çocuk gelişimi

BLW: bebeğin kendi kendine beslenmesi

BLW (Baby Lead Weaning) bebek liderliğinde beslenme olarak Türkçe’ye çevrilebilir.

BLW, bebeğin, ek gıdaya geçişten itibaren kendi kendine beslenmesidir.

BLW bebeğinizi doğduğu günden itibaren ailenin diğer bireyleri kadar değerli bir birey olarak kabul etmek, ek gıdaya geçtiği günden itibaren yemek masasında aile yemeklerine katılmasına fırsat vermektir.

Bu beslenme yöntemi, ilk 1 yıl bebeğin temel beslenmesinin anne sütü olduğunu ve ek gıdanın “EK” olduğunu savunur.

bebeğine şans ver!

Kendi kendine beslenen bebeğiniz dilediği kadar yer, elleri ile yiyeceklerin dokusunu keşfeder, içinde birkaç çeşit besin olan püreden farklı olarak yediği gıdanın tadını ve kokusunu alır, kaydeder, ileride damak zevki olarak kullanır :). El göz koordinasyonu gelişir. Taneli, pütürlü gıdaları rahatça yer. Aile ile birlikte yediği öğünlerde sofra adabı öğrenir, ailenin diğer bireyleri ile ilişki kurar, bebeğiniz sofrada kendi yemeği ile ilgilendiği için siz de rahatça kendi yemeğinizi yiyebilirsiniz.

Bebeğiniz de sizinle aynı sofrayı ve aynı yemekleri paylaştığı için ayrıca bebek yemekleri yapmanıza gerek yoktur. Bebeğinizle aynı yemeği paylaşmak sizi daha sağlıklı beslenmeye yönlendirir. Aynı sofrada siz pizza yerken bebeğinize haşlanmış sebzeler ya da çorba vermek pek adil olmaz değil mi? Onun yerine içinde sebzeler olan köfte, salata ve makarna menüsünü paylaşabilirsiniz.

Meriç’in BLW serüvenini de kısaca paylaşmak isterim. Meriç 4 aylıkken biz masada yemek yerden o da bizi yerde ana kucağına oturmuş seyrediyordu. 5. ayda yemeğin sonuna kadar yerde oturamaz olmuştu ben de yemeğin sonlarına doğru onu kucağıma alıyor yemeğimi o şekilde tamamlıyordum.

Meriç 5,5 aylıkken doktorumuz ek gıdaya geçmeye hazır olduğunu söyledi ancak ben yine de 6. ayı beklemek istedim. Bu arada BLW hakkında bilgim vardı ama nedense uygulamayı düşünmemiştim. Patates püresi ile tadım günlerine başladık, yarım çay kaşığı kadar püre vererek tadım yaptırdım, Meriç pek hoşlanmış gibi gelmedi bana. Sonra araya tatil girdi. Tatilde sürekli masadaki yiyeceklere uzanıyordu ben de dayanamadım masadaki meyvelerden verdim. Hepsine bayıldı. Hatta bir gün masadaki limona uzanınca onu da verdim, limonu emmek çok hoşuna gitmişti.

Sonrasında parmak şeklinde haşlanmış kabak, patates, havuç verdim.Önündeki sebzeleri eline alıp doğruca ağzına götürüyor ve emiyordu. Bir hafta kadar sebze ve meyveleri emdikten sonra yiyecekleri ağzında çevirmeye başladı. Bir sonraki hafta onu çiğnerken görmek beni çok heyecanlandırdı.

BLW’nin en zor yanı, bunu çevrenize ve bebeğinizle ilgilenecek kimselere kabul ettirmek oldu. Boğulmaz mı? Doyuyor mu? Üstünü kirletmiyor mu? Evet ilk günlerde daha sık artık çok daha nadir boğazına takılır gibi oluyor, kendisi öğürerek bazen kusarak çıkarıyor. yapmanız gereken tek şey sakin ve soğukkanlı olmak ve her ihtimale karşı ilk yardım öğrenmek. Doyuyor mu? sorusuna gelince bazen iştahla yiyor bazen daha az yiyor. Ben bunu pek dert etmiyorum. Az yediğinde, yemediği sebzenin yerine meyve veya yoğurt vermiyorum. Bir sonraki öğünde yer aç değil diye düşünüyorum. Nasıl biz yetişkinler bazen keyifsiz olduğumuz için bazen sıcaktan daha az yiyorsak oğluma da aynı şansı tanıyorum. Kirletme konusunda gelince açsa çok kirletmeden yiyecekleri doğruca ağzına götürüyor, yemek istemediğinde oynamaya ve yere atmaya başlıyor. Mama sandalyesinin altına bir örtü seriyorum, yemek sonrası mama sandalyesini siliyorum hepsi 5dk.

Cepli silikon veya kumaş mama önlükleri çok faydalı.

Yemekten sonra doğru banyoya gidiyoruz, ellerini ve ağzını yıkıyoruz. Sonra onu banyo tezgahına oturtuyoruz dişlerini fırçalıyoruz. Fırçasını eline veriyorum Meriç dişlerini fırçalamaktan çok hoşlanıyor.

O’nu yemek yerken izlemek, her gün geliştiğini gözlemlemek, birlikte aynı sofrayı paylaşmak, iletişim kurmak, yediğinden keyif aldığını görmek beni çok mutlu ediyor.

Peki sizin bebeğiniz nasıl besleniyor?

FullSizeRender (2)IMG_4977IMG_4566

Fırsat verirseniz minicik bebeğinizin neler yapabildiğini görecek ve çok şaşıracaksınız.

Biraz sabır, biraz cesaret…..

Sevgiler,

 

NOT: BLW yöntemine ne zaman başlamalıyım? Hangi besinlerle başlamalıyım? Yiyecekleri bebeğime uygun hale nasıl getirebilirim? Boğulma riski nedir? sorularının detaylı cevapları için Gill Rapley ve Tracey Murkett yazdığı “O tabak bitecek mi? ” kitabını okumanızı tavsiye ederim. Kitabı okuyacak zamanı olmayan anneler için kitap özetini de en yakın zamanda annebebekdostu kitaplıkta paylaşacağım 🙂

 

 

çalışan annenin yemek kitabı

AnneBebekDostu grissini

Geçen hafta Yelda’nın ev sahipliğindeki, bebekler ve anneleri buluşmasında, 12 ay altı 6 tane meraklı tavşan, ellerindeki grissinilerini iştahla yiyordu. Manzara görmeye değerdi. Hal böyle olunca tarif de denemeye değerdi.

FullSizeRender (2)

Malzemeler de, yapılışı da oldukça basit, sonuç ise harika. Yummy 🙂

Malzemeler:

2 su bardağı un (ben organik kara buğday unu kullandım)

3 çorba kaşığı keçiboynuzu unu

10gr kuru maya

tuz (bebek dostu olması için tuz koymadım)

1/2 çay bardağı zeytinyağı

aldığı kadar su

Bütün malzemeyi karıştırarak yumuşak ve elastik bir hamur elde ediyoruz. 1 saat kadar kabarması için bekletiyoruz.2 katı kadar kabarınca tekrar iyice yoğurup küçük toplar yapıyoruz. Daha sonra topları avucumuzla çubuklar haline getirip, yağlı kağıt serilmiş tepsiye diziyoruz. Üzerine zeytinyağı sürüp 20dk bekledikten sonra 170 dereceye ısıtılmış fırında kıtırlaşıncaya kadar pişiriyoruz.

Kara buğday, aroma olarak güçlü olduğundan, grissininin tadında keçiboynuzundan çok karabuğday baskın oldu. Meriç yine de çok sevdi. Siz dilerseniz siyez buğday unu da kullanabilirsiniz.

Elimden geldiğince, Meriç’e buğday ve tahıl ürünleri vermemeye niyetliyim. Bu yüzden ekmek yerine alternatifler düşünüyorum. Grissini de bunlardan biri.

Afiyet olsun….

 

Teşekkürler Yelda…

kitaplık

kişisel marka (Brand Aid)

AnneBebekDostu kitaplıkta, kişisel markanın önemine dikkat çeken bir kitaptan söz etmek istiyorum.Kitabın orijinal ismi Brand Aid, yazarları Larry G. Linne ve Patrick Sitkins. Türkçe çevirisini bulamadım. Kitabın ana fikrini dilim döndüğünce özetlemeye çalıştım. İlginizi çekerse kitabın tamamını okumanızı tavsiye ederim. Kitabın dili oldukça akıcı ve içinde ilginizi çekeceğini düşündüğüm bazı hikayelere yer verilmiş.

Çalışan biri, patron, ev hanımı ve/veya anne olarak hepimizin bir kişisel markası var. Bazılarımız bu markayı iyi yöneterek başarılı olurken, bazılarımız da markalarının onları yönetmesine izin verirler.

İlişkilerin, başarılı olmamızdaki etkilerinin çok büyük olduğu dünyamızda iyi yönetilen kişisel markanın, kişisel başarılarımız üzerinde büyük ve olumlu etkisi vardır.

Şirketlerin olduğu gibi kişilerin de marka değeri vardır. Hatta kişisel markamızın çalıştığımız şirketin markası üzerinde katma değeri vardır.

Kişisel Marka Nedir?

Kişisel markamız, kıyafetlerimiz, davranışlarımız, ses tonumuz, jest ve mimik kullanımımız, sosyal medya paylaşımlarımız, iş arkadaşlarımız, dostlarımız ve ailemiz ile olan iletişimimizin bütünüdür. Özetle “Kişisel Marka” insanların bizim hakkımızda düşündükleridir.

Ve hakkımızdaki bu fikir ve izlenimler genellikle çalıştığımız pozisyondan, bitirdiğimiz okullardan ve biriktirdiğimiz sertifikalardan çok daha önemlidir.

2

Kişisel marka evde başlar, sosyal hayatımızda ve iş hayatımızda hep bir adım önümüzde bizimle beraberdir.

Kişisel marka yaratmak..

“Hayat kendinizi bulmakla ilgili değildir, kendinizi yaratmakla ilgilidir.” George Bernard Shaw

1

İnsanlar, tanıştığınız ilk 30 saniyeyi sizin hakkınızda bir fikir oluşturmak için harcarlar. Kişisel markanızı yaratmak kolay, değiştirmek ise çok zordur. Bu yüzden ilk 30 saniyeyi iyi kullanmak gerekir.

Karşı tarafa verdiğimizi düşündüğümüz imaj ve karşı tarafın bizim hakkımızdaki düşünceleri farklı olabilir. Gelişigüzel tepkilerimiz, karşı tarafa vermek istediğimizden ya da verdiğimizi sandığımızdan farklı bir mesaj gönderiyor olabilir. Başkalarının hakkımızdaki düşüncelerini yüzde yüz değiştiremesek de bizi nasıl gördüklerini etkilemek bizim elimizde.

Harika bir marka için 7 adım;

  1. İnsanların sizin hakkınızda olumlu ve olumsuz ne düşündüğünü öğrenin. Çevrenizdeki insanlardan geri bildirim alın. Olumluların yanında olumsuzları da almaya çalışın.
  2. İşinizdeki ve özel hayatınızdaki hedeflerinizi belirleyin. Bunu yaparken spesifik olun. Hedeflerinize ulaşmak için hangi özelliklere ve niteliklere ihtiyacınız var belirleyin.
  3. Mevcut markanız ve hedeflediğiniz marka arasındaki farkları ortaya koyun. Hedefinizdeki markaya ulaşmak için gelişmesi ve değişmesi gerekli alanları belirleyin.
  4. Markanızı etkili bir şekilde yönetmek için vermek istediğiniz mesajda net olun ve aldığınız her aksiyonun markanız üzerinde etkisi olduğunu unutmayın.
  5. Markanızı nerede ve nasıl sunacağınıza dikkatli karar verin ve birbiriyle tutarlı olmasına özen gösterin.
  6. Markanızı korumak için ne yapmanız gerektiğini listeleyin. Markanıza nelerin zarar verebileceğini listeleyin ve o alanlarda dikkatle hareket edin.
  7. 6 aylık periyotlarla markanızı gözden geçirin ve ilk 6 aşamada gerekli değişiklik ve iyileştirmeleri yapın.

İnsanlar ne söylediğinizi hatırlamayabilir ancak onlara ne hissettirdiğinizi unutmazlar.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

                                             

anne bebek dostu

yeni trend, eski dost: organik

unnamed

Her mahallede bakkalların alışverişin merkezi olduğu zamanlarda, çocuklar özgürce dışarıda oynardı, evin haftalık mutfak alışverişi semt pazarlarından yapılır, pazar arabaları ağzına kadar dolu sebze ve meyve taşırdı evlere. Elmalar şekilsizdi, kurt çıkabilirdi, karpuz çekirdekleri çok sert olurdu. Köylü/çiftçi yetiştirdiğini semt pazarlarında kendisi uygun fiyatlı satardı, sebzeler taptaze, meyveler mis kokuluydu.

Sonra marketler geldi, marketlere pırıl pırıl, düzgün elmalar geldi, kurt da yoktu. Önce biraz pahalıydılar ama hemen ucuzladılar. Sebzeler, meyveler, deterjanlar ve her şey marketten alınabiliyordu. Semt pazarını beklemeye  zaten zaman yoktu. Meyvelerin kokuları unutuldu.

Henüz birkaç on yıl geçmemişti ki kurtlu elma kıymete bindi, adı da organik elma oldu, fiyatı ise taneyle alınacak kadar fazlaydı.

Yıl 2016. Son bir kaç yıldır insanoğlu, yıllardır doğaya ıstırap çektirdiğini fark etti. Doğa’ya dönüş, doğal’a dönüş başladı. Kurtlu elma, düzgün elma, kurtlu elma; bu döngüde aslında her şey tamamen “duygusal (parasal)” dı. Yine de doğaya saygı boynumuzun borcuydu.

Her şeyin en iyisini bilen anneler, çocukları için yeni trend, eski dost organik’e yöneldi.

Neydi bu 2016 model “organik” ? TDK : Kökeni bitkisel ve hayvansal olan. Yani, haydi tekrar doğaya dönüyoruz.

Organik gıda, en basit ve yüzeysel anlamıyla, kimyasal/suni ilaçlamaya ve kimyasal/suni gübreye maruz kalmamış gıda olarak tanımlanabilir.

Organik, gıda dışında da sektör oldukça büyük. Ham maddesi organik bitkiler olan kozmetikler, deterjanlar, sabunlar ve şampuanlar oldukça yaygın.

Neden organik sorusunun cevabı ise basit. Bizler doğaya saygı duymazsak, domatesi serada, tavuğu fabrikalarda, balığı  antibiyotikli havuzlarda yetiştirip yersek, vücudumuzda biriken kimyasallar tarafından yavaş yavaş zehirlenir ve belki de bugüne kadar görülmemiş hastalıklara maruz kalabiliriz.

Doğayla barışık gelecek ve sağlıklı yarınlar, duyarlı, sağlığa ve doğala önem veren anneler ile gelecek.

Sağlıklı yarınlar…..

 

NOT: Bebeğim için hangi organik temizlik ürünlerini kullanmalıyım sorusunun cevabını “organik temizlik” yazımda bulabilirsiniz.

anne bebek dostu

organik temizlik

Çocukları için her şeyin en iyisini, en temizini, en doğalını isteyen biz anneler, iş temizliğe geldi mi daha bir titiz oluyoruz sanki.

Ben de ortalama bir Türk annesi kadar titizim diyebilirim.Benim hassas noktam, deterjan kalıntıları. Duş teknesinde, mutfak ve banyo tezgahlarında ve yerlerde kullanılan deterjanların kalıntılarına dokunuyor olmak ve kimyasal kokularını soluyor olmak beni hep endişelendirmiştir.

Tertemiz olmak için kullandığımız kimyasal temizleyiciler, ne kadar yıkarsak yıkayalım bulaşıklarımızdan, çamaşırlarımızdan arınmıyor. Ayrıca sularımızda, toprağımızda birikerek doğamızı yok ediyorlar.

Peki kim bu kötü kimyasallar?

Fosfat: Özellikle denizleri kirletir. Yosun oluşturarak, denizlerdeki oksijeni azaltır. Balık türlerinin yok olmasına sebep olur. Türkiye’de deterjanlarda fosfat kullanımı %15-%30 civarındadır. Avrupa’da %1-5!
Formaldehit: Ürünlerin raf ömrünü uzatmak için çok yaygın olarak kullanılır. Ucuz ama kanserojen bir ham maddedir. Akciğerde ve solunum yollarında tahribat yapar.
Fenol: Taş kömüründen ve petrol türevlerinden elde edilir. Yakıcı ve zehirlidir. Dezenfektan ürünlerde kullanılır. Deriyle temasında şişme, yanma, soyulma ve kurdeşene sebep olur. Mobilya cilalarının çoğunda bulunur.
Perkloretilen : Genelde kuru temizlemede yağ giderici olarak kullanılır. Halı yıkama şampuanlarında sıkça kullanılır. Dermatolojik problemlere, karaciğer ve böbrek tahribatına, sinir sistemi bozukluğuna sebep olur.
Nitrobenzen: Ucuz sabun ve parfümlerde çözücü olarak kullanılır. Son derece zararlı, zehirli ve kanserojen bir maddedir.
Amonyak: Özellikle fırın temizleyicilerde kullanılır. Kanserojendir.
Kresol: Dezenfektanlarda kullanılır. Deri ve solunum sisteminin iç zarları tarafından kolayca emilen zararlı bir kimyasaldır.
Tuz: Temizleme etkisi ve aktif maddesi az olan deterjanlarda bol miktarda bulunur. Ürünleri kıvamlı bir hale getirmek için kullanılır. Cildi kurutur, çatlatır ve kaşıntılara sebep olur.
EDTA (Etilen di amin tetra asetik asit): Suyu yumuşatmak için kullanılan kanserojen bir maddedir. Sıcaklık artışıyla amonyak açığa çıkarabilir.

Paraben : İlaç ve kozmetik sektöründe kullanılan koruyucu bir kimyasal maddedir.Şampuan, saç kremi, nemlendirici krem, tonik, deodorant, parfüm, tıraş jeli, bronzlaşma kremi, makyaj malzemeleri, güneş koruyucusu ve diş macununda bulunur. Parabenlerle kanser arasında nedensel ilişki kurulmamış olmasına rağmen meme kanserine yakalananların tümörlerinde doku başına 20 nanogram paraben tespit edilmiştir.

ve Klor

İşte bunlar, piyasada bulunan pek çok deterjan, temizlik ve hatta kozmetik ürünün içeriğinde bulunan ve uzak durmamız gereken, etiketlerde içerikte bulunmadığına dair ibareler aramamız gereken maddeler.

Peki alternatifi ne derseniz? Alternatifin sırrı doğa’ya ve doğal’a dönmekte. Arap sabunu var mesela. Zeytinyağı sabunları var. Sirke ve karbonat var. Ben duş jeli yerine zeytin yağı sabunu, çamaşır yumuşatıcısı yerine sirke kullanıyorum. Çamaşır deterjanı ve yüzey temizleyiciler için ise artık onlarca marka organik temizlik ürünü üretiyor. 

Organik veya doğal olduğunu söyleyen bir çok marka arasında sizin de benim gibi kafanız mı karıştı?

Bu konuda yaptığım küçük araştırma umarım size bir fikir verir;

Sodasan: Alman menşeili bir marka. Ecocert, Eco Garantie, Vegan sertifikaları var. Ürün yelpazesi oldukça geniş. Konsantre, tüm yüzeyler için uygun olan temizlik sıvısını aldım. Yer temizliği için 10lt suya 3ml kullanmak yeterliymiş.

Friendly organic : Amerikan menşeili bir marka. Amerikalılar sertifikalandırmada öncü olduğundan markanın sertifikası bol; USDA certified biobased products, Safer Choice, Eco Control, USDA Organic, ICEA, Vegan. Birçok ürün ABD üretimi olmakla birlikte Bebek şampuanının üretim yerinin İtalya olduğunu farkettim. USDA organik içerik yüzdesini de gösteren bir sertifika olduğundan markanın farklı ürünleri için farklı yüzdeler görebilirsiniz. Bebekler için çamaşır sıvısını denemiş, memnun kalmıştım. Kokusuz olması benim için ayrıca cezbedici.

Turmepa:  Turmepa kuruluş itibari ile ticari bir üretici olmadığı için size biraz bahsetmek isterim. DenizTemiz Derneği/ TURMEPA, ülkemiz kıyı ve denizlerinin korunmasını ulusal bir öncelik haline getirmek ve gelecek nesillere temiz denizlerin kucakladığı yaşanabilir bir Türkiye bırakmak amacıyla, 8 Nisan 1994 yılında Rahmi M. Koç’un kurucu başkanlığında, Deniz Ticaret Odası ve bir avuç deniz sevdalısıyla birlikte başlatılmış bir sivil toplum hareketidir. Doğal ham maddelerden elde edilen, suda biyolojik çözünürlüğü olan, doğada biyolojik birikme yapmayan, ayarlı köpüğü sayesinde kolay durulama sağlayarak su tasarrufuna imkan veren ve ambalajları geri dönüşümlü ürünler sunuyor.Ürünlerin satışından elde edilen gelir, deniz kirliliği ile mücadele amaçlı projelerde kullanılmaktadır. Doğaya duyarlı, yerli bir ürün olması sebebiyle ayrıca gönlümü kazanmış bir markadır. Araştırmalarımda herhangi bir sertifikasyona ulaşamadım. Ürün fiyatları diğer markalarla karşılaştırdığımda oldukça ulaşılabilir. Sıvı çamaşır deterjanını kullandım kalitesini tatmin edici buldum, bulaşık makinası jelini de aldım ancak kullanma fırsatım henüz olmadı.

Ecos3: Ürünlerini, bitkisel bazlı, yumuşak ve yüksek performanslı ham maddelerden ürettiğini beyan ediyor.Ürünleri, biyo-çözünür formülleri sayesinde, doğada %90-95 oranında parçalanırlar ve suda ve toprakta zehirli atık oluşturmazlar. Ecos3 markası da yerli bir marka ve fiyatları oldukça makul. Vegan sertifikaları var. Mutfak için yağ çözücü spreyini denemiş memnun kalmıştım, kokusuz çamaşır suyu da arkadaşımın favorisi.

Sonett: Ürünler enzimler, petrokimyasal tensidler (yüzey aktif maddeler), kokular, boyar maddeler, sentetik koruyucular, ağartma aktifleştiricileri, gen teknolojisi ve nanoteknoloji ile elde edilen maddeleri içermezler. Eco Control, Eco Garantie, Vegan sertifikaları var. Sonett 1977’den beri organik üretim yapan bir Alman markası. Tüm yüzeyler ve camlar için olan spreyini, mama sandalyesini temizlemek için kullanıyorum, memnunum. Bu ürünü ayrıca odanızın kokusunu tazelemek için de kullanabiliyorsunuz.

Frosch : 1986 yılında, Almanya’daki çevre konularına farkındalığın yükselişte olduğu yıllarda kurulmuş bir Alman firmasıdır. 2011 yılında 10. kez Almanya’da en güvenilir marka seçilmiştir. EU Ecolabel çevre dostu ürünler sertifikası dışında yenilenebilir enerji ve geri dönüşüm konularındaki diğer sertifikalarının detaylarına buradan erişebilirsiniz. Sirke özlü çok amaçlı temizleyici favorilerimden. Banyo vitrifiye ve bataryaları pırıl pırıl oluyor, tortu da bırakmıyor.

Mom’s Green: Marka, Y.Çevre Mühendisi Işık Kırgız tarafından 2013 yılında hayata geçmiştir. Mom’s Green ürünleri, parfüm, boya, SLS, paraben, fosfat, klor, amonyak gibi kimyasallar içermiyor. Eco Garantie ve Vegan sertifikaları var. Çamaşır deterjanını kullanıyorum.

Aslında daha pek çok farklı marka organik temizlik ürününü piyasada bulmak mümkün. Yukarıda denediğim ve memnun kaldığım ürünlerden örnekler verdim. Piyasada ürünlerini organik olarak adlandırmayan ancak paraben, SLS ve SLES içermeyen bebek hijyen ürünleri  sağlayan markalar da var. Unibaby , Nuk, Benim (Vegan sertifikası var) bu markalardan birkaçı.

Bu ürünlerin birçoğunu, her markette görmediğiniz için zor bulunduklarını veya erişilemez fiyatlarda olduklarını düşünmeyin. Eğer alışverişlerinizde dikkatle bakarsanız, bebek ürünleri satan mağazalarda, büyük marketlerde ve organik ürünler satan yerlerde kolayca bulunabildiklerini fark edeceksiniz.

NOT: Kötü kimyasallar hakkındaki bilgilerin derlenmesinde Ecos3.com adresindeki bilgilerden yararlandım.

“Ingiltere’deki hayat tozpembe mi?” YOUTUBE KANALIMIZ OPTIMUM ‘daki videomuzu burayı tıklayarak izleyebilirsiniz.

çocuk gelişimi

uyku terörü ile tanışmamız

Bir gece ansızın çığlık çığlığa uyandı Meriç. Sakinleştirmek için kucağıma aldım, sakin sakin yanında olduğumu söyledim beni duymuyordu, şşşşş sesi ile sırtını okşadım yanında olduğumun farkında değildi, emzirmek istedim reddetti.

Çığlık atarak ağlıyordu. Sakin kalmamın, onun sakinleşmesine yardım edeceğini düşündüm, çok endişelenmeme rağmen soğukkanlılığımı korudum. Yukarıda yazdıklarım işe yaramayınca acil durumlarda kullandığımız bir white noise – akarsu sesi açtım, kucağımda bir süre daha okşadıktan sonra emziğini vererek yatağına geri koydum. Sakinleşti ve uykuya geri döndü. Aslında belki de hiç uyanmamıştı. Uykusunda ağlıyor gibiydi.

Tüm bunlar  birkaç dakika içinde olup bitti ve gecenin geri kalanında huzurlu bir şekilde uyudu ve yalnızca her gece yaptığı gibi emmek için uyandı.

Bu olayı yaşadığımızda Meriç henüz 7 buçuk aylıktı. Gece uyku rutini, doğduğundan beri aynıdır, banyo yapar ardından emer,  ben müzik açarım o da emziğini alır ve uyur. O gece de bunun dışına çıkmamıştık.

Ertesi gün bir araştırma yaptım ve “uyku veya gece terörü” kavramıyla tanıştım. Uyku terörü, uykunun aniden bozulması ve çocuğun  korkmuş, şaşkın bir biçimde uyanması olarak tanımlanıyor. Atak bir kaç dakika ile yarım saat arasında bir süre boyunca sürebilir. Atak geçtikten sonra çocuk, sakin bir şekilde uykuya geri döner. Ergenliğe kadar seyrekleşerek sürebiliyor. En sık 3 yaşındaki çocuklarda görülüyor. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülüyor.

Belirtiler;

Derin uyku sırasında ortaya çıkar, çocuk uykudan aniden ve ağlayarak uyanır, çığlık atar, sakinleştirme yöntemlerine cevap vermez, hızlı soluk alıp verir, size baktığı halde görmez, sabah onları hatırlamaz, atak bir kaç dakikadan yarım saate kadar sürebilir.

Atak sırasında ne yapmak gerekir?

Her şeyden önce ebeveynler ve varsa çocuğun bakımından sorumlu kişiler atak sırasında soğukkanlı ve sakin kalmalıdır, çocuğa sarılarak veya elini tutarak sakinleştirici sözler söylemelidir, uyandırmaya çalışmak yerine uykuya geri dönmesine çalışılmalıdır.

Atakları önlemek mümkün mü?

Uykudan hemen önceki yorucu aktiviteler, gece terörünü tetikleyebilir. Gündüz uykularının düzenli olması, aşırı egzersizden kaçınmak atakları seyreltir.

Terör saatlerini belirleyip öncesinde uyandırmak uzmanlar tarafından önerilen bir yöntem. Bir hafta boyunca her gece atak saatinden 15 dakika önce çocuğunuzu uyandırın, uykusu açıldıktan sonra 5 dakika yatak dışında vakit geçirip tekrar yatırın. Uyku terörü tekrarlarsa uygulamaya devam etmek gerekiyor.

Uyandırma yöntemine rağmen uyku terörü haftada 2 kereden fazla tekrarlıyorsa, ataklar yarım saatten fazla sürüyorsa, kramp ve salya da eşlik ediyorsa bir çocuk psikiyatrını görmek de fayda var.

IMG_4589

huzurlu, sağlıklı uykular……………

 

Not: Kendi uyku terörü tecrübemiz dışında paylaştıklarım,  Uzm Dr Erdem UZUNOĞLU’nun 17.12.2009 tarihli yazısından derlenmiştir.

 

 

 

 

 

annebebekdostu tatil, çalışan annenin el kitabı

çocuk oto koltuğu seçimi

Çocuklarımızın güvenliği için otomobil ile seyahatlerde mutlaka çocuk koltuğu kullanılmalıdır. Çocuk koltuğunun kullanım amacı olası bir kaza anında çocuğun savrulmasını engelleyerek oluşabilecek yaralanmaları önlemektir. 

Çocuk koltukları, yenidoğan döneminden itibaren 12 yaşına kadar kullanılıyor. Daha doğrusu 150 cm’den kısa ve 36 kg’dan az kiloya sahip çocuklar otomobillerin arka koltuğunda özel araç koltuğuyla seyahat etmek zorunda.

Çocuğunuzun boyuna ve kilosuna uygun bir ekipman seçmek önemli.

Çocukların kilolarına göre koltuk için uzman önerileri:

0-9 aylık (0-8 kg) bebekler için yapılmış olan ana kucağı modeli tercih ediliyor. Arka koltuğa, bebeğin yüzü arka cama bakacak şekilde yerleştiriliyor.

4 yaşına kadar (9-18 kg) hareketli çocuk güvenlik koltukları kullanılmalı. Bunlar arka koltuğa öne bakacak şekilde monte edilebilir. Çocuk mümkün olduğu kadar uzun süre,  oto koltuğunda yüzü arkaya bakacak şekilde seyahat etmeli.

4-10 yaş arasında (15-36 kg arası) çocuk, boy ve kilo olarak hareketli koltukları kullanamayacaktır ve henüz emniyet kemeri de kullanmaya hazır olmadığından yükseltici çocuk güvenlikli oto koltukları kullanılmalı.

Emniyet kemeri 10 yaşından sonra takılmalı.

IMG_5138.png

Bebeğiniz 9 kilo olana kadar kullanılacak ana kucağı tipi oto koltukları aynı zamanda bebek arabasında da kullanıldığından, bebek arabanızın markası ile aynı veya uyumlu olması önemli. Ana kucağı aracın arka koltuğuna ve arka cama bakacak şekilde monte ediliyor. Meriç, bu şekilde oturmaktan hiç hoşlanmıyor ve çok kısa yolculuklarda bile çok huzursuz oluyor. 9 kiloya ulaşmayı sabırsızlıkla bekliyor, bu yüzden ne bulsa ağzına götürüyor 🙂 (arabada seyahatten pek hoşlanmayan canım oğlum için uyguladığım yöntemlerden biri de sürekli arabada tuttuğum bir oyuncak, yalnızca arabada oynadığı için biraz özlemiş de oluyor.)

9-18kg için uygun olan koltuklar 4 yaşına kadar kullanılabiliyor. Bazı markalarda 9-25kg arası kullanıma uygun seçenekler de var.

Oğlum için yaptığım araştırmalarda 9-18 kg’dan itibaren oto koltuğu üreten markalardan Alman Britax-Römer ve İskandinav  BeSafe güvenlik ve kullanım kolaylığı açısından ön plana çıkıyor. Ancak esas olan bir çocuk oto koltuğuna sahip olmanız. Bu markalar aklınıza yatmıyor, zevkinize uymuyor veya bütçenizi aşıyorsa Maxi Cosi, Bebe Confort, Koala, Cybex, Concord, Chicco, Tripper (bu markanın yalnızca 0-13kg rastladım) gibi bir çok marka oto koltuğu üretiyor.

güvenli seyahatler….

IMG_4051


çocuk gelişimi

emzirmek ya da nasıl emzirmek?

Çalışan bir anne adayı olarak, hamilelik sürecimde elimden geldiğince “doğum”‘a ve çocuklu hayata hazırlanmaya çalıştım. Bu arada, aradaki lohusa ve emzirme periyotlarını  atlamışım. Kimse de bana ilk günlerde emzirmenin ne kadar zor olabileceğini söylemedi ya da ben bu konuyla çok ilgilenmedim. Zaten ne kadar zor olabilirdi ki…

Hastanede ebe hemşireler emzirme pozisyonlarını gösterdiler, hastaneden çıktıktan sonra da her zaman telefonla veya yüz yüze hastanemden destek alabildim. Ancak bebeğimle baş başa kalınca işler o kadar kolay olmadı.

İlk 40 gün çok ama çok zor, sonraki 1 ay da zor geçti. Bu süreçte tebrikler, telefonlar.. Herkes anneliğin ne mükemmel, ne kutsal birşey olduğunu, emzirmenin ne kadar haz veren bir duygu olduğunu anlatıp durdu ama ben anneliğe odaklanamıyordum ki tek düşündüğüm oğlum kaç dakika emdi? kaç dakika aktif emdi? ön süt mü emdi? son süt mü emdi? ağlıyor demek ki doymadı,  gündüz neden uyumuyor aç mı? sütüm yetmiyor mu? gece çok uyuyor 2 saatte bir uyandırıp emzirmeliyim, son 10 günde kaç gram aldı? kafamda kocaman bir EMZİRME balonu ile geçti ilk günler. Göğüs ucu yaralarından, ağlayarak emzirdiğim günlerden, yeterince emilmediği için tıkanan süt kanallarının verdiği acıdan burada bahsetmiyorum.

O günlerde emzirmenin neresi zevkli? ancak bebeğimi beslemek için katlanılması gereken bir süreç olarak düşündüğümü hatırlıyorum.

Keşke demeyi hiç sevmem, geçmişten aldığım ne varsa geleceğe katmayı tercih ederim, ama o süreçte bu periyodu birileri bana anlatsaydı en azından hazırlıklı olurdum dediğim doğrudur.

Sonra anladım ki emzirirken saate bakmanın, ön süt mü emdi son süt mü emdi diye endişelenmenin ne bir yararı var ne de anlamı. Zamanla oğlum emmeyi, ben emzirmeyi öğrendim. Bunun kimsenin size öğretemeyeceği bir süreç olduğunu anladım. Bu, bebeğinize ve size özel bir süreç ve birlikte öğreniyorsunuz.

Şuan “emzirmek” hakkında ne mi düşünüyorum? hayatımın en keyifli dakikaları oğlumu emzirdiğim, göz göze geçirdiğimiz emzirme anları. O an yalnızca ikimiz oluyoruz yeryüzünde ve gökyüzünde. Bu mutluluk hiç bitmesin istiyorum. 

yetersiz_sut

(Fotoğraf La Leche League Türkiye web sayfasından alınmıştır.)

Lohusa sürecinde güvendiğiniz ve size destek olacak, sizi motive edecek, keyiflendirecek insanları çevrenizde bulundurmak önemli. Özellikle güvenebileceğiniz, size emzirme konusunda destek ve cesaret verecek bir çocuk doktoru seçmenizde büyük yarar var.

Bana bu süreçte destek ve cesaret veren aileme, arkadaşlarıma, sosyal medya kanallarından facebook emziren anneler grubuna, emzirme konusunda teknik anlamda doyurarak kafamı rahatlatan la leche league Türkiye’ye teşekkür ederim.

 

NOT: Tıkanan süt kanalları ile ilgili biri hastanede sonuçlanan birçok maceramın ardından size verebileceğim tek tavsiye; bu acı veren durumda kendinize güvenin, bebeğinize güvenin, emzirin, emzirin, emzirin…. (ılık duş, masaj, sıcak kompres, makina ile sağma bir yere kadar yardımcı oluyor)

 

 

 

 

kitaplık

Ina May’in doğuma hazırlık rehberi

Kitabın yazarı olan Ina May Gaskin, dünyaca tanınmış bir ebe. Kocası Stephen ve 250 genç insanla birlikte Tennessee’de kurduğu The Farm topluluğu ile dünyanın dikkatini doğal doğuma çekmeyi başarmıştır.

Ülkemizde en yaygın doğum yöntemi ne yazık ki hala sezaryen olsa da son yıllarda doğum sürecinde uyanık kalmak ve o anı yaşamak isteyen anneler sayesinde normal doğum yeniden tercih edilmeye başladı.

Kitapta anlatılan doğal doğumun, normal doğumdan farkı, hastane yerine ev ortamının doğal koşullarında gerçekleştirilmesi, eşlerin de doğuma aktif olarak katılmasıdır.

Ina May, kitapta  onlarca doğal doğum hikayesine yer veriyor ve doğal doğumun anne ve bebek için faydalarına dikkat çekiyor. Ina May, kitabın asıl amacını kadın bedeninin hamilelik sürecindeki ve doğumdaki gerçek kapasitesini öğrenme yolunda bir davet olarak ifade ediyor.

Kitabı, hamileliğimin son günlerinde okudum. Dürüst olmak gerekirse başlangıçta, bazı hikayeleri yaklaşan doğumun heyecanından olsa gerek ürkütücü buldum. Ancak sayfalar ilerledikçe o çok duygusal hikayeler içimi ısıttı, gözlerim dolarak okudum.

Hamileyseniz, normal veya doğal doğum düşünüyorsanız ya da yalnızca doğum ile ilgili bilgilenmek istiyorsanız bu kitabı kütüphanenize katmanızı tavsiye ederim.

5993373d-81e2-489d-b174-cd6731ec61ce

 

kitaplık

mahallenin en mutlu bebeği

Mahallenin en mutlu bebeği kitabının yazarı Harvey Karp bir çocuk doktoru.

Dr. Harvey Karp kitapta, yeni doğmuş bebeğinizin ağlamasını durdurmanın ve daha uzun uyumasına yardım etmenin yöntemlerinden bahsediyor.

Dr. Harvey Karp’ın araştırmaları, ilkel toplumlardaki bebeklerin hiç ağlamadıkları tezini temel alıyor ve bu toplumlardaki annelerin yöntemlerini inceliyor.

Kitapta ele alınan konuları şöyle özetleyebilirim;

  • ilk 3 ay bebeğinizin dünyaya alışma dönemidir.
  • ağlayarak size ihtiyaçlarını söylemeye çalışıyordur.
  • acıktıysa doyurun, altını ıslattıysa bezini değiştirin, kendini yalnız hissediyorsa kucağınıza alın, üşüdüyse daha kalın giydirin.
  • peki tüm ihtiyaçları karşılandı ve ağlamaya devam ediyorsa? dünyaya alışması için ona annesinin rahmindeki konforu sağlamaya çalışın
  1. kundaklayın, sıkıca sarmalayın
  2. yan ya da yüzükoyun yatırın
  3. şşşşşş sesi – yüksek ve monoton gürültü çıkarın (white noise bu işi görüyor)
  4. ritmik olarak sallayın
  5. emzirin ya da emzik verin

ve tüm bunları belirtilen sıra ile yapın.

daha fazlası için kitabı okumanızı ya da en azından bir göz atmanızı öneririm.

745cf8a2-fa37-48d5-9a68-93a499427ef5