anne bebek dostu, çalışan annenin el kitabı

Tam zamanlı anneler çalışma hayatını zor mu buluyor?

Sevgili anneler,
Geçtiğimiz günlerde, 3 çocuk annesi Katie Hopkins’in çalışmayan annelere saldıran bir tweet’i ile ilgili bir haber okudum. Tweet su:  “İş hayatında kadın düşmanlığı var demek, iş hayatı benim için çok zor demenin daha kısa bir yoludur.”
Bu tweet bana şunları düşündürdü:
Her zaman, kadının toplumu yaratmaktaki ve geliştirmekteki gücüne inandım. Kadın, çalışma hayatında daima ve güçlü olarak var olmalıydı.
Ben de bundan 7 ay öncesine kadar çok yoğun hatta bazen aşırı çalışan bir anneydim. 7 ay önce ailem ile birlikte İstanbul’dan Londra’ya göç ettik. İlk aylar, yalnızca evde ve oğlumla olmak, harika olmak ile birlikte çok da zordu. Hatta bir gün hüngür hüngür ağladım. (o günü ayrıca yazmıştım, buradan okuyabilirsiniz). Bu geçiş döneminde duygusal olarak biraz daha iyi bir duruma gelince, kadının iş hayatındaki ve evdeki rolü ile ilgili fikirlerim de duygularımla birlikte gelişti. Sonuçta vardığım kavram “denge” oldu.
Biz kadınlar, koşullara çok hızlı uyum sağlıyoruz, çok yönlü düşünüyoruz, gelişime ve değişime çok daha fazla açığız. Bu yüzden kadını, hayatın merkezinde görüyorum.
Hayatı iş hayatı ve ev hayatı olarak ayırmayı da doğru bulmuyorum. Kadın hangi koşullarda daha “dengeli” hissediyorsa (şöyle de diyebilirim nasıl içine siniyorsa, gücü yetiyorsa ve mutlu oluyorsa) orada olmalı.
Kadının toplumu yaratan, şekillendiren ana unsur olduğu tartışılmaz. (babaların rolünü ve dış faktörleri hiçe saymıyorum :)) Çocuklarımız, bizim onları sevdiğimiz kadar, saydığımız, onlara değer verdiğimiz, ilgi gösterdiğimiz, güven verdiğimiz kadar olgun ve mutlu “bireyler” olarak topluma katılıyorlar.
Merak ettiğim şu, siz kendinizi, ne zaman ve nerede “dengeli” ve “mutlu” hissediyorsunuz?
Annelerin bu konuda neler düşündüğünü ve ne hissettiğini merak etmiştim ve bu yazıyı facebook’daki bir anne grubuna yazmıştım. Yazının altına onlarca yorum yapıldı. Bana bu yazıyı yazdıran tweet’i referans göstermemin uygun olamadığını söyleyen, çalışan kadınların çocuklarına acıdığını söyleyen, çocuğu doğduktan sonra çalışma hayatını bırakan anneleri eleştiren, tam tersi iş hayatını çocuğu için bıraktığı için gurur duyan onlarca yorum vardı. Bu yorumları önce biraz şaşkınlıkla sonra biraz merak ile takip ettim.
Bu mesajların birçoğunun arka notalarında bolca öfke, hayal kırıklığı, yarım kalmışlık, kıskançlık hissettim.
Şimdi merak ettiğim konu şu: nedir birbirimizi acımasızca eleştirmemize sebep olan duygu?
Sevgiler,
annebebekdostu
Advertisements
anne bebek dostu, çocuk gelişimi

anne olmak çok kolay

Aslında anne olmak çok kolay…

Başlangıcı hepimiz biliyoruz, ardından 38-40 hafta karnımızda taşıyoruz, sonra bir kaç saat doğum sancısı çekiyoruz veee anne oluyoruz. Belki sosyal hayatımız etkileniyor, belki uykularımız az ve düzensiz oluyor. Artık kendimizden çok düşündüğümüz biri daha oluyor hayatımızda. Ve bunların hiçbiri bize zor gelmiyor.

Zor olan, iki kişi yaşamaya zar zor ikna olduğumuz (bazen olmadığımız) evimize farklı ihtiyaçları, beklentileri ve farklı kişiliği olan yeni bireyleri kabul etmek ve evimizi gerçek anlamda onlarla paylaşmak. Tabiki hepimizin bir yaşam tarzı ve buna uygun ev düzeni var. Tabiki çocuklarımız da bu düzenin bir parçası. Ancak evimizin bu küçük bireylerinin ihtiyaç ve tarzlarına da saygı duymak zorundayız. Lavaboya uzanamıyorsa bir tabure koymak bizi de onu da çok rahatlatır. Çocuğumuza bir oda vermişsek, hoşumuza gitmese de kendi alanında, kendi düzenine saygı duymalıyız.

Zor olan, yorgun, üzgün veya öfkeli olduğumuzda, kendi duygularımızın farkına vararak, ailemize karşı sabırlı ve hoşgörülü olabilmek.

Zor olan, örnek olmak. Çocuklarımız için hep daha iyisini istiyoruz ve bunun için çabalıyoruz. Ve sonuç için hep endişeliyiz. Bunun için endişelenecek kadar ilgili bir anneyseniz merak etmeyin “en kötü bizim gibi olacaklar”. Bir ata sözümüz bile var armut dibine düşermiş. Çocuklar onlara ne söylediğimizle, ne aldığımızla, ne sağladığımızla değil bizim nasıl olduğumuz ve çocuklarımıza ne hissettirdiğimiz ile şekillenirler. Eğer sizin kitaplığınızda hiç kitabınız yoksa ve okumuyorsanız, çocuğunuza istediğiniz kadar kitap alın, istediğiniz kadar oku diye ısrar edin, büyük ihtimalle okuyan biri olmayacaktır.

Zor olan, kendi ihtiyaçlarımızın bile farkında olmadan, kendi ihtiyaçlarımızı bile karşılayamadan başka birinin ihtiyaçlarının karşılanmasının sorumluluğunu taşımak.

Zor olan, insan olduğumuzu, hata yapabileceğimizi, mükemmel olmadığımızı ve mükemmel olmak zorunda olmadığımızı kabul etmek.

Zor olan, dinlemek. Karşımızdakinin ağzından çıkan sözlerinin arkasındakini dinlemek. Beden dili ne diyor? Ses tonu ne söylüyor? Gözleri neler hayal ediyor? Neler hissediyor, duygusu ne? Gerçekte neye ihtiyacı var?

Zor olan kendi hayatlarımızdan bir şeyler feda etmeden, küçücük yüreklere dokunabilmek. Fedakarlık yapmadan onlara koşulsuz sevgimizi verebilmek…