çocuk gelişimi

uyku terörü ile tanışmamız

Bir gece ansızın çığlık çığlığa uyandı Meriç. Sakinleştirmek için kucağıma aldım, sakin sakin yanında olduğumu söyledim beni duymuyordu, şşşşş sesi ile sırtını okşadım yanında olduğumun farkında değildi, emzirmek istedim reddetti.

Çığlık atarak ağlıyordu. Sakin kalmamın, onun sakinleşmesine yardım edeceğini düşündüm, çok endişelenmeme rağmen soğukkanlılığımı korudum. Yukarıda yazdıklarım işe yaramayınca acil durumlarda kullandığımız bir white noise – akarsu sesi açtım, kucağımda bir süre daha okşadıktan sonra emziğini vererek yatağına geri koydum. Sakinleşti ve uykuya geri döndü. Aslında belki de hiç uyanmamıştı. Uykusunda ağlıyor gibiydi.

Tüm bunlar  birkaç dakika içinde olup bitti ve gecenin geri kalanında huzurlu bir şekilde uyudu ve yalnızca her gece yaptığı gibi emmek için uyandı.

Bu olayı yaşadığımızda Meriç henüz 7 buçuk aylıktı. Gece uyku rutini, doğduğundan beri aynıdır, banyo yapar ardından emer,  ben müzik açarım o da emziğini alır ve uyur. O gece de bunun dışına çıkmamıştık.

Ertesi gün bir araştırma yaptım ve “uyku veya gece terörü” kavramıyla tanıştım. Uyku terörü, uykunun aniden bozulması ve çocuğun  korkmuş, şaşkın bir biçimde uyanması olarak tanımlanıyor. Atak bir kaç dakika ile yarım saat arasında bir süre boyunca sürebilir. Atak geçtikten sonra çocuk, sakin bir şekilde uykuya geri döner. Ergenliğe kadar seyrekleşerek sürebiliyor. En sık 3 yaşındaki çocuklarda görülüyor. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülüyor.

Belirtiler;

Derin uyku sırasında ortaya çıkar, çocuk uykudan aniden ve ağlayarak uyanır, çığlık atar, sakinleştirme yöntemlerine cevap vermez, hızlı soluk alıp verir, size baktığı halde görmez, sabah onları hatırlamaz, atak bir kaç dakikadan yarım saate kadar sürebilir.

Atak sırasında ne yapmak gerekir?

Her şeyden önce ebeveynler ve varsa çocuğun bakımından sorumlu kişiler atak sırasında soğukkanlı ve sakin kalmalıdır, çocuğa sarılarak veya elini tutarak sakinleştirici sözler söylemelidir, uyandırmaya çalışmak yerine uykuya geri dönmesine çalışılmalıdır.

Atakları önlemek mümkün mü?

Uykudan hemen önceki yorucu aktiviteler, gece terörünü tetikleyebilir. Gündüz uykularının düzenli olması, aşırı egzersizden kaçınmak atakları seyreltir.

Terör saatlerini belirleyip öncesinde uyandırmak uzmanlar tarafından önerilen bir yöntem. Bir hafta boyunca her gece atak saatinden 15 dakika önce çocuğunuzu uyandırın, uykusu açıldıktan sonra 5 dakika yatak dışında vakit geçirip tekrar yatırın. Uyku terörü tekrarlarsa uygulamaya devam etmek gerekiyor.

Uyandırma yöntemine rağmen uyku terörü haftada 2 kereden fazla tekrarlıyorsa, ataklar yarım saatten fazla sürüyorsa, kramp ve salya da eşlik ediyorsa bir çocuk psikiyatrını görmek de fayda var.

IMG_4589

huzurlu, sağlıklı uykular……………

 

Not: Kendi uyku terörü tecrübemiz dışında paylaştıklarım,  Uzm Dr Erdem UZUNOĞLU’nun 17.12.2009 tarihli yazısından derlenmiştir.

 

 

 

 

 

Advertisements
annebebekdostu tatil, çalışan annenin el kitabı

çocuk oto koltuğu seçimi

Çocuklarımızın güvenliği için otomobil ile seyahatlerde mutlaka çocuk koltuğu kullanılmalıdır. Çocuk koltuğunun kullanım amacı olası bir kaza anında çocuğun savrulmasını engelleyerek oluşabilecek yaralanmaları önlemektir. 

Çocuk koltukları, yenidoğan döneminden itibaren 12 yaşına kadar kullanılıyor. Daha doğrusu 150 cm’den kısa ve 36 kg’dan az kiloya sahip çocuklar otomobillerin arka koltuğunda özel araç koltuğuyla seyahat etmek zorunda.

Çocuğunuzun boyuna ve kilosuna uygun bir ekipman seçmek önemli.

Çocukların kilolarına göre koltuk için uzman önerileri:

0-9 aylık (0-8 kg) bebekler için yapılmış olan ana kucağı modeli tercih ediliyor. Arka koltuğa, bebeğin yüzü arka cama bakacak şekilde yerleştiriliyor.

4 yaşına kadar (9-18 kg) hareketli çocuk güvenlik koltukları kullanılmalı. Bunlar arka koltuğa öne bakacak şekilde monte edilebilir. Çocuk mümkün olduğu kadar uzun süre,  oto koltuğunda yüzü arkaya bakacak şekilde seyahat etmeli.

4-10 yaş arasında (15-36 kg arası) çocuk, boy ve kilo olarak hareketli koltukları kullanamayacaktır ve henüz emniyet kemeri de kullanmaya hazır olmadığından yükseltici çocuk güvenlikli oto koltukları kullanılmalı.

Emniyet kemeri 10 yaşından sonra takılmalı.

IMG_5138.png

Bebeğiniz 9 kilo olana kadar kullanılacak ana kucağı tipi oto koltukları aynı zamanda bebek arabasında da kullanıldığından, bebek arabanızın markası ile aynı veya uyumlu olması önemli. Ana kucağı aracın arka koltuğuna ve arka cama bakacak şekilde monte ediliyor. Meriç, bu şekilde oturmaktan hiç hoşlanmıyor ve çok kısa yolculuklarda bile çok huzursuz oluyor. 9 kiloya ulaşmayı sabırsızlıkla bekliyor, bu yüzden ne bulsa ağzına götürüyor 🙂 (arabada seyahatten pek hoşlanmayan canım oğlum için uyguladığım yöntemlerden biri de sürekli arabada tuttuğum bir oyuncak, yalnızca arabada oynadığı için biraz özlemiş de oluyor.)

9-18kg için uygun olan koltuklar 4 yaşına kadar kullanılabiliyor. Bazı markalarda 9-25kg arası kullanıma uygun seçenekler de var.

Oğlum için yaptığım araştırmalarda 9-18 kg’dan itibaren oto koltuğu üreten markalardan Alman Britax-Römer ve İskandinav  BeSafe güvenlik ve kullanım kolaylığı açısından ön plana çıkıyor. Ancak esas olan bir çocuk oto koltuğuna sahip olmanız. Bu markalar aklınıza yatmıyor, zevkinize uymuyor veya bütçenizi aşıyorsa Maxi Cosi, Bebe Confort, Koala, Cybex, Concord, Chicco, Tripper (bu markanın yalnızca 0-13kg rastladım) gibi bir çok marka oto koltuğu üretiyor.

güvenli seyahatler….

IMG_4051


çocuk gelişimi

emzirmek ya da nasıl emzirmek?

Çalışan bir anne adayı olarak, hamilelik sürecimde elimden geldiğince “doğum”‘a ve çocuklu hayata hazırlanmaya çalıştım. Bu arada, aradaki lohusa ve emzirme periyotlarını  atlamışım. Kimse de bana ilk günlerde emzirmenin ne kadar zor olabileceğini söylemedi ya da ben bu konuyla çok ilgilenmedim. Zaten ne kadar zor olabilirdi ki…

Hastanede ebe hemşireler emzirme pozisyonlarını gösterdiler, hastaneden çıktıktan sonra da her zaman telefonla veya yüz yüze hastanemden destek alabildim. Ancak bebeğimle baş başa kalınca işler o kadar kolay olmadı.

İlk 40 gün çok ama çok zor, sonraki 1 ay da zor geçti. Bu süreçte tebrikler, telefonlar.. Herkes anneliğin ne mükemmel, ne kutsal birşey olduğunu, emzirmenin ne kadar haz veren bir duygu olduğunu anlatıp durdu ama ben anneliğe odaklanamıyordum ki tek düşündüğüm oğlum kaç dakika emdi? kaç dakika aktif emdi? ön süt mü emdi? son süt mü emdi? ağlıyor demek ki doymadı,  gündüz neden uyumuyor aç mı? sütüm yetmiyor mu? gece çok uyuyor 2 saatte bir uyandırıp emzirmeliyim, son 10 günde kaç gram aldı? kafamda kocaman bir EMZİRME balonu ile geçti ilk günler. Göğüs ucu yaralarından, ağlayarak emzirdiğim günlerden, yeterince emilmediği için tıkanan süt kanallarının verdiği acıdan burada bahsetmiyorum.

O günlerde emzirmenin neresi zevkli? ancak bebeğimi beslemek için katlanılması gereken bir süreç olarak düşündüğümü hatırlıyorum.

Keşke demeyi hiç sevmem, geçmişten aldığım ne varsa geleceğe katmayı tercih ederim, ama o süreçte bu periyodu birileri bana anlatsaydı en azından hazırlıklı olurdum dediğim doğrudur.

Sonra anladım ki emzirirken saate bakmanın, ön süt mü emdi son süt mü emdi diye endişelenmenin ne bir yararı var ne de anlamı. Zamanla oğlum emmeyi, ben emzirmeyi öğrendim. Bunun kimsenin size öğretemeyeceği bir süreç olduğunu anladım. Bu, bebeğinize ve size özel bir süreç ve birlikte öğreniyorsunuz.

Şuan “emzirmek” hakkında ne mi düşünüyorum? hayatımın en keyifli dakikaları oğlumu emzirdiğim, göz göze geçirdiğimiz emzirme anları. O an yalnızca ikimiz oluyoruz yeryüzünde ve gökyüzünde. Bu mutluluk hiç bitmesin istiyorum. 

yetersiz_sut

(Fotoğraf La Leche League Türkiye web sayfasından alınmıştır.)

Lohusa sürecinde güvendiğiniz ve size destek olacak, sizi motive edecek, keyiflendirecek insanları çevrenizde bulundurmak önemli. Özellikle güvenebileceğiniz, size emzirme konusunda destek ve cesaret verecek bir çocuk doktoru seçmenizde büyük yarar var.

Bana bu süreçte destek ve cesaret veren aileme, arkadaşlarıma, sosyal medya kanallarından facebook emziren anneler grubuna, emzirme konusunda teknik anlamda doyurarak kafamı rahatlatan la leche league Türkiye’ye teşekkür ederim.

 

NOT: Tıkanan süt kanalları ile ilgili biri hastanede sonuçlanan birçok maceramın ardından size verebileceğim tek tavsiye; bu acı veren durumda kendinize güvenin, bebeğinize güvenin, emzirin, emzirin, emzirin…. (ılık duş, masaj, sıcak kompres, makina ile sağma bir yere kadar yardımcı oluyor)

 

 

 

 

kitaplık

Ina May’in doğuma hazırlık rehberi

Kitabın yazarı olan Ina May Gaskin, dünyaca tanınmış bir ebe. Kocası Stephen ve 250 genç insanla birlikte Tennessee’de kurduğu The Farm topluluğu ile dünyanın dikkatini doğal doğuma çekmeyi başarmıştır.

Ülkemizde en yaygın doğum yöntemi ne yazık ki hala sezaryen olsa da son yıllarda doğum sürecinde uyanık kalmak ve o anı yaşamak isteyen anneler sayesinde normal doğum yeniden tercih edilmeye başladı.

Kitapta anlatılan doğal doğumun, normal doğumdan farkı, hastane yerine ev ortamının doğal koşullarında gerçekleştirilmesi, eşlerin de doğuma aktif olarak katılmasıdır.

Ina May, kitapta  onlarca doğal doğum hikayesine yer veriyor ve doğal doğumun anne ve bebek için faydalarına dikkat çekiyor. Ina May, kitabın asıl amacını kadın bedeninin hamilelik sürecindeki ve doğumdaki gerçek kapasitesini öğrenme yolunda bir davet olarak ifade ediyor.

Kitabı, hamileliğimin son günlerinde okudum. Dürüst olmak gerekirse başlangıçta, bazı hikayeleri yaklaşan doğumun heyecanından olsa gerek ürkütücü buldum. Ancak sayfalar ilerledikçe o çok duygusal hikayeler içimi ısıttı, gözlerim dolarak okudum.

Hamileyseniz, normal veya doğal doğum düşünüyorsanız ya da yalnızca doğum ile ilgili bilgilenmek istiyorsanız bu kitabı kütüphanenize katmanızı tavsiye ederim.

5993373d-81e2-489d-b174-cd6731ec61ce

 

kitaplık

mahallenin en mutlu bebeği

Mahallenin en mutlu bebeği kitabının yazarı Harvey Karp bir çocuk doktoru.

Dr. Harvey Karp kitapta, yeni doğmuş bebeğinizin ağlamasını durdurmanın ve daha uzun uyumasına yardım etmenin yöntemlerinden bahsediyor.

Dr. Harvey Karp’ın araştırmaları, ilkel toplumlardaki bebeklerin hiç ağlamadıkları tezini temel alıyor ve bu toplumlardaki annelerin yöntemlerini inceliyor.

Kitapta ele alınan konuları şöyle özetleyebilirim;

  • ilk 3 ay bebeğinizin dünyaya alışma dönemidir.
  • ağlayarak size ihtiyaçlarını söylemeye çalışıyordur.
  • acıktıysa doyurun, altını ıslattıysa bezini değiştirin, kendini yalnız hissediyorsa kucağınıza alın, üşüdüyse daha kalın giydirin.
  • peki tüm ihtiyaçları karşılandı ve ağlamaya devam ediyorsa? dünyaya alışması için ona annesinin rahmindeki konforu sağlamaya çalışın
  1. kundaklayın, sıkıca sarmalayın
  2. yan ya da yüzükoyun yatırın
  3. şşşşşş sesi – yüksek ve monoton gürültü çıkarın (white noise bu işi görüyor)
  4. ritmik olarak sallayın
  5. emzirin ya da emzik verin

ve tüm bunları belirtilen sıra ile yapın.

daha fazlası için kitabı okumanızı ya da en azından bir göz atmanızı öneririm.

745cf8a2-fa37-48d5-9a68-93a499427ef5

anne bebek dostu, çocuk gelişimi

AnneBebekDostu aktiviteler: yoga

O minik yürek bir fasulye tanesi iken annelik serüvenim başladı. İlk günden itibaren oğlum hayatımın bir parçası oldu. O’nu ilk günden itibaren bir birey olarak kabul ettik hayatımıza.Annebebek aktivitelerimiz de ben hamileyken başladı;  birlikte iş seyahatlerine gittik, ailecek yürüşlere çıktık, bol bol sohbet ettik, yoga yaptık.

İki yıldır yoga yapıyordum, hamileliğim süresince de yogaya devam etmek istedim. Yoga, doğuma hazırlık için harika bir yöntem. Hamilelik boyunca ihtiyacımız olan dayanıklılığı bize verirken aynı zamanda vücudumuzdaki gerilimi azaltıyor, vücudumuzu ve bebeğimizi dinlememiz için de bize fırsat veriyor. Araştırmalar, tavsiyeler derken sonunda Emirgan’da yer alan Do-um ile tanıştım. (Alternatif olarak Cihangir Yoga‘da da hafta içi gündüz saatlerinde ve cumartesi günleri hamile yogası dersleri var. ) Do-um’da hafta içi bir gün akşam (çalışan anne adayları için ideal) ve cumartesi sabahları “hamile yogası” dersleri var. Oğlumla birlikte, hamileliğim süresince hamile yogası derslerine katıldık. Bir yandan oğlumla yakınlaşırken, diğer yandan anne adayları ile sosyalleştim.

Doğumdan sonra ise anne ve bebeklerini daha da yakınlaştıran, bebeklere anneleri ile yapacakları pozlarla gelişim ve rahatlama fırsatı verirken, annelere sosyalleşme imkanı veren bir başka aktivite ise “anne-bebek yogası”Derslere, bebekler 6 haftalıktan itibaren katılabiliyor. Minik Yogi’m 2.5 aylık olduğunda ilk  derse katıldık. Dersleri,  bebekler ve anneleri şarkılar eşliğinde yapıyor. İç seslerini dinliyor, vücutları ile ilgili farkındalıkları artıyor, rahatlıyorlar. Bebekler ders süresince bazen mırıldanıyor, bazen gülüyor bazense yalnızca emmek istiyorlar. Derslerde anneler de bebekleri de oldukça rahat. Dersler beslenme ve dinlenme ile tamamlanıyor bu sırada farklı dillerde ninniler bazı bebekleri uyuyor. Biz anneler ders çıkışında bebeklerimizle bazen sahile iniyoruz bazen Emirgan parkına gidiyoruz. Hem hava alıyoruz, hem de hangi doktora gidiyoruz?, ek gıdaya geçtik mi? BLW yapıyor muyuz? Uyku eğitimi ne zaman başlamalı?  gibi konularda hayata dair 🙂  sohbet etme şansımız oluyor.

fbee465b-4baa-4e42-9b28-1f0171572fbf

Annelerin, bebekleri ile birlikte yapabilecekleri daha pek çok aktivite var. Daha sonraki yazılarımda birkaçından daha bahsedeceğim. Benim oğluma birlikte yapmaktan en çok keyif aldığım aktiviteler; onu öpmek, koklamak, her anını ölümsüzleştirmek için fotoğraflarını çekmek, birlikte kek yapmak, yürüyüşe çıkmak, alışveriş yapmak, sohpet etmek, birlikte şarkı söylemek, kitap okumak………..

Sizin birlikte yapmaktan en keyif aldığınız aktiviteniz nedir?

 

çalışan annenin yemek kitabı

çalışan annenin yemek kitabı

Yemek yemek, benim için büyük bir zevk, bir arayış, bir tutku demek. Yemek yapmak ise bir terapi, bir yaratıcılık seansı demek.

Mutfakta kullanmaktan keyif aldığım tek ölçü “göz kararı” olduğu için ve de içeriklerdeki hiçbir malzeme vazgeçilmez olmadığından “tarif” yerine yazdıklarıma “yemek fikirleri” demeyi tercih ediyorum.

Çalışan annenin yemek kitabı, biraz benim pratik yemek yapma anlayışımı, biraz sağlıklı yemek anlayışımı, biraz da değişik yemek anlayışımı içeren bir kitap olacak.

Sevgiler..

 

 

 

çalışan annenin yemek kitabı

muzlu tarçınlı kek (süt yerine elma suyu ile)

Kek en sık yaptığım hamur işi çünkü çok kolay ve yapmaya karar verdikten 30-40 dk. sonra yemeye hazır. İçine de o gün evde ne varsa, aklıma ne gelirse onu koyarım.

Bu sabah da limonlu ve hindistan cevizli bir kek yapmaya karar verdim, limonu yıkadım, malzemeleri hazırladım tam da o sırada gözüme mutfak masasında birkaç gündür duran bir muz ilişti ve fikrimi değiştirdim, muzlu bir kek yapmaya karar verdim.

4.5 aylık oğlum Meriç’e 1 aylıkken süt proteini alerjisi teşhisi konduğu için kekin içine süt yerine meyve suyu bazen de yalnızca su koyuyorum. Muzlu kek için de elma suyu tercih ettim. Ben, zaman kısıtı sebebiyle hazır pastörize %100 bir meyve suyunu tercih ettim, vaktiniz ve katı meyve sıkacağınız varsa kendiniz sıkarsanız harika olur tabii. Alerji gibi bir kısıtınız  yoksa süt de bir seçenek her zaman.

Yaptığım şey bir kek bile olsa ölçü kullanmak bana her zaman zor gelmiştir. Ancak madem burada bir tarif yayınlıyorum elimden geldiğince ölçü vermeye gayret edeceğim.

Gelelim malzemelere;

3 yumurta

yarım su bardağı kadar şeker (içine meyve suyu koyacağımız için şekeri az tutmakta fayda var ama siz biraz daha şekerli tercih ediyorsanız şeker miktarını arttırabilirsiniz)

yarım su bardağından biraz az sıvı bitkisel yağ

yarım su bardağından biraz fazla meyve suyu

1 paket kabartma tozu

1 paket vanilya (ben bazen hiç toz vanilya kullanmıyorum, içine koyduklarım yeterince aromalı)

aldığı kadar un 🙂 hiç ölçmedim direk paketten kek karışımına döktüm. yaklaşık 2 su bardağı olsa gerek. Kekinizin kıvamına göre dilediğiniz kadar ekleyebilirsiniz. Un miktarı, sıvı (yağ, süt/meyvesuyu) karışımınızın miktarına ve hatta yumurta büyüklüğüne bağlı olduğundan her zaman kıvamının yeterince akışkan olmasından miktarın yeterli olup olmadığını kontrol ederim.

ve tabiki 1 muz.

son anda aklıma tarçın da eklemek geldi.

her kek tarifinde olduğu gibi 2 önemli nokta fırınınızın önceden ısıtılmış olması (180 C) ve yumurta ile şekerinizin çok iyi çırpılmış olması gerekiyor.

yumurtaları şeker ile köpük köpük ve bembeyaz olana kadar çırpmak önemli

ardından sıvı malzemeleri ekliyoruz; sıvı yağ, meyve suyu küçük bir karıştırma ve

kuru karışımın ilavesi; kabartma tozu, un, vanilya. Unu eleyerek koyarsanız harika olur ancak ben hep direk paketten koyuyorum hep süreyle yarıştığımdan. Kuru karışımı koyduktan sonra da çok karıştırmanıza gerek yok, tüm malzeme homojen hale gelsin yeter.

En son muzu küçük küçük doğrayın ve dilediğiniz kadar tarçın ilave ederek son kez spatula ile karıştırarak

önceden yağlanmış olan kek kalıbına koyuyoruz.

ısıtmış olduğumuz fırında yaklaşık 30-35 dakika pişiriyoruz. kek kalıbının yüksekliğine göre de bu süre değişebilir. 30 dakika sonra bir kürdan veya bıçak ile içinin pişip pişmediğini kontrol edebilirsiniz. (bıçak temiz çıkarsa tamamdır.)

Afiyet olsun….

Ben bunları yaparken oğlum nerede mi?

İşte burada..

bd439d61-dee7-4cd3-90f1-804080f5ddff

Mutfakta ana kucağında oyuncakları ile oynuyor bir yandan da annesinin kek tarifini dikkatle dinliyor. 🙂 Toplam hazırlık süresi yaklaşık 8-10 dakika.

 

 

 

 

anne bebek dostu, çalışan annenin el kitabı

kadın olmak..

Kadınsanız, üstelik çalışan bir kadınsanız, üstüne üstlük bir de anneyseniz o zaman siz de bir süper kahramansınız demektir.

Beyler alınmasın, kadın evriminin erkeklerinkinin bir adım önünde olduğuna inanırım. Kadınlar erkeklere oranla daha nadir kalp krizi geçirir, kadınların ortalama ömürleri erkeklere oranla daha uzundur, kadınlar, yeni ortamlara, yeniliklere daha kolay uyum sağlarlar, aynı anda çok şey düşünüp, birçok şeyi de aynı anda yaparlar. Sorumlulukları da erkeklerden çok daha fazladır. Bu sorumluluk kısmı hep kafamı kurcalamıştır; kadınlar, birçok şeyi aynı anda ve iyi yapabildikleri için mi sorumlulukları daha fazla yoksa toplumun yüklediği sorumluluklara yetişebilmek için mi süper yeteneklerle donanmışlar?

Kadınlar evde bir eş, bir şef, bir eğitmen, bir psikolog, bir dost, bir yönetici ve daha pek çok şeydirler. Evden birkaç saat  ya da birkaç gün ayrıldıklarında yalnız evde herşey karışmakla kalmaz aile bireylerinin günlük yaşantıları da bundan nasibini alır. Kadın düzenler, pişirir, temizler. Kadın evdeki enerjidir. Kadın birleştirendir, kadın bir arada tutandır.

Kadın annedir. Anne, geleceği yetiştirendir. Bazı anneler “birey” bazılarıysa (hiç büyümeyen) çocuklar yetiştirir. Anneler yetiştirdikleri çocuklarla içinde bulundukları toplumu, toplum yapanlardır. Anne sosyal yaşamın temelidir. Eğitimli, bakımlı, çalışkan, güçlü anneler; eğitimli, bakımlı, çalışkan, güçlü toplumlar demektir.

anne bebek dostu

merhaba anne..

7 yıl sürdü balayımız. Gezdik, gördük, yedik, içtik, eğlendik, öğrendik, çalıştık, çalıştık, çalıştık…

Sonra birgün evrene hazır olduğumuzu fısıldadık. Çok geçmeden hayat bize en güzel süprizini yolladı.

9 ay, kimi zaman telaş, bazen endişe, çok çok heyecan ve bol bol mutlulukla geçti. Hayatımda beslenmediğim kadar iyi beslendim, her gün yürüyüşler yaptık, bol bol gezdik, dostlarla iyi vakit geçirdik ve yine yoğun yoğun çalıştım. 6.5 aylık hamileyken yurtdışı iş seyahatine gittim. Öncesinde de her hafta iş seyahatleri yaptım. “Allah kurtarsın” dendiğinde bozuluyordum.Hiç anlamadım neden öyle dendiğini. Hasta değildim ki. Hamileydim. Çok sağlıklı, huzurlu ve mutluydum. Hamileliğim çok güzel geçti, ben onu bir hastalık olarak görmedim, o da bana tüm güzelliklerini sundu. Herşeyden önce çok olumlu bir ruh halindeydim, ben izin vermedikten sonra kim keyfimi kaçırabilirdi. Daha az sinirlendim, daha az söylendim.

7 ay kaldı, 3 ay kaldı, 4 hafta kaldı derken geldi çattı 40. hafta. 40. hafta geldi ama oğlum gelmek için kendini pek hazır hissetmiyordu. Biz de ona ihtiyacı olan zamanı verdik. 40hafta+2gün, 40hafta+4 gün derken 40 hafta + 6.gün “tamam ben hazırım” dedi. Ama bekleyiş henüz bitmemişti, heyecan ise doruktaydı. 10 saat, 15 saat, 20 saat derken 28 saat süren kasılmaların (sancı demek istemiyorum, dayanılmaz ağrılar çağrıştırıyor. Süreç benim için gayet iyi geçti) ardından sezeryanla sonuçlanan doğum.

Ve.. Merhaba Anne……..

9O6A7125

Doğumhanede tanıştık hayatımın anlamı ile. Zaman durdu, hayat durdu ve yalnızca biz vardık. Aklım da durdu kalbim de sanki, kulağımda bir uğultu ve bir ağlama daha doğrusu “merhaba anne” diye çınlayan oğlumun sesi. Benim aklımdan geçen tek şey “sen gerçek misin? sen benim oğlum musun?” Hayat gerçekten mucizelerle doluydu ve en inanılmazı benim kollarımdaydı.