dökmen seminer vermeye gelirdi, ondan da çok şeyler öğrendim. Bir de Umut’dan daha büyük çocuk sahibi olan anne babalarla çok konuşur, onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırdım.

Çocuğunuzla ilgili hayallerin var mı? Birlikte neler yapmayı hayal ediyorsun / Çocuğunuzla birlikte yapmaktan en keyif aldığınız aktivite nedir?

Çocukla ilgili hayal kurmak tehlikeli bir boyut alabilecek kritik bir konu, farkında olmadan onun istemeyeceği bir hayatı ona empoze ediyor olabilirsiniz. O açıdan çok fazla hayal kurduğumu hatırlamıyorum, yeteneklerinin farkında olmasını ve hayatının her döneminde potansiyelini kullanabilmesini isterim. 

Biliyorum ki Umut’la çok özel bir ilişkiniz var ilişkinizi nasıl özetlersin?

Hangi yaşta olursa olsun onunla birlikte olmaktan daha keyifli bir şey yok. Onun gözünden hayatın yorumlanması beni her zaman için heyecanlandırmıştır. Bir çok kararımda onunla konuşup, onun düşüncelerini öğrenmişimdir, bir ortaklığı sona erdirirken de, gömleğimin altına kravatımı seçerken de. 🙂 Annem, babam da bana böyle yapardı, sanırım onlardan aldığım bir huy. İlişkinin şeffaflaşması açısından da bu yaklaşımın faydalı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca onunla olan iyi ilişkim ruhumun daha genç kalmasına da katkı sağlıyor. 🙂

Hangi alışkanlığının çocuğunuz tarafından yapılmasını istemezsin? yada istemezdin?

Beni aşırı koruyarak yetiştirmişler, o açıdan 18 yaşında su çiçeği, 32 yaşında kabakulak oldum, yani bağışıklık sistemim çok zayıf. O açıdan Umut’u aşırı korumamaya yani bu konuda bana benzememesine çok özen gösterdik ve başarılı da olduk. Gençlik yıllarında çok çekingen, içine kapanık biriydim. İlişkilerimde hep karşımdakinin bana yaklaşmasını beklerdim, ilk hamleyi yapmakta çok zorlanırdım, bu huyum yüzünden sahip olabileceğim bir çok dostu hiç tanımadan kaybettim diyebilirim. Umut’un bu konuda bana benzemesini hiç istemem. Özgüveninin her zaman yüksek olmasını isterim.

Bu konuda oldukça başarılı olduğunuzu söyleyebilirim 🙂

Sence babanın çocuk üzerindeki en büyük etkisi nedir?

Anne ve babanın çocuklarına doğru örnek olmaları gerekiyor. Klişe tabiri ile rol model olmaları. En büyük sorumlulukları bu, madem dünyaya bir insan getirdiniz, kendi yanlışlarınızı çocuğa taşımayacaksınız. Bir insanın yaşamı boyunca kaç insanın hayatına olumlu ya da olumsuz dokunduğunu düşünürsek, kötü yetişmiş bir çocuk hayatta kaldığı sürece kim bilir kaç insanın canını yakacaktır.

Eminim çok güzel anılar biriktirdiniz. Eskilerden, aklına geldiğinde seni gülümseten bir anınız var mı?

Hastaneden eve geldik, Umut 3 günlük, 3 kilo civarında. O güne kadar hiç o kadar küçük bir bebeği elime almamışım. Umut’u başı bana bakacak şekilde yukarı kaldırıp sevmeye başlamamla, ağzından tuhaf bir sıvı yüzüme boşaldı. 🙂 Onunla evimizde ilk ilişkimiz işte böyle başladı. Önce öğren sonra sev dedi yani :))

Cem’e anılarını, babalık öyküsünü  içtenlikle paylaştığı için, Umut’a da yayınlanmasında izin verdiği için çok teşekkür ediyorum.

Yeni öykülerde buluşmak üzere,

Sevgiler….

 

 

Cem Kafadar kimdir?

İnşaat Mühendisi, 2004-2012 yılları arasında İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinin Yönetim Kurulunda görev yaptı.

İnşaat sektörünün sanal dünyadaki öncü temsilcilerindendir;

yapirehberi.net ve 1insaat.biz gibi sektörde bilinirliği olan, köklü bilgi bankası ve sektörel iletişim platformlarının kurucusudur.

İnşaat sektöründe hatırı sayılır bir üne sahip headhunter’dır. İnsan kaynakları alanında insana değer veren nadir IK şirketlerinden birinin kurucusu ve yöneticisidir.

Üniversitelerde, tecrübelerini de içeren değerli seminerler veren, 2014 Kasım itibarı ile Beykent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde Yapım Yönetim Dersleri vermeye başlayan bir eğitmendir.

Böyle çok yönlü biri işte Cem

Seyrettiği filmleri, okuduklarını, dinlediklerini, aklında kalanları, kısacası hayata dair notlarını paylaştığı bir de kişisel sayfası (https://cemkafadar.net/)  var ki şiddetle okumanızı öneririm. Buradan okuyabilirsiniz.

iletişim: cem@cemkafadar.com

 

 

 

 

babalar ve çocukları

babalar ve çocuklarının hayatlarındaki yerleri

Siz hiç bebeğinin gelişimini ay ay takip eden ve ebeveynleri nelerin beklediğini araştıran bir baba gördünüz mü? Yada kızının 2 yaş sendromu ile başa çıkmak için arkadaşlarından pedagog önerisi alan bir baba gördünüz mü? Peki, çocuğu ve gelişimi ile ilgili blog yazan bir babaya rastladınız mı?

Son yıllarda, bu algının değişmeye başladığını ve babaların durduğu yerin bir parça daha yakınlaştığını düşünüyorum. Gözlemlerimde, eşine ve ailesine gerçek bir saygı duyan, onları çok seven, daha bilinçli, daha ilgili babalar, doğdukları günden itibaren çocuklarının hayatlarına daha fazla dahil olmak için büyük çaba sarf ediyorlar. Bebeğin bezinin değişmesinde, gazının çıkarılmasında çekinmeden iş bölümü yapıyorlar. Parka götürüyorlar, kitap okuyorlar, baş başa vakit geçiriyorlar ve bundan çok büyük bir zevk alıyorlar.

Yazının başındaki sorulara benim vereceğim yanıt “evet” olur.

Anneler ile karşılaştırılınca, babalar ve çocukları ile ilgili daha az yazı, anı, blog ve araştırma olduğunu fark ettim. Ancak henüz sayıca az da olsa ilgili, bilinçli ve bilgili babalar var ve çocuklarının hayatlarında aktif rol olmak için çaba sarf ediyorlar.

Bu noktada annelere, en az babalar kadar iş düşüyor. Anneler, aile içinde babalarla çocuklarının sorumluluklarını paylaşmalı, onlara çocuk bakımında güvenmeyi öğrenmeli ve anne-çocuk ilişkisini aile etkileşimi olarak genişletmek için babalara yer açmalılar.

Ben de kendi imkanlarımın el verdiğince babalara buradan destek vermeyi planlıyorum. “Babalar ve çocukları” adlı bir yazı dizisi ile babalara çocukları ile ilgili duygularını, anılarını, öykülerini paylaşması için yer açıyorum.

Umarım bu öyküler başka babalara ve annelere ilham verir.

Sevgiler…

IMG_4337

 

kitaplık

insanın anlam arayışı

“İnsanın Anlam Arayışı”,  Avusturyalı psikiyatrist Viktor E. Frankl’ın kurucusu olduğu logoterapi’nin ilkelerini anlattığı bir kitap.

Siz, yukarıdaki cümleden, kitabın dili ağır bir teknik kitap olduğu sonucunu çıkarmadan önce şunu söylemeliyim; bu kitap 30’un üzerinde dile çevrilerek 15 milyondan fazla bir okuyucuya ulaşmış.

Kitabın ilk bölümünde, yazar İkinci Dünya Savaşı’nda esir düştüğü Auschwitz Kampı’nda yaşadıklarını akıcı bir dilde paylaşıyor. Bazı bölümler, okurken içinizi eziyor.

Viktor E. Frankl kitabı yazma sebebini şöyle açıklıyor: ” İstediğim tek şey somut bir örnek yoluyla okura, yaşamın her durumda, hatta en acınası durumlarda bile potansiyel bir anlam taşıdığını anlatabilmekti.”

“…. Yaşamında hiçbir anlam, amaç, hedef göremeyen ve bu nedenle sürdürmeyi anlamsız bulan kişinin vay haline…..”

Gelecek için bir hedef koymak ya da hayatınıza bir anlam yüklemek sizin elinizde. Hayatta yapılacak bir seçim her zaman vardır.

Umut varsa yaşamın anlamı da vardır.

Hayatın anlamı, belki çocuğunuzda, belki eşinizde, belki işinizde,belki müzikte, resimde belki de sporda. Belki de hala arıyorsunuz ?

Sizin hayatınızın anlamı nerede?

 

 

Bu fırsatı değerlendirip, bu kitabı bana hediye eden, onu tanımış olmayı bir ayrıcalık ve bir şans saydığım, çok değerli, çok entellektüel, çok hayat dolu, executive coach aynı zamanda cazkolik.com kurucusu  Tunçel Gülsoy’a çok teşekkür ediyorum.

çalışan annenin yemek kitabı, sağlık

şeker ilavesiz hurmalı yulaf bar

Çocuğunuz atıştırmalık birşeyler istediğinde aklınıza meyve ve yoğurttan başka sağlıklı seçenek gelmiyor mu? Evde birşeyler hazırlayacak vaktiniz mi yok? Mutfakta uzun uğraşlar sonucu birşeyler hazırlamak size göre değil mi? Ya da belki iş yerinde canınız sürekli abur cubur mu çekiyor? O zaman bu tarif tam da sizin için. Hurmalı yulaflı bar tam bir annecocukdostu atıştırmalık. Hazırlaması kolay, doyurucu ve tadı şahane.

ylaf bar.jpg

Malzemeler:

2 su bardağı kadar yulaf ezmesi (tavada 10 dakika kadar kavuruyoruz)

4 adet hurma

4 adet kuru incir

bir tutam tarçın

bir çorba kaşığı keten tohumu

bir tatlı kaşığı çörek otu 

2 çorba kaşığı bal

1 çorba kaşığı iri dövülmüş ceviz

1 bardak su (hurma ve incirleri pişirmek için)

no şeker 🙂

Hazırlanışı

incirleri ve hurmaları iri iri doğrayıp bir bardak su ile yumuşayıncaya kadar yaklaşık 15 dakika pişiriyoruz.Daha sonra bir karıştırma kabına alarak bir miktar daha eziyoruz. Ardından diğer tüm malzemeleri ekleyip güzelce karıştırıyoruz. Karışımın kıvamı çok akışkan olmuyor ancak çok sert de değil.

Karışımı yağlı kağıt serilmiş tepsiye yayarak döküyoruz ve önceden ısıttığımız 180 derece fırında 15 dakika pişiriyoruz.

Ilıkken dilimliyoruz. Soğuduktan sonra afiyetle yenmek üzere beslenme çantalarına veya evde tüketilmek üzere kavanozlara koyuyoruz.

incir ve hurma yeterince tatlı aslında hiç bal koymanıza gerek yok. Evde dedemin şahane ÜSTÜN BAL’ı olduğu için ben dayanamadım bir miktar ekledim 🙂

Afiyet olsun…..

 

çalışan annenin yemek kitabı

kış sebzeli ekmek

Tarife baktığınızda, kış sebzeli ekmeğin normal ekmekle çok uzaktan akraba olduğunu göreceksiniz. Ekmek dememin sebebine gelince, buğdayla arasına mesafe koymaya çalışan biri olarak, Meriç’i de elimden geldiğince bir süre ekmek ve diğer tahıl grubundan uzak tutmaya çalışacağım. İlişkiyi tamamen koparmak mümkün olmadığından elimden geldiğince sınırlamayı planlıyorum. Kış sebzeli ekmek, Meriç için ekmek yerine bir alternatif.  Tarif tabiki basit 🙂

Malzemeler:

1 yumurta sarısı (1 yaşın üzerindekiler için tamamı da olabilir)

1 kibrit kutusu kadar tuzsuz peynir (keçi peyniri tercih ettim)

4-5 yaprak ince kıyılmış ıspanak (chiffonate doğranmış)

1 dilim ince ince doğranmış pancar  (buharda pişmiş veya haşlanmış)

1/4 ince ince doğranmış havuç  (buharda pişmiş veya haşlanmış)

1/2 bardak süt  (keçi sütü kullandım)

1 çay kaşığı karbonat

un (siyez buğday unu tercih ettim)

no tuz 🙂

Yapılışı:

Tüm malzemeyi karıştırıp boza kıvamı elde edinceye kadar un ekliyoruz. Sonra krep tavasında veya yağsız tavada üstü göz göz olup kabarıncaya kadar pişirip diğer tarafını çeviriyoruz.

Kış sebzeleri bakımından zengin ekmeklerimiz birkaç dakika içinde yemeğe hazır.

Siz çıkan nihai ürüne ister pancake, ister ekmek, isterseniz mücver deyin. Sonuç Meriç için  memnun edici.

Meriç ikindi öğününde yoğurdunun yanında afiyetle bir tane yedi, fazlasını da istedi.

Afiyet olsun…..

çalışan annenin yemek kitabı

babadostu tarçınlı pancake

Hep annedostu, hep bebekdostu mu olacak? Bu sefer “baba” için girildi mutfağa. Bir iş seyahati için uzak diyarlara gidecek olan eşimle güzel bir kahvaltı edelim sonra da tatlıyla taçlandıralım dedim. 5 dakikalık tariflerden pancake bu gibi durumlarda hayat kurtarır.

İşte babadostu pancake…..

Malzemeler:

1 adet yumurta (bu sefer tamamı)

1/2 su bardağı süt (yine keçi sütü tercih ettim)

2 çorba kaşığı toz şeker

1 çorba kaşığı irmik

1 tutam tarçın

1 çay kaşığı karbonat

aldığı kadar un (organik tam tahıllı buğday unu tercih ettim)

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırıp boza veya birazcık daha yoğun bir karışım elde ediyoruz. Yağsız krep tavasına kaşık yardımıyla döküp göz göz oluncaya ve altı tavadan kolayca ayrılıncaya kadar pişirip diğer tarafını çevirip kısa bir süre daha pişiriyoruz.

Sonra da afiyetle yenmek üzere bal, marmelat veya çikolata ile süsleyerek babamıza servis ediyoruz.

Bal, dedemin arılarından nefis ÜSTÜN BAL….

Afiyet olsun….

 

sağlık

hamilelikte karpal tünel sendromu

4 aylık hamileyken gittiğim bir yurt dışı iş seyahatinde, bir sabah, sağ elimin 2 parmağında yoğun bir uyuşma ve his kaybı ile uyandım. Elimi, kolumu hareket ettirmem de işe yaramadı. Öğle saatlerine kadar uyuşukluk azalarak devam etti. Sonraki günlerde iki elimde, serçe parmaklarım hariç tüm parmaklarımda his kaybı, gittikçe sıklaşan uyuşma ve zaman zaman koluma kadar uzanan ağrılar oluştu.

Endişeyle ulaştığım doktorum, soğuk kanlı ve sakin bir şekilde bu belirtilerin “karpal tünel sendromuna” işaret ettiğini söyledi. Doğumu takip eden birkaç hafta içinde kendiliğinden geçtiğini de belirtti. Günlük aktivitelerimi çok aksatıyorsa lokal anestezi ile cerrahi müdahale de mümkünmüş. Bir süre beklemeyi tercih ettim. Ancak günler ilerledikçe his kaybı arttı. Nemli ve sıcak yaz günlerinde, omzuma doğru yayılan kol ağrıları özellikle gece dayanılmaz oluyordu.

İlerleyen dönemde bir el cerrahına danıştım. Lokal anestezi ile cerrahi müdahale yapılabileceğini, operasyon sonrası 2 hafta ellerimi kullanamayacağımı söyleyerek, beni bir ortopedi uzmanına yönlendirdi. Ortopedi uzmanı bayan doktor, içtenlikle aynı şeyleri yaşadığını paylaştı. Bileği, gün boyunca sabit bir şekilde düz olarak tutan atelli bileklik önerdi ancak işe yaramasını beklemediğini de söylemeyi ihmal etmedi. Benim için verdiği en değerli tavsiye şu oldu; evine git, bol bol dinlen, bileklerini çok zorlama, ev işlerini eşine devret, hamileliğinin tadını çıkar. 

Tavsiyesini tuttum. Yine de gidip bir çift atelli bileklik de aldım. İşe yaradı mı? Hayır.

Hamileliğimin sonuna kadar bu sorun devam etti, zaman zaman elimdeki telefonu düşürdüğüm oldu, çok nemli ve sıcak havalarda şef bıçağımla arama mesafe koydum. Bu konuyu elimden geldiğince görmezden geldim, olağan ve geçici bir süreç olarak kabul ettim. Hamileliğimin keyfini çıkardım. Doğumdan sonraki 3-4 hafta içinde azalarak bitti tüm şikayetlerim.

Peki neydi bu karpal tünel sendromu?

Hamilelik sırasında vücutta fazla sıvı tutulumunun yol açtığı şikayetler yalnızca ellerde ve ayaklarda görülen şişlikler ile sınırlı değildir. Bu fazla sıvı ellerde ve bileklerde ağrı ve güç kaybı ile karakterize karpal tünel sendromu adı verilen bir rahatsızlığın da nedenidir. Karpal Tünel Sendromu (KTS) hamile kadınların %25-30’unda görülür.

Belirtileri
Hamile bir kadında aşağıdaki yakınmalar ortaya çıktığında KTS açısından değerlendirilmesi gerekir:

  • Küçük parmak dışında kalan parmaklarda uyuşma ve keçelenme
  • Bilekten kola doğru uzanan ani ve keskin ağrı
  • Parmaklarda yanma hissi
  • Özellikle sabahları görülen kısmı şişlik ve el krampları
  • Başparmakta güç kaybı
  • Eşyaları sık sık elden düşürme
  • Uykudan el ve bilek ağrısı ile uyanma
  • Araba kullanmak gibi aktiviteler sırasında elde uyuşma

Bu belirtilerin ortaya çıkması karpal tünel sendromunu düşündürmekle birlikte her zaman KTS tanısını koydurmaz. Eklem iltihabı, boyun fıtığı, median sinirin omurilikten ayrıldığı bölgede meydana gelen sıkışmalar gibi diğer durumlar da benzer yakınmalar yaratabilir.

Tedavi
Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir.

Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir.

Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takipeden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır.

Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.

Önlemler
Hamilelikte karpal tünel sendromu oluşmasını engellemek için bazı önlemler almak yarar sağlamaktadır:

  • Su tutulumunu azaltmak için tuz alımını kısıtlamak
  • El bileğinin uzun süre aynı pozisyonda tutulmaması
  • Düzenli aralıklarla el bileğini dinlendirmek
  • Uzun süre tekrarlayıcı karekterde hareketler yapmamak
  • Obezite karpal tünel sendromu için bir risk faktörü olduğundan kilo verilmesi
  • KTS’yi önlemeye yönelik egzersizler.

Genellikle hamileliğin 7.ayından sonra ortaya çıkan bu sendromla 4. ay gibi erken bir tarihte karşılaşmak sonraki günlerde hayatımı biraz zorlaştırsa da hamileliğimin keyfini çıkarmama engel olamadı. 

Güzel bir hamilelik ve sağlıklı günler dilerim.

NOT: Karpal tünel sendromu ile ilgili tıbbi bilgiler Dr. Alper Mumcu’nun web sitesinden alınmıştır. Detaylı bilgi ve egzersizleri öğrenmek için  www.mumcu.com ziyaret etmenizi öneririm.

çalışan annenin yemek kitabı

tatlı patates ve pazılı köfte

Bayılırım “evde ne varsa” malzemelerle yemek yapmaya. Bu akşam da yemek deneyesim vardı. Oğlum 8 aylık oldu menüsünü çeşitlendirme vakti geldi. Meyveli pancake’leri çok sevdi. Sıra sebzeli köftede. Evde biraz pazı vardı, bir parça da pancake’den kalan tatlı patates ve bir tutam maydanoz. Sonuç, Meriç açısından henüz bilinmiyor çünkü kendisi yarın yiyecek, annesi beğendi. 🙂

Malzemeler:

150gr kadar kıyma

1/3 ince rendelenmiş tatlı patates

2 yaprak ince kıyılmış (chiffonade kesim) pazı

1 tutam maydanoz ince kıyılmış (chiffonade kesim)

1 yumurtanın sarısı (1 yaşından büyük bebekler için tamamı kullanılabilir)

1/2 minik soğan (ince rendelenmiş)

bir miktar da irmik

no tuz 🙂

Yapılışı:

Malzemelerin tamamını karıştırıp dilediğiniz köfte şeklini verin. iyi pişmesi için yağsız tavada kısa bir süre kapağı kapalı olarak 2 tarafı da pişecek ancak renk almayacak şekilde pişirin.

Afiyet olsun…

Meriç’in yorumu için yarını bekleyin 🙂

NOT: tatlı patatesin şeker oranı bir miktar yüksek olduğu için çok hızlı karamelize olabilir, yandı diye endişe etmeyin. Dilerseniz baharat ile tatlandırabilirsiniz.

çalışan annenin yemek kitabı

muzlu avokadolu pancake

Bu çikolatalı gibi görünen, sevimli şeyler kahvaltı için harika bir seçenek. İçinde protein olarak yumurta var. Dilediğiniz meyveyi de kullanmak mümkün. Ben, bu leziz pancakeleri Meriç için hazırladığımdan un yerine organik irmik ve organik keçiboynuzu unu tercih ettim. Siz kendiniz veya misafirleriniz için yapacaksanız normal un da tercih edebilirsiniz. Az malzemeli, hazırlaması çok kolay ve pişirmesi de kısa sürüyor. Yani tam benlik.

IMG_5954 (1)

Malzemeler:

1 yumurtanın sarısı (bebeğiniz 1 yaşını doldurduysa tamamı)

1/2 su bardağı süt (ben keçi sütü tercih ettim)

1/2 muz

1/2 avokado

1 çay kaşığı karbonat

3 çorba kaşığı keçiboynuzu unu

irmik  (boza kıvamına gelene kadar ilave ediyoruz)

Yapılışı:

Avokado ve muzu ezdikten sonra diğer malzemeleri de ekleyerek karıştırıp boza veya birazcık daha yoğun bir karışım elde ediyoruz. Yağsız krep tavasına kaşık yardımıyla döküp göz göz oluncaya ve altı tavadan kolayca ayrılıncaya kadar pişirip diğer tarafını çevirip kısa bir süre daha pişiriyoruz. Sonra da afiyetle yemesi için bebeğimize veriyoruz.

Dikkat ettiyseniz tarifte şeker yok. Keçiboynuzu ununu biraz daha arttırırsanız daha tatlı bir sonuç elde edersiniz. Ancak keçiboynuzunun tadının baskın olduğunu unutmayın. Yetişkinler için bir miktar şeker ilave edebilir ve tavada da biraz tereyağı eritip pişirebilirsiniz. Ya da balla servis edebilirsiniz.

Aynı tarifte 2. denememde avokado yerine 1/3 tatlı patatesi rendeledim. Siz de dilediğiniz malzeme ile deneyebilirsiniz.

Afiyet olsun.

anne bebek dostu

bir aile arabası olarak mini cooper’ın hikayesi…

Yıllardır hayalimdi bir mini cooper sahibi olmak. Mini cooper s convertible, sizce de şiir gibi gelmiyor mu kulağa? Coğrafi, medeni, ekonomik vb. sebeplerden dolayı hep erteledim bu hayali. Belki hayal olarak kalmasını da seviyordum biraz, henüz yerine koyacak başka bir hayalim yoktu belki de. Geçen yıl bu hayalim gerçek oldu. Eşimin araştırma, teşvik ve desteğiyle bir mini cooper’ım oldu. Keyfime diyecek yoktu. Mini kullanmak tam bir zevk, yol tutuşu harika, iç tasarımı, retro görünümü ile tarz olan bu arabanın kalbimde yeri büyük.

Mini’ye kavuştuktan sonraki bir kaç hafta içinde hayatımın en büyük sürprizi geldi çaldı kapımızı. Hamileydim.

Haberi paylaştığımız ailemizden ve dostlarımızdan ilk duyduğum şey, “artık arabayı da değiştirirsiniz” oldu. Çevremde arabayı değiştirmem bir sosyal baskı konusu oldu. Yaşam tarzıma yapılan bu müdahaleler hiç hoşuma gitmiyordu, kimseye açıklama yapmak zorunda da hissetmiyordum kendimi. “İhtiyacımız olduğunda değiştiririz” diyerek savuşturuyordum. Çevremin beklentisi, kendilerinin yaptığı gibi bir sedan araç almamız yönündeydi. Çocuğun eşyası çokmuş, tek kapılı’ya binmek inmek zormuş, tatile giderken nasıl olacakmış?

Bizim için hayatta önemli olan, az “şey”e sahip olarak mutlu olabilmek, mutluluğumuzu maddiyattan mümkün olduğunca uzak tutabilmek. Çocuğumuzun eşyalarını da ihtiyaçla sınırlı tutmaya özen gösteriyoruz. Plaza çalışanı şehir köleleri olarak bunları sağlamak elbette çok zor ama biz yine de elimizden geleni yapıyoruz. Evet mini cooper kullanmanın zorlukları olduğu doğru ancak 8 aydır gayet iyi idare ediyoruz. Gerçekten isterseniz her şey mümkün.

Bu, bedeli olan bir seçim ve ben de bu bedeli severek ödüyorum. Hayat da seçimlerimizden ibaret değil mi zaten?

Bir gün daha büyük bir araca ihtiyacımız olursa, o zaman bir tane ediniriz tabi ki. Meriç 2-3 aylık olduğundan beri her gün dışarı çıkarıyorum. Sırtımda Meriç’in çantası, elimde alışveriş torbaları, kucağımda Meriç, tek kapılı arabamıza biniyoruz, iniyoruz, geziyoruz. Merak etmeyin şimdilik gayet iyi idare ediyoruz.

sevgiler…